01.01
Von dem Moment an, als ich es zum ersten Mal sah"
"Ben" mutlak anlamda birliktir (bütünlüktür) Çünkü eğer o bir çokluk olsaydı, sadece kendi varlığıyla değil, parçalarının gerçekliğiyle var olurdu. O zaman sadece kendisiyle, yani salt varlığıyla koşullanmış olmazdı (ki bu durumda aslında hiç var olamazdı) aksine, o çokluğu oluşturan tek tek tüm parçalar tarafından koşullanmış olurdu. Çünkü bu parçalardan biri bile ortadan kaldırılsaydı, tam da bu yüzden "Ben"in kendisi de (kendi tamlığı içinde) ortadan kalkmış olurdu. Fakat bu durum onun özgürlük kavramıyla çelişir; dolayısıyla "Ben" hiçbir çokluk barındıramaz, o mutlak surette birlik olmak zorundadır salt "Ben"den başka bir şey olamaz. Özgürlük tarafından belirlenen koşulsuzluk (mutlaklık) nerede varsa, "Ben" oradadır. Dolayısıyla "Ben", mutlak anlamda "Bir"dir. Çünkü eğer birden fazla "Ben" olsaydı, "Ben"in dışında başka bir "Ben" bulunsaydı, bu farklı "Ben"lerin bir şey aracılığıyla birbirinden ayırt edilmesi gerekirdi. Oysa "Ben" yalnızca kendisi tarafından koşullanmıştır ve sadece entelektüel görüde (intellektualer Anschauung) belirlenebilir; bu yüzden kendisiyle mutlak bir eşitlik içinde olmak zorundadır (sayısal olarak asla belirlenemez) Dolayısıyla "Ben"in dışındaki o diğer "ben", bu "Ben" ile çakışır ve ondan asla ayırt edilemezdi. Yani "Ben" kesinlikle sadece "Bir" olabilir. (Eğer "Ben" tek bir biricik olmasaydı, birden fazla "Ben" olmasının gerekçesi "Ben"in kendi özünde bulunamazdı çünkü o bir nesne olarak belirlenemez yani "Ben"in dışında olurdu ki bu da "Ben"in kendisini ortadan kaldırmakla eş anlamlı olurdu.) Saf "Ben" her yerde aynıdır; her yerde Ben = Ben'dir. "Ben"e ait bir nitelik (özellik) nerede bulunursa, orada "Ben" vardır. Çünkü "Ben"in nitelikleri birbirinden farklı olamaz; zira hepsi aynı koşulsuzluk tarafından belirlenmiştir (hepsi
Reklam
Herland hat mich auch über die Gesellschaft nachdenken lassen, in der ich aufgewachsen bin. Da ich in einer patriarchalischen Gesellschaft groß geworden bin, merke ich manchmal, dass ich bestimmte Normen über Frauen als natürlich und richtig akzeptiert habe. Das Buch hat mir jedoch gezeigt, dass viele Gedanken nicht deshalb „natürlich“ wirken, sondern weil sie uns jahrelang immer wieder vermittelt wurden. Mir wurde bewusst, wie selbstverständlich Frauen oft nur über bestimmte Rollen definiert werden und wie ungewohnt es sich anfühlt, auch andere Möglichkeiten zu denken. Kadınlar Ülkesi Charlotte Perkins Gilman
Ya...
Stephen Hawking Cambridge’te henüz bir öğrencisiyken ALS hastalığına yakalandı. Doktorlar ona en geç iki yıl içinde öleceğini söyledi. Bu süreçte Hawking’in aklı ve bilinci tamamen berrak ve açık kalacak; fakat vücudu hızla tükenecek ve ölene kadar vücudunun bütün fonksiyonları tek tek kaybolacaktı. Hawking bu durum karşısında ağır bir depresyona girdi ve derinden sarsılmış bir ruh hâline büründü. Bu psikolojik ağırlık altında, o ana kadar yaşadığı bütün hayatının tamamen boşa harcanmış olduğu düşüncesine kapıldı ve kaybettiği onca yılın derin acısını yüreğinde hissetti. Hawking bomboş geçtiğini düşündüğü hayatının bundan sonra kalan kısmını, yani doktorların söylediğine göre birkaç yıllık kısmını faydalı bir şeyler yapmaya adamaya karar verdi. Bundan sonra bütün enerjisini üniversitede hâlihazırda öğrenci olarak bulunduğu fizik bilimine yöneltti. O, önünde kalan bu iki yıl içinde fizik üzerine ne yapabilirse onu yapabilmeye kararlıydı. Bir süre sonra doktorların öngördüğü semptomlar yavaş yavaş belirmeye başladı. Hawking ilk önce uzuvlarının işlevlerini kaybetmeye başladığını açık bilinciyle fark etti. Bunun yanı sıra ses tellerinin kontrolünü de kaybediyordu. Aradan geçen zamanda bedeninin bütün fonksiyonlarını kaybeden Hawking tekerlekli sandalye mahkûm oldu. Fakat doktorların iki yılla sınır çizdiği ömrü, hastalığının doktorların öngördüğünden çok daha yavaş ilerlemesi nedeniyle beklenenden uzun sürdü. Bu da onun daha sonra bilim tarihinde çığır açacak olan çalışmalar yapmaya devam edebilmesine vesile oldu. Fizikçi Michio Kaku, Hawking ile ilgili şöyle bir şey anlatıyor: __Bir gün Hawking’in evini ziyaret etmek şerefine nail oldum. Amacım hem onu ziyaret etmek hem de araştırmalarını nasıl sürdürdüğünü gözlemlemekti. Gözlemlerin sırasında
Yalan Dünyada; Malına, Gücüne, Zekâna… Hiçbir Şeye Güvenme!
Yalan Dünyada; Malına, Gücüne, Zekâna… Hiçbir Şeye Güvenme! (Bu Yazıyı Sonuna Kadar Oku…) Yüceler yücesi Allah Teâlâ Buyuruyor ki: • “Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiçbir kimse nerede öleceğini bilemez.” (Lokman Suresi, 34) • “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân Suresi, 185) • “Onların ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalırlar ne de ileri giderler.” (A‘râf Suresi, 34) • “De ki: Sizin kaçtığınız ölüm, mutlaka sizi bulacaktır.” (Cuma Suresi, 8) • “Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşır.” (Nisâ Suresi, 78) İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi Vesellem, Buyuruyor ki: • “Lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.” (Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim) • “Kıyamet kopmadan önce ani ölümler çoğalacaktır.” (Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’de mana olarak rivayet edilmiştir.) • “Kişi hangi hâl üzere ölürse o hâl üzere diriltilir.” (Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim) • “Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.” (Sünen-i Tirmizî) • “Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganîmet bil: İhtiyarlığından önce gençliğini, hastalanmadan önce sıhhatini, fakirliğinden önce zenginliğini, meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini ve ölümünden önce hayâtını!” (Hâkim, Müstedrek, IV, 341; Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25) • Ebû Berze Nadle İbni Ubeyd el-Eslemî Radiyallahü Anh’dan rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahü Aleyhi Vesellem Efendimiz şöyle buyurmuştur. “Hiçbir kul, kıyamet gününde; Ömrünü nerede tükettiğinden, İlmiyle ne gibi işler yaptığından, Malını nereden kazanıp, nerede harcadığından, Vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1) • “İki nîmet vardır ki, insanların çoğu bu nîmetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş
Hayat ve İnsan
Düşüncen Artık Ses Olabilir
Yıllar önce felç geçirip konuşma yetisini tamamen kaybeden biri düşünün. Sesi yok. Elleri hareket etmiyor. Dünyayla bağlantısı neredeyse sıfır. Şimdi hayal edin: Sadece düşünerek cümle kuruyor. Bu artık hayal değil. Stanford Üniversitesi'nden bilim insanları, bir ALS hastasının beyin sinyallerini dakikada 62 kelimeye dönüştüren bir sistem geliştirdi. Beyin-Bilgisayar Arayüzü — BCI — tıbbın sınırlarını yeniden çiziyor. Ama bu teknoloji yalnızca umut değil, aynı zamanda derin sorular da taşıyor. Beyin verisi kime ait? Düşüncelerimiz gizli kalabilecek mi? Makine ne kadar içimize girebilir? "Beyin artık konuşuyor — ama makineyle." SAYI 04 | 2026 | TÜRKİYE NeuroStoryTR ZİHİN DERGİSİ NeuroStoryTR Ekibi | neurostorytr@gmail.com
Reklam
Reklam