10/10
·83 syf.··
2026 5. kitabı
İnsan beyninin de bilgiye aç ve susamış olduğunu gösteren bir kitap. Ne kadar boş şeyler ile dolduruyor olsak bile beyin çalışmadığında kendi kendisini tüketmeye başlıyor. Bir insanın psikolojik tramvasını anlatan kitap kısa ve öz.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,2bin okunma
Beyaz Önlüklü Büyük Birader
7/10
·216 syf.··
2026 27. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 00:00
Bu romanla ilgili genel algı, "pembe bir yalanla hayata döndürülen kadın" şeklinde ama açıkçası bende böyle bir duygu uyandırmadı. Aksine, hayatın bütün monotonluğunu ve alışılagelmiş "normal" yaşam algısını reddeden bir kadının, belki de hayatı boyunca hiçbir kural ve kaideye uymadan ilk kez kendi rızasıyla yaptığı bir seçimin türlü hilelerle elinden alınmasından ibaret. Boynundaki yaftayı kabul etmeyen ve sırf "her şeye sahip olduğu için" mutlu hissetmesi zorunluymuş gibi davranılan Veronika’nın bu yaftayı söküp atması kabul edilmedi. Romandaki o delilik suyundan içirtme algısını düşününce bu sistemin, 1984’teki Büyük Birader’in distopyasından ne farkı var? Uyum sağlamadan ölmeleri bile yasak olan o zihniyetten tek farkı, ucuz bir romantizme bürünmesi sadece. Veronika için korkutucu olan ölüm değil, felsefesine uygun olmayan sıradan bir yaşamın parçası olmaktı. Peki şimdi bir yalanın doğurduğu aşk ve yaşama bağlanma isteği Veronika’yı özgür mü kıldı? Hayır; sadece Veronika’yı bedenen değil, zihnen öldürdü. Tanrıcılık oynayan bir doktorun ona kendi iradesi dışında hayatının son bulacağı söylemesiyle piyano çalmak, yeni ay, aşık olmak ve geri kalan bütün her şey gözüne daha canlı göründü. Ancak bu illüzyon kaybolduğunda ve uğruna bütün bunlara son vermeyi seçtiği monoton yaşama yeniden başladığında Veronika yine aynı gerçeklikle baş başa kalacak.
1000Kitap
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,4bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Puan vermedi·128 syf.·
2026 19. kitabı
Aldous Huxley’nin 1950’lerin İkinci Dünya Savaşı sonrası puslu, ruhsal ve psikolojik arayışlarla dolu atmosferinde bizzat kendi bilincini laboratuvara dönüştürerek kaleme aldığı Algı Kapıları, aslında psikanalizin Aborjinler ya da Kızılderililer gibi dış topluluklar üzerinden değil; aristokrat, agnostik terimini literatüre kazandıran bir dedenin genlerini taşıyan ve çocuklukta geçirdiği göz hastalığı yüzünden "görmeye" felsefi bir derinlik atfeden entelektüel bir yazarın kendi zihninde yaptığı sarsıcı bir iç keşif yolculuğudur. Doktor kontrolünde deneyimlediği ve Kızılderili ritüellerinin kutsal parçası olan peyote kaktüsünden elde edilen meskalin özü, insanın zihin yapısını sıfırdan değiştiren yapay bir illüzyon yaratmaz; aksine biyolojik olarak hayatta kalabilmemiz için zihnimizin önüne çekilen ve bizi milyonlarca çiçek arasından sadece işlevsel olan birkaç rengi görebilen arılar ya da sadece hedefe odaklansın diye at gözlüğü takılan atlar gibi dar bir akışa mahkûm eden o evrimsel filtreleri ortadan kaldırarak dünyayı tıpkı kübizm akımıyla nesneye, ışığa ve fona bambaşka açılardan bakan bir ressamın gözüyle, yani bir sandalyeyi sadece konfor sağlayan bir eşya olarak değil, saf bir varoluş ve sanat formu olarak görmemizi sağlar. Ne var ki madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ve kutsal kitaplarda Tanrı’nın insanla doğrudan "söz" üzerinden bağ kurup Hz. Adem’e eşyanın isimlerini öğretmesine baktığımızda dil, insanı körleştiren felsefi bir hapishane değil, aksine insan olmanın, adaleti, ahlakı ve hukuku inşa edebilmenin ilk ve en varoluşsal şartıdır; çünkü eğer dilin bize hakikati unutturduğunu iddia edip o sözsüz, sınırsız trans halini mutlak olarak yüceltirsek, insani boyuttan tamamen çıkıp sınırları yalnızca çiğ dürtüler, hayatta kalma korkusu ve doğanın sert
Algı KapılarıAldous Huxley · İthaki Yayınları · 20251,433 okunma
8/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Trendeki Kız, her gün aynı yolu kullanan bir kadının penceresinden başlayan sıradan bir gözlemin, nasıl karmaşık bir gizemin parçasına dönüştüğünü anlatıyor. Birbirine bağlı hayatlar, kırık ilişkiler ve güven duygusunun yavaş yavaş çöküşü romanın merkezinde yer alıyor. Okur, anlatılanlara ne kadar güvenebileceğini sürekli sorgularken; hafıza, algı ve gerçeklik arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor. Paula Hawkins, gerilimi sessizce büyüten diliyle, küçük detayların bile büyük bir sırra açılabileceğini hissettiriyor.
