Milattan önce ikinci bin yılın başında, tarihteki ilk sömürge imparatorluğunu kuran Asurlular, yağmacı olmalarına rağmen Sümer çivi yazısını benimseyip Anadolu coğrafyasına taşıdılar. Fakat yazı konusundaki asıl devrimi bir başka Akdeniz kavmi olan Fenikeliler gerçekleştirdi. Başlarına felaket geldiğinde çocuk kurban etmeleriyle ünlü bu millet, Sümer çivi yazısıyla Mısır hiyerogliflerinden esinlenerek tüm insanlığa bir hediye sundu: alfabe. Fenikeliler, iki binden fazla sembolden oluşan çivi yazısını daraltarak altı yüz sembole indirdi. Üstelik her biri, insan sesine karşılık geldiğinden yazılı metinler okunabiliyordu. Yazıyı sistematik hâle getirmekle kalmayıp yine kendi icat ettikleri a ve ẞ (alpha ve beta) harflerinin birleşiminden oluşan alfabe olgusunu, nereye giderlerse yanlarında götürdüler.
O günden sonra her medeniyet, uygarlık yoluna bir taş ekledi. İşte ayağımızı yerden kesen bu taşların her birine 'kelime' diyoruz. Onlar olmadan ne düşünebilir ne yazabilir ne tartışabilir ne de birikimlerimizi aktarabiliriz. MÖ 1500'lü yıllarda tüm Akdeniz kıyılarına hakim olan Fenike alfabesi, önce Yunanlılar sonra da Romalılar tarafından benimsendi. Sırasıyla Arami, Arap ve Fars alfabesine dönüştü. Batı dünyasının kullandığı Latince dahil, bilinen lisanların hepsi Fenike alfabesinin çocuklarıdır. Nasıl ki Sümer arpası yetersiz kaldığında tartı para devreye girdiyse, Sümer çivi yazısı yetersiz kalınca da Fenike alfabesi devreye girdi. Böylelikle Sümer ve Mısır halklarının kullandığı resim ve çivi yazıları önce harflere, sonra kelime, cümle ve nihayet okuduğumuz metinlere dönüştü.
Sayfa 81 - Timaş Yayınları, 1. Baskı