İslâm’a Muhatap Anlayış, hakikatin Allah’a âit sabit ölçü olduğunu; fakat o ölçüye muhatap oluşun zaman, mekân ve mizâca göre tazelenen bir idrâk işi olduğunu söyler. Bu bakışla “ihtilâf”, ayrılık değil; aynı hakîkatin farklı şartlarda, farklı idrâklerde açılışıdır. Asr-ı Sâadet bu hakîkatin tam dengesidir; sahabîlerin birbirinden “derece” diye söz etmesi de Rasûlullah’taki tam tecellinin onlarda farklı mertebelerde parlamasındandır. “Ümmetimin ihtilâfı rahmettir” sözü, işte bu tecelli farklılığının nizâm içinde bir zenginliğe dönüşmesini ifâde eder. Bu nizâmın tarih boyunca en görünür kalıbı mezheplerdir. Mezhepler, “değişmez temele bağlı değişme”nin ilim ve usûl kimliğidir. Fıkıh mezhepleri aynı ölçüye sadık kalarak, farklı coğrafyaların örfünü, farklı şehirlerin hayat tarzını ve farklı meselelerin doğasını o ölçüye uygun biçimde anlamanın yollarını sistemleştirdi. Böylece rahmet olan ihtilâf kurumlaştı; dağınıklık değil, usûl doğdu.
Hakîkat Allah’a âittir; sabittir. Fakat insan, her çağda o hakîkate yeniden yönelir, onu kendi seviyesinde kavrar. Bu yüzden tarihte fikirler, mezhepler, yorumlar doğmuştur. Hepsi aynı kaynaktan içmiştir ama her biri o kaynağı kendi kabınca taşımıştır. İşte buna “rahmet olan ihtilâf” denir. Sahabîler arasında görülen farklılıklar da bu şekildedir. Her biri Allah Rasûlü’nün temsil ettiği "Mutlak Hakîkat"ten pay almış, ama o hakîkati kendi mizâcında yansıtmıştır. Bu farklılık, ayrılık değil; birliğin derinleşmiş hâlidir. “Topluluk hakîkati” de budur: aynı hakîkatin farklı şahsiyetlerde görünmesi. Mezheplerin doğuşu da bu rahmetin ilim hâline gelişidir. __Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî; Mâturîdî ve Eş‘arî… Hepsi aynı ölçüye bağlı kalarak kendi çağlarının meselelerine cevap vermiştir. Fark, hakîkatte değil, o