Trendeki KızPaula Hawkins · İthaki Yayınları · 202013,7bin okunma
10/10
·220 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 02:22
“Beynini Formatla Ancak Yeni ve Gelişmiş Bir Program Yüklemeyi Unutma” Beyin hakkında aklınıza gelen bütün soruların cevabının alındığı bi kitap. Bu tarz kişisel gelişim kitaplarını seven biri olarak bu kitabı çok beğendim. Bilimsel bilgiler de içeriyor kitap. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim:) Kitabın girişi şu şekilde: Merhaba, BeyinSİZ adlı kitabımı beynin hak ettiği değerin bir yansıması olarak görmeni istiyorum. İnanıyorum ki, okuduktan sonra kendi kendine ve kendiliğinden “Değerliyim” ve “Yeterliyim” sözlerini söyleyecek, sevdiklerinin de yararlanmalarını isteyeceksin. Beyne ilişkin ilgi ve hayranlığımın gerekçelerine hak vereceksin. Beynini tanıyarak ve işleyişini kavrayarak; onu hızlı düşünen ve doğru kararlar alabilen bir organ haline getirmek istemez misin? Yerleşik olarak kabullendiğin ağrılarından, fobilerinden, stresten vb. sorunlarından; kısa bir süreçte sonuç alınan, güvenli, etkili, sana özel ve uygulaması kolay yöntemlerle kurtulmak istemez misin? Geçmişten getirdiğin pişmanlıkları düşündüğün zaman “Keşke” demek yerine, bunları bir başkasına ait hatıraları dinler gibi karşılamak istemez misin? Bu anılardan kendine dersler çıkarmak isteyen bir gözlemci olmak istemez misin? Beynin çalışma ilkelerini öğrenip; karmaşa içerisindeyken bile,fark edilmeyen çözümleri sakince görebilen birisi olmak istemez misin? Beynini etkin kullanabilme becerilerine sahip olarak; yaratıcı hızlı kolay ve kalıcı bir öğrenme yeteneğine sahip olmak için, beyinSİZ’i okumalısın… İnanın pişman olmazsınız benden demesi
1000Kitap
Beyinsiz!Bahtiyar Kürklü · Çay Yayınları · 2013157 okunma
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 00:00
“Aşktan Önce”, sinirbilim temelli ilişki anlatısını popüler bir dille kurduğu, “aşkın romantik bir kader değil, biyolojik bir süreç olduğu” fikrine dayanan bir kitap. Neden âşık oluyoruz ve âşık olurken bedenimizde neler oluyor da kendimizi kaybediyoruz? gibi sorulara cevaplar veriliyor. Kitabın en belirgin iddiası, aşkın, sanıldığı gibi “kişisel bir mucize” değil, beynin belirli kimyasal ve sinirsel mekanizmalarının ürettiği güçlü bir algı durumu olduğu. Metnin bazı bölümlerindeki yoğun metaforik dil; örneğin, karşılaşma anında “beyne fırlayan fotonlar”, “eksiklik hissi”, “iki kişilik bir bedende tek kalma” gibi ifadeler aslında bir tür bilimsel romantizm kuruyor. Yazarlar, özellikle aşkın başlangıç evresini (arzu, çekim, bağlanma) biyolojik bir çerçeveye yerleştirerek okura, “Yaşadığın şey gizemli değil, anlaşılabilir.” düşüncesini yerleştiriyor. Bununla birlikte, aşkı yalnızca nörokimyasal süreçlere indirgemek, deneyimin biricikliğinin değerini düşürüyor. Yani “Neden bu kişi?” sorusu biyolojiyle kısmen açıklansa bile anlam düzeyi tamamen ortadan kalkmıyor. Kitap bu anlam katmanını zaman zaman arka plana itiyor. Bu da metni bilimsel açıklama ile duygusal deneyim arasında bırakıyor. Eser, karmaşık bir alanı (aşk + beyin) sadeleştirerek okunabilir bir anlatıya dönüştürmüş. Özellikle, “Neden aynı ilişki döngülerini tekrar ediyoruz?” sorusuna bilimsel bir açıklama arayanlar için işlevsel bir giriş metni. Kitapta beni rahatsız eden şeylerden biri, araştırmalara "güzel" denmesi oldu. "Güzel araştırma" ne demek? Açıklayıcı mı, aydınlatıcı mı, yenilikçi mi, devrimci mi? "Çirkin araştırma" da olur mu? Kelimeler...
Aşktan ÖnceSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 2026267 okunma