Bilim-kurgu kategorisindeki en kaliteli kitaplardan biri diyebilirim. Marie Lu tarzını her zaman beğendiğim bir yazardır. Önceki kitaplarına da bakarsanız bu kitapta anlatımını geliştirdiğini anlayabilirsiniz.
*Spoilersız kısım* (karakterler ve kitabın atmosferi hakkında)
Öcelikle Marie Lu'nun her zaman ana karakterlerinin dış görünüşü konusunda "mavi gözlü sarı saçlı" tiplemesinden uzak bir portre çizmesi en beğendiğim taraflarından. Hikaye boyunca Emika'nın renkli saçları ve dövmelerini zihnimde canlandırmak oldukça hoşuma gitti. Marie Lu kitapta bize sunduğu o neon ışıklar altındaki Tokyo sokakları ve sanal gerçeklik atmosferini çok güzel yansıtmış. Yazarın biyografisinde video oyun endüstrisinde çalıştığını okuyunca da kitabın teknik kısmının sağlam temeller üzerinde olduğu kesinleşmiş oldu. Ayrıca kitabın sunduğu atmosfer bana anında Asphalt 8'in oyun müziklerini çağrıştırdı. Özellikle Emika, Anka Süvarileriyle birlikte warcross yarışlarında yarışırken arkadan Asphalt 8 muziklerini açarak okudum. Emika'nın Anka süvarileriyle arasındaki arkadaşlığın kademe kademe gelişmesi, (özellikle 2. kitapta) en hoşuma giden ve okuması en zevkli kısımlarda biriydi. Ve Hideo'ya gelirsek, Emika ile aralarındaki kimyasalı yazar çok güzel ayarlamış. Emika ve Hideo birbirlerini tamamlayan bir çift kesinlikle. Ayrıca aralarındaki tatlı rakabet ve diyaloglar oldukça güzeldi. Karakterler yüzeysel ve senaryoyu doldurmak için değildi. Hepsinin ana hikayeden bağımsız kendi hikayeleri onlara bir derinlik ve gerçeklik katmış.
*Spoilerlı kısım*
Emika'nın kimsenin ulaşamayacağına emin olduğu anılarını sıfırın silmesi beklemediğim zararlardan biriydi. Her şeyin basit bir kovalamacadan daha tehlikeli olduğunu göstermeye yetti. Sıfır karakterinin en sonunda Hideonun uğruna koca bir