Bireyselligi ve bencilliği aşırı derecede ön plana çıkardığınız da sorumluluk duygusunu kaybedersiniz. İslam`daki karşılığıyla bu, bireyselliği çok öne çıkarmak, nefs-i emmâreyi beslemek demektir. Nefs-i emmâre, doymak bilmeyen bir _nefistir. Oysa insanın bedensel varlığı sınırlıdir; ama içindeki nefis bazen bedeni çürütecek kadar vahşileşebilir. Tam da bu noktada küreselciler, insanları düşünemeyen, sadece tüketen ve itaat eden makineler haline getirmeye çalışıyorlar. Allah (c.c.) hepimizi, cocuklarımizı ve torunlarımizı bu tehlikeden muhafaza buyur- sun. Çünkü insan, ancak mesul oldukça, sorumluluğunu idrak ettikçe şahsiyet kazanır. Kendi varlığını hisseder ve varoluşunun hazzına varır. Bir anlamda insan, "Mesulüm, o halde varim!" diyebildiği ölçüde var olur. Hepimizin, bütün dünya insanlarının bir mesuliyeti var. Çünkü insan olmak, mesul olmak demektir.
İmam Şafiî (r.a) şöyle dedi: Kitap'ta açık bir şekilde açıklaması olmayan hükümlerin hepsinin Hz. Peygamber (s.a.v)'in sünnetinde açıklaması vardır. Allah (c.c); kullarına Kitab'ı ve
‘‘Bir gün Hz. Musa (a.s.) yolda yürürken ağlayan bir adama rastlar, biraz sonra aynı yoldan dönerken adamı yine ağlar vaziyette bulur, gördüğü manzara karşısında duygulanan Hz. Musa (a.s.) Allah’a, ‘Yâ Rabb'î, kulun Senin korkundan ağlıyor’ diye yakarır. Allah (c.c.) Musa’ya şöyle bildirir; ‘Ey Musa, o gördüğün adamın ağlamaktan beyni gözyaşları ile birlikte aksa, ellerini kaldırsa da yere düşünceye kadar duâ etse yine onu Affetmem. Çünkü o dünyâyı seviyor...’”