DOSTOYEVSKİ HAKLIYMIŞ Ya işte vay efendim öyle iyi var efendim şöyle güzel alıp okuyanın aklında şüphe ederim tamam zamanına göre iyi veya devrimsel olabilir ama günümüzde özellikle yeraltı etiketiyle yan yana gelmemesi lazım okuduğum en sıkıcı şeydi zaten beğenenlerde işte bende celine okudum çok iyi vs diyip boşa hava basmak için okuyor soksok felsefe ve gereksiz 10 sayfa betimleme istiyorsanız birde sıkılmak alın okuyun dostoyevski haklıydı avrupalıların siksik romantizmine laf ediyordu haklı allah bidaha yolumuzu denk düşürmesin ben hakan gündaydan devam aga oda öneriyordu bu kitabı anlamadım niye neyse canı sağolsun keşke 400 liraya edaya kahve yemek felan ısmarlasaydım öğrenci adamım amk gitti param okuduğum her bir sayfasından ayrı nefret ettim boş hava basıp işte ben kült işte elit takılıyorum diyicekseniz alın alırsanızda aklınıza sokayım çünkü ben bu kitaptan nefret ediyorum ha bide işte yok kitap zor işte herkes okuyamaz demeyin ilkokul bebesi bundan daha çiğ bişi yazabilir hemde okuması bundan daha zevkli olur bu avrupalıların veya amerikanların kötü olay dediği yeraltı edebiyatı dediği şey bizim günlük yaşantımız takas etmek istiyen saf varsa yazsın emrah serbesle felan takaslarım
Gecenin Sonuna YolculukLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 20265,1bin okunma
Allah kimseyi bu hallere düşürmesin!
7/10
·48 syf.··
2026 49. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 16:40
"Neden düşene hep gülünür ki?" Adalet Ağaoğlu’nun "Düşme Korkusu" adlı eseri, yazarın 1996 yılında geçirdiği ağır trafik kazası sonrası yaşadığı fiziksel ve ruhsal iyileşme sürecini anlattığı, felsefik düşünce şeklinde hikaye tarzında bir kitaptır. " 'Hayat' denen girdili çıktılı, iyilik ve kötülüklerle dolu gidişatın, kimlere ne zaman ne yapacağı hiç belli olmamakta..." "Para insana en çok yaşlılıkta lazımdır. Elin ayağın tutmadığı, çalışamadığın, para kazanamadığın zamanlarda kendine en iyi şekilde para sayesinde baktırarak, şanınla, şerefinle ölürsün," der dururdu. kitapta geçen haklı bir alıntı. Fiziksel ve Ruhsal Travma olarak Ağaoğlu, kazadan sonra uzun süre yatağa bağımlı kaldığı dönemde, sadece bedensel dengesini değil, hayata karşı olan tutunma noktasını da sorgular. "Düşme" eylemi burada hem gerçek anlamıyla (yürürken düşmekten korkmak) hem de metaforik olarak ele alınır. "İnsanlar alışkanlıklarını çok kolay terk edemezler. Yenilerin eskilerden daha iyi, daha güzel ve anlamlı olduğunu anlamaları zaman ister." Aydın Sorumluluğu ve Gözden Düşme olarak yazar, kişisel travmasını toplumsal bir boyuta taşır. Türkiye’nin o dönemdeki siyasi ve sosyal yapısını, bir aydının toplum nezdinde "gözden düşme" kaygısını ve değerlerin yozlaşmasını sorgular. “Gözden düşme korkusu gözden düşürmeye yaramış oluyor demek ki. ”... "Kendi düşen ağlamaz." Yaşlılık ve Kırılganlık: Yaşlanma ile gelen bedensel zayıflığın, yazarın o güne kadar ördüğü güçlü ve bağımsız kadın kimliğiyle olan çatışmasını işler. Yazma Süreci: Yazmak, onun için bu korkuyu yenmenin ve hayata yeniden bağlanmanın temel yoludur. Kitap, bir sanatçının en zor anlarında bile gözlem yapma ve üretme yetisini nasıl koruduğunu gösterir. Özetle; Hayatın her anında hissettiğimiz, görünmez ama her zaman
Düşme KorkusuAdalet Ağaoğlu · Boğaziçi Üniversitesi Yayınları · 2025516 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnce Memed 1 - İncelemesi
10/10
·438 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2026 17:17
İnce Memed 1 , öyle kuru kuru okunacak bir kitap değil kardaş:) insanın içine işleyen, yüreğini dağlayan bir hikâyedir. Yaşar Kemal bu kitabı yazarken sanki Çukurova’nın sıcağını, toprağın kokusunu, köylünün ahını almış da satırlara dökmüş. Bu Memed, öyle sıradan biri değil. Daha ufacıkken zulmü görmüş, ağanın elinde inim inim inlemiş. Hani derler ya “kulun ahı çıkar bir gün,” işte o hesap. Memed de dağa çıkar, zalimin karşısına dikilir. Ama bu öyle eşkıyalık değil ha; haksızlığa başkaldırıdır, yoksulun sesi olmaktır. Kitapta Abdi Ağa diye bir zalim var ki, Allah kimseyi o zalımın, nankörün, itin, namussuzun eline düşürmesin. Köylünün iliğini kemiğini sömüren cinsten. Memed’in derdi de tam burada başlar zaten. Bir bakarsın içinden “ulan yeter be!” diye bağırmak gelir. “Zulmünan abad olanın, ahiri berbat olur.” Doğa desen ayrı bir âlem… Dağlar, ovalar, ince ince esen yeller… Sanki kitap değil de gözünün önünde bir film akar. İnsan okurken kendini Çukurova’da hisseder; ayağına diken batar gibi olur, güneş tepene vurur gibi. Kısaca kardaş, İnce Memed bir yiğidin hikâyesidir ama asıl mesele yiğitlik değil; adalet, başkaldırı ve insan olma derdidir. Okuyanın yüreğine bir ateş düşürür, kolay kolay da sönmez. Ben şimdi serinin devamında neler olacak diye merakla okuyorum; bakalım bu Memed’in yolu nereye varacak, zulmün hesabı nasıl sorulacak… içimde bir heyecan, bir sabırsızlık, sayfaları çevirip duruyorum :))
1000Kitap
İnce Memed 1Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202374,5bin okunma
5/10
·320 syf.··
2026 10. kitabı
Uzun zamandır bu kadar heyecanlanıp da böyle hayal kırıklığına uğradığım bir kitap olmamıştı. Yapı kredi de 99.basım, ülkemizde çok sevilen çok bahsedilen bir kitap. Ama yazarımız apaçık Türk düşmanı. Sınırlarını görülmemiş bir biçimde genişleten Melikşah’ı basiretsiz, karısının kuklası ve şanslı bir adam olarak göstermesini mi beğenirsiz, Alparslan’ı, Selçuklunun kurucularını yeteneksiz salak adamlar olarak göstermesini mi, Türkleri sürekli küçümseyerek anlatması ve “çadırından yeni çıktı, dün domuza tapıyordu” gibi cümleler kullanmasını mı… Dünyada ne kadar okunduğunu göz önüne alırsak Türkler hakkında yarattığı imaj ve özellikle bizim bu kitaba bu kadar hayran olmamız biraz canımı sıktı ne yalan söyleyeyim. Onun dışında ilk iki bölüm gerçekten akıcıydı, tarihi kurgu olduğunu aklımızda tuttuğumuz sürece sıkıntı yok, keza bilgilerin çoğu sallamasyon. Melikşah’ın entrika çevirip vezirini Hasan Sabbah’a öldürtmesi vs gibi bir şeyi neresinden yarattıysa helal olsun. Ömer Hayyam’la Hasan Sabbah’ın dostluğu, Ömer Hayyam ın özel defteri, defterin Titanik’te batması vs hayal ürünü. Her şey iyi güzel de, ben bu yazarda inanılmaz Elif Şafak havası sezdim. Doğulu kimliğini arkaya atıp, onu kötüleyerek, sadece kötü yanlarını göstererek parçası olmaya çalıştığı Avrupa ve Amerikayı yüceltme çabası.. Allah kimseyi böyle bir duruma düşürmesin. Mesela kitapta selçuklu döneminde yapılan bilimsel çalışmalar bızzzt diye şöyle bir iki cümleyle geçip giderken, o esnada Avrupa’nın ortaçağı, karanlık çağı yaşadığından, onların da bağnazlıkla cahillikle uğraştığından hiç bahsedilmiyor da hop bir anda 1900 lerin başındaki medeniyetin ve özgürlüğün şahı ülkeler olarak 3.bölümden sonra bahsediliyor. Yani tabi olabilir ama niyet bana ikiyüzlü geldi. Yazarımız umarım lübnanlı değil de Avrupalı
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,9bin okunma
İnsanlığımı Yitirirken
2/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
İnsanlığımı Yitirirken İlikleri̇me kadar beni rahatsız eden bir kitap oldu, daha önce aynı yazarın dört kitabını okumuştum ama hiçbiri beni bu kadar rahatsız etmemişti. Okurken üç kere gözüm karardı. Sadece bu akşam kısa bir şeyler okuyup yatayım diye 150 sayfalık çerezlik niyetine okumaya başlamıştım… Şimdi nasıl uyuyacağımı bilmiyorum. Allah kimseyi Yozo gibi biriyle denk düşürmesin. Bu karakter kesinlikle empatiyi hak etmeyen, hiç olgunlaşmamış zavallı biriydi. Zavallı bir şekilde de yaşamaya devam etti. Onun adına üzüldüm mü? Hayır. Hayatını mahvettiği kadınlara kıyasla hiç üzülmedim. Anlatım bakımından sürükleyici ve merak uyandırıcıydı, gerçekçiliği de hoşuma gitti. Özgün bir duyguyu ele almış ve seçilmiş bazı insanların o duyguyla bağ kurabilmesini sağlamış. Asıl sorun zaten okuyucunun kitabı anlaması değil, kitabın okuyucuyu anlamaması. Ne Yozo ne de Osamu, bizi asla anlayamayacak. Bunda romantize edebileceğimiz hiçbir şey yok. Yozo’nun hayatı berbattı ama bu hayatın suçu değildi. Bu Tanrı’nın suçu değildi ve kesinlikle insanların suçu değildi. Romanda katılabileceğim tek bir cümle vardı; “Her şey birer birer gelip geçiyor.”
Duygu ve Düşünce
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,4bin okunma
8/10
·432 syf.··
2026 1. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 21:44
İlk olarak kitap hakkındaki düşüncelerimi belirteyim. Kitap güzel. İçeriği komik, gerilimli, gizemli ve en önemlisi de kaoslu. Okurken de sizi sıkmıyor, darlamıyor. Akışı gayet güzel ilerliyor. Olay zinciri baya bir merak ettirici zaten. Ben beğendim. Kitabın kalın olması sizi gaflete düşürmesin, heyecanlı bir kitap. Konusuna gelirsek. Kitabımızın konusu Emniyet Müdürü olan Sergen Alatan çok büyük bir mafya örgütünü çöktürmeye çalışıyor. Bunun sadece tek ailesi olan kızı, Gün Aksa Alatan var. Aksa küçüklüğünden beri çok meraklı birisi olduğu için Gazete Muhabirlik bölümünü okumakta. Bir gün Sergen Alatan'ın araştırdığı örgüt onu durdurmak için ve de uyarı vermek için çok nadir kullanılan, o zamana kadar sadece 2 kez yapılan 'mühür damgalama' işini kızına yapıyorlar. Aksa'ya bunu yaptıkları vakit Aksa ellerinden kaçmayı başarıyor. Kaçarken de bu örgütün eski 3 büyük liderlerinden biri olan Bartol Karalav'ın oğluna yani erkek ana karakterimiz Boris Vedran Karalav ile karşılaşıyor sonrada ondan yardım istiyor. Ve olaylar silsilesi başlıyor. Küçükte bir dip not: Sonu sizi büyük şaşırtacak. Yani hemen 2. kitabına başlayacaksınız. Bende öyle oldu. BUNDAN SONRASINDA SPOİLER VARDIR!! Allah seni bildiği gibi yapsın Sergen. Lan kızını resmen sana muhtaç haline getirmişsin. Hayatını yaşamasına da izin vermiyorsun. En değerli kolyesine takip cihazı yerleştirmek ne?! Buda yetmiyormuş gibi hiç bir halta yaramayan koruma dikmişsin peşine. Kız nefes almayı unutacak nerdeyse. Bu ne biçim bir manipülasyon? Boris Allah seni bu kitapta da bildiği gibi yapsın. Aksa tek masum olanınız. Boris sana da daha fazla kızamıyorum çünkü Aksa'nın ilerdeki maniti olacaksın. Demek ki iyi yanların var. Bu yüzden susuyorum. Ama yazar sende iyi kurgulamışsın. Bütün olayların kaosunu resmen son
Sıfır Noktası: Av ve KaralavGizem Yiğit · Guardian Yayınları · 2024522 okunma