Bir zaman iki adam vardı. İki yaşındayken elleriyle birbirlerine vurmuşlardı.
On iki yaşına geldiklerinde sopalarla yaptılar aynı şeyi ve birbirlerine taş attılar.
Yirmi iki yaşına geldiklerinde, silahlarla birbirlerine ateş ettiler.
Kırk ikisine geldiklerinde, bombalar yağdırdılar birbirlerinin üzerine.
Altmış iki yaşına geldiklerinde bakterilerle saldırdılar.
Seksen iki yaşına geldiklerinde, bu dünyadan göçüp yan yana gömüldüler.
Yüz yıl sonra solucanın biri iki adamın mezarlarında karnını doyururken, içlerinde birbirinden ayrı iki insanın yattığını hiç fark etmedi. Toprak aynıydı çünkü. Hep aynı toprak.
Şimdi bazı çocuklar, "Büyükanneyi görmek kimin umurunda?" diye düşünebilir. Ama Sylvia Simon, altmış yaşında olduğunu bildiğim için oldukça eğlenceli biri. Tek sorun, sürekli bana erkek arkadaşım olup olmadığını ve Yahudi olup olmadıklarını sorması. Bu çok saçma çünkü birincisi erkek arkadaşım yok. İkincisi, Yahudi olup olmamaları beni neden ilgilendirsin ki?
Ona bütün sorabileceğim, bizim için doğru olanın Tanrı için de doğru olduğunu nasıl bildiğidir, Tanrı'nın bizim arşınımıza göre ölçülebildiğini nasıl bildiğidir, sadece bizim âdetlerimize, bizim düzensizliklerimize çare olması için tesis edilen, bizim yasa ve âdetlerimizin, Tanrı'nın mutlak gücünün bölümlerine de uygulanabileceğini nasıl bildiğidir. Bu konuda sizin Kilisenizin Pederlerinin gayet ilahi olarak verdikleri cevapları geçeceğim, ama şimdiye kadar gizli kalmış bir sırrı açıklayacağım: Biliyorsunuz ki ah oğlum, topraktan bir ağaç, bir ağaçtan bir domuzcuk, bir domuzcuktan da bir insan olur. Doğadaki tüm yaratıklar daha kusursuza doğru yöneldiklerine göre, insan özü dünyada hayal edilebilecek en güzel karışımın sonu ve hayvanlar âlemi ile melekler âlemi arasındaki tek bağ olduğu için bütün bu yaratıkların insan olmaya iç geçirdiklerine sizi inandıramaz mıyız? Bu başkalaşımların meydana gelmesini inkâr etmek doğrusu ukalalık olur. Bir elma ağacı fidanının sıcaklığının, tıpkı bir ağız gibi çevresindeki çimi emip hazmettiğini; bir domuzcuğun bu meyveyi tüketip onu kendisinin bir parçası yaptığını; bir insanın domuzcuğu yiyerek bu ölü eti ısıtıp kendisine kattığını ve bu hayvanı çok daha asil bir tür içinde yaşattığını görmüyor musunuz? İşte başında külahıyla gördüğünüz şu piskopos da altmış yıl kadar önce bahçemdeki bir tutam ottan başka bir şey değildi. İmdi, Tanrı tüm yarattıklarının ortak babası olarak hepsini eşit derece-de sevdiği için, Pythagoras'ınkine göre daha mantıklı bu ruhgöçü açıklamasıyla, tüm duyu sahibi olanlar, tüm topraktan yetişenler ve tüm madde insana dönüştükten sonra Kıyamet gününün geleceğine ve orada bütün peygamberlerin felsefelerinin sırlarını açıklayacaklarına inanmak daha fazla ikna edici değil midir?"