Hayatımın en büyük gururu, 7 yıldır birlikte büyüdüğüm kızım.
Tutkum önce kitaplar, tiyatro ve sinema. Atatürk'ün izinde bir vatanperverim
Fenerbahçe ruhumda, caz, blues, rock ve opera ise kulaklarımda.
Murakami’nin dünyasında sıradanlık ile tuhaflık iç içe geçer. Bu yüzden kitapları, klasik olay örgüsünden çok “his” üzerine kuruludur. Murakami okumak biraz gece tek başına yürümek gibi. Her şey tanıdık ama bir o kadar da tuhaf gelir. Gürültülü bir anlatım yoktur; aksine sessizlik hâkimdir. Ama o sessizlikte insan kendi iç sesini daha net duyar. Eğer hızlı aksiyon, net cevaplar ve kesin sonlar arıyorsan seni tatmin etmeyebilir. Ama “hissetmek” istiyorsan, Murakami tam orada durur.
Bir noktadan sonra kitabı okumayı bırakıp kitabın içinde yaşamaya başlıyorsun.
Çünkü:
* Günler tekrar ediyor
* Rutinler uzuyor
* Diyaloglar bazen boş gibi geliyor
Ama bu “boşluk hissi” aslında kasıtlı.
Murakami sana olay vermek yerine zaman veriyor.
Ve zaman uzadıkça şu oluyor:
Sen de karakter gibi düşünmeye başlıyorsun.
Bu kitabı ve yazarı seviyorum çünkü bana cevap vermiyor. Her şey biraz eksik, biraz belirsiz kalıyor ama tam da bu yüzden gerçek hissettiriyor.
Murakami’nin dünyasında sıradanlık ile tuhaflık iç içe geçer. Bu yüzden kitapları, klasik olay örgüsünden çok “his” üzerine kuruludur. Murakami okumak biraz gece tek başına yürümek gibi. Her şey tanıdık ama bir o kadar da tuhaf gelir. Gürültülü bir anlatım yoktur; aksine sessizlik hâkimdir. Ama o sessizlikte insan kendi iç sesini daha net duyar. Eğer hızlı aksiyon, net cevaplar ve kesin sonlar arıyorsan seni tatmin etmeyebilir. Ama “hissetmek” istiyorsan, Murakami tam orada durur.
Bir noktadan sonra kitabı okumayı bırakıp kitabın içinde yaşamaya başlıyorsun.
Çünkü:
* Günler tekrar ediyor
* Rutinler uzuyor
* Diyaloglar bazen boş gibi geliyor
Ama bu “boşluk hissi” aslında kasıtlı.
Murakami sana olay vermek yerine zaman veriyor.
Ve zaman uzadıkça şu oluyor:
Sen de karakter gibi düşünmeye başlıyorsun.
Bu kitabı ve yazarı seviyorum çünkü bana cevap vermiyor. Her şey biraz eksik, biraz belirsiz kalıyor ama tam da bu yüzden gerçek hissettiriyor.
Saka Kuşu / Donna Tartt
.
864 sayfa, bazı kısımları çok uzatılmış gibi düşündürse de daha uzun olsa bile okurdum dediğim bir kitap oldu Saka Kuşu...
.
Fabritius'un aynı adlı tablosundan ve hikayesinden esinlenerek yazılmış bir kitap...
.
13 yaşındayken annesiyle gittiği bir müzede yaşanan bomba saldırısında annesini kaybeden Theo, müzeden çaldığı Saka Kuşu tablosuna tüm benliğiyle bağlanıyor... Bundan sonraki hayatı ise tıpkı tablodaki kuş gibi... Uçabilir ama ayağından zincirle bağlı...
.
Boris kitabın bir diğer önemli karakteri... Theo'nun hayatına hem iyi hem de kötü anlamda dokunuyor... Ve daha birçok sağlam karakter var kitapta...
.
Yazar karakterlerini iyi analiz etmiş, ağır seyreden psikolojik bunalımı iyi yansıtmış diye düşünüyorum... 13 yaşından olgunluk dönemine kadar seyreden metinde, bir çocuğun tek başına kalmasının ağır yükünü, girdiği yanlış yolları, kendini suçlama, yolunu arama gibi gibi bir çok durumu anlatıyor yazar... Benim severek okudum bir kitap oldu...
#kitapyorum
Lena Diaz'ın yeni kitabı sizi ilk sayfasından itibaren esir alıyor ve sonuna kadar bırakmıyor. Kitap da tempo kesinlikle bitmiyor. 350 Sayfadan oluşuyor fakat, kitabın öyküsü akışı kolaylaştırıyor nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Kitap da diğer serisini okuyanlar bilir bu seride david buchanan ve eşi de var, ayrıca diğer kardeşlerden de bahsediliyor. Onları da görünce tanıdık bir dostu görmüş kadar çok sevindim. Lena Diaz yine harika bir iş çıkarmış. Serinin devamını dört gözle bekliyorum. Romantik gerilim sevenlere kesinlikle tavsiye edebilirim.