Mussorgski'yi hatırlamalı bir daha.
Çok içerdi.
Çok yalnızdı.
Çıplak Dağda Bir Gece'yi dinlerdim ben.
Zengin bir aristokrat olarak doğmuştu, öyle ölmedi ama...
Ünlü dostları vardı, Borodin iyi ahbabıydı, Rimski-Korsakov'la aynı evi paylaşacak kadar yakındı.
Sonra herkes bırakmıştı onu.
Geceleri kimsesiz odalarda içerdi.
Geçmiş bir aşkın boş kabuğuna tutunmanın, bir daha geri dönmeyecek bir kalbi tekrar fethetmenin ya da pişmanlıklarınızın içinizi kemirmesine izin vermenizin bir anlamı yok... Öyle günlerde kitap okuyorum. Çünkü başkasına karşı duyulan sarsılmaz duyguların üstünde durmaktan daha büyük bir işkence yok. Bu sadece anlamsız duygusal tükenmişlik döngüleriyle sonuçlanır; hem kendim hem de beni dinleyen her kimse onun için. Fakat kitaplar farklı. Genelde ilaç gibi gelecek olan, durumuma ve düşüncelerime uyan kitaplar arar ve sayfaları yıpranana kadar onları tekrar tekrar okurum, her şeyin altını çizerim ve buna rağmen kitap, bana kazandıracak bir şeyler barındırmaya devam eder. Kitaplar benden hiçbir zaman bıkmaz. Zaman içinde, tamamen iyileşmemi sessizce bekleyerek bana bir çözüm sunarlar. Kitapların en güzel özelliklerinden biridir bu.
Türkiye'de siyasal partiler hukukunun önündeki en büyük engel, siyasal partiler yelpazesinde demokrasiyi içtenlikle benimsememiş partilerin yaygınlığıdır. Ülkemizde bugün egemen olan siyasal kültürün sağlıklı bir demokrasinin yerleşmesi için yeterince olgunlaşmış olduğunu söylemek güçtür. "Parti içi demokrasinin yokluğu", "liderler sultası" gibi söylemlerin yaygınlığı demokrasi kültüründeki eksikliğin bir göstergesidir. Partilere egemen olan kadroların büyük bir çoğunluğu demokrasiyi bir yaşam biçimi olarak düşünmemekte, onu kendilerini siyasal iktidara götürmekle işlevini tamamlayacak bir araç olarak görmektedir.
Ama asıl tehlikelisi, rejimle barışık olmayan, devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü, üniter yapısını, laik düzenini tartışma konusu yapan kısa ya da uzun vadede bu niteliklerde şu ya da bu ölçüde değişiklik yapmayı amaçlayan partilerin siyasal partiler yelpazesinde küçümsenmeyecek bir yer tutmasıdır. Bu tür partilerin her somut olayda rejim pazarlığına yönelmesi, Türkiye'de demokratik bir konsensüsün varlığını şüpheye düşürecek boyutlara varmıştır.
Keşke insanlar da kitaplar gibi olsalardı.
Bir romanın yarısına gelip de beğenmediğinizi fark ederseniz onu bir kenara bırakıp yenisini bulabilirdiniz. Aynısı filmler ve diziler için de geçerliydi. Öyle yaptınız diye kimse sizi yargılamazdı, vicdan azabı duymazdınız, siz söylemek istemediğiniz takdirde kimse bilmezdi bile. Ama insanlar söz konusu olduğunda sonuna kadar gitmek zorunda kalırdınız ve ne yazık ki herkes sonsuza dek mutlu yaşamazdı.
Her ulus kendi dininin gerçek din olduğundan ve kendi yönetim biçiminin en makul sistem olduğundan emin; her biri geri kalan herkesten tiksiniyor; her biri ahmak ama bu ihtimalden şüphelenmiyor bile; her biri hayalinde kurduğu üstünlükle gurur duyuyor; her biri Tanrı'nın gözdesi olduğundan son derece emin; her biri savaş zamanı O'nu komutanlık etmesi için sarsılmaz bir inançla çağırıyor; her biri Tanrı, düşmanın tarafına geçtiğinde şaşırıyor ama alışkanlıktan mazur görüp övgülerini sürdürüyor...