Puan vermedi·1062 syf.··
2026 89. kitabı
Anna Karenina, 19. yüzyıl Rus aristokrasisinde parıltılı ama ikiyüzlü bir toplum düzeni içinde yaşayan yüksek sınıftan bir kadının, Kont Vronski'ye duyduğu tutkulu aşk yüzünden evliliğini, çocuğunu ve prestijini hiçe sayarak çıktığı trajik ve yıkıcı yolculuğu anlatır. Lev Tolstoy, bu yasak aşk öyküsünün karşısına Levin ile Kiti'nin saf, taşralı ve sorgulayıcı evliliğini koyarak; evlilik, sadakat, inanç, aile ve dürüstlük gibi kavramları masaya yatırır ve toplumsal baskıların insan ruhunu nasıl bir uçuruma sürükleyebileceğini büyüleyici bir dille gözler önüne serer.
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,5bin okunma
Puan vermedi·400 syf.·
2026 37. kitabı
Başlarını büyük keyifle ve ilgiyle okudum. Ortaları ve sonları, aksiyon türünde klasik Hollywood filmi tadındaydı. Başlarda merakla okuduğum kitap, sonlarda ilgimi kaybettiğim ve nihayet bitti dediğim kitaba dönüştü. Dipnotlarda güzel bilgiler var. O notlardan çok şey öğreniliyor. Mesela MİT müsteşarı Fuat Doğu, Fethullah Gülen'in ilişkili olduğu Komünizmle Mücadele Derneğinin kuruluşunda rol oynayan Ruzi Nazar'la yakın dostlarmış. Ve Fuat Doğu, Komünizmle Mücadele Derneğinin kuruluşunda aktif rol almış. Veya Sabri Yirmibeşoğlu'nun halkı galeyana getirmek için kontrgerillanın bazı şeyler yaptığını itiraf ettiğini öğreniyoruz. Çatlı, Yazıcıoğlu ve ülkücülerin iç karışıklıkta nasıl kullanıldığını okuyoruz... Bu ve benzeri bilgiler açısından kitap iyi ki okudum dedirtti. Olumsuz intiba bırakan şeylerden biri; öğrenci ve öğretmenlerin de diğer kesimler gibi, siyasetle ilgilendiği cümlelerin çok olması. Toplumu, ülkeyi felakete sürükleyen yaklaşımlardan olduğunu düşünüyorum, özellikle öğrenci ve öğretmenlerin siyaset yapmasını. Siyasi slogan ya da pankart, öğrenci ve öğretmenle nasıl bağdaştırılabilir? Ordu gibi eğitim camiası da uzak olsun ideolojiden ama mümkün değil. Din gibi siyaset de insanı sömüren kavramlardan diye düşünüyorum. Kitapta sol cenahın masumiyeti, sağ kesimin şiddet yanlısı olduğu vurgulanırken, tarafsızlığı koruyamamış olduğu söylenebilir. Tıpkı Yedi Güzel Adam dizinde Dersim olayıyla Cumhuriyet'e saldırılması gibi. Sol görüştekiler hiç mi silaha sarılmadı hiç mi şiddet uygulamadı hiç mi hırsızlık ahlaksızlık yapmadı? Hayır diyenler, modern masallar dinlemeye devam etsin. Ne sağ ne sol, iki kesim de boyunu aşan ölçüde pisliğe batmış. En güzeli apolitiklik ve çöplükten uzak durmak diye düşünüyorum. Bölen, parçalayan, çürüten vs vs siyaset değil mi?
Yağmur ÇiseliyorOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20241,103 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·96 syf.··
2026 54. kitabı
Martı Jonathan Livingston, sadece yemek bulmak için uçan ve sürüye bağlı kalan diğer martıların aksine, uçmayı hayatın gerçek amacı ve tutkusu haline getiren sıra dışı bir martının hikayesini anlatıyor. Sınırlarını zorladığı ve sıradanlığı reddettiği için kendi sürüsü tarafından dışlