Alıntının alıntısı:
"Ağlasam sesimi duyar mısınız? Mısralarımda
Dokunabilir misiniz
gözyaşlarıma
ellerinizle
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel Kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce."
Alıntının üzerine düşündükçe zihnimde birçok şey yerine oturdu.
Aslında bencillik, kıskançlık ve sürekli kendini merkeze koyma hâlinin altında çoğu zaman bir aşağılık kompleksi yatıyor. “Beni kıskanıyorsunuz, beni çekemiyorsunuz, demek ki mutsuzsunuz” diye düşünen pek çok insanın temelinde, tam da bu yetersizlik hissi var.
Karşısındaki insan herhangi bir meseleye eleştiri getirdiğinde, aşağılık kompleksi olan kişi hemen savunmaya geçiyor.
“Beni kıskandığın için böyle diyorsun.”
“Sen mutsuz olduğun için bana saldırıyorsun.”
“En iyisini sen bildiğini düşündüğün için bunu söylüyorsun.” Oysa çoğu zaman, başkasına atfettiği o duyguların asıl sahibi kendisi oluyor.
Ve etrafımıza baktığımızda, belki de bunca kırgınlığın, bunca sertliğin, bunca kötülüğün temelinde tam olarak bu duygu yatıyor. İnsan biraz dikkatle bakınca; küçümseyen, aşağılayan, sürekli üstünlük kurmaya çalışan tavırların arkasında aslında derin bir eksiklik hissi olduğunu görebiliyor.
Ne kadar gülünç olursa olsun, biz gene hayatı tam inkar edemiyoruz. Onda, kafamızı kurcalayan vehimlere rağmen iyi, kötü diye kıymetler arıyoruz. Aşka, ihtirasa yer veriyoruz. Sanatkarca yaşamak ile israflarda ve küçük hesaplarda kaybolmanın farklarını buluyoruz.
Kim bilir hayatımızda kaç kez, “Nasıl da tanıyamamışım!” demiş, kaç kez ince buz tabakasına aldanıp üzerinde yürüdüğümüz gölün soğuk sularında bulmuşuzdur kendimizi..