Sanki bir boşluk beni içine çekmeye çalışıyor, çırpınıyorum çırpınıyorum ama debelendikçe… çabaladıkça sanki daha fazla içine giriyorum o boşluğun. Beni yutuyor. Sevdiğim her şeyi, isteklerimi, hayallerimi; sahiden benim hayallerim neydi? , bedenimi ama en önemlisi de benliğimi içine çekiyor. Beni tüketiyor. Benliğim benden giderse benden geriye ne kalır oysa?
Gündüzken gece, beyazken siyah, pembeyken zifiri karanlık olur mu bir insan? Nasıl düzelecek bu, düzelmeyen ne? Çabalıyorum işte, yemek yiyorum duş alıyorum uyuyorum daha az ağlıyorum, belki bazen ciğerim sökülene kadar ağlıyorum evet ama azaltıyorum. Deniyorum. Bu bu geçmiyor bu azalmıyor bu hissettiğim şey!
Geçen bir arkadaşımla oturduğumda bana benim en sevdiği yönümü söyledi “ kendimi sevmem” hadi beraber haykıralım! Ben kendimi seviyorum! Ben kendimi seviyorum! Ben kendimi seviyorum! Ben bedenimi seviyorum! Ben bedenimdeki izleri seviyorum! Hiç farkında olmadan sürekli morarttığım ve bilincimin gittiği dakikalara rağmen bedenimi seviyorum! Ben bu aptal gibi çok düşünen kafamı seviyorum! Evet!
Ben iliklerime kadar hissediyorum! Vücudum bana bağırıyor, tenimin altında bir şey bana sesleniyor, yıllarca yıllarca duymadım. Yok saydım. Gömdüm. Ama bedenim hep biliyormuş! Benden yardım istemiş, onu yok saymamamı onu görmemi istemiş! Kendimi görmek istiyorum! Ben artık kendimi görmek istiyorum! Gördüğümü görmek istiyorum. Kendimi sevmek istiyorum. Deniyorum.
“Biz nereye bakarsak orası karardı albayım. Göğe baktık ay kayboldu, yıldızlar düştü.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Istırabımın ve beraberinde sürüklediği her şeyin ortadan kaybolması, çoğu kez hayatımızda önemli bir yer tutan hastalığın geçmesi gibi, bir eksiklik yaratıyordu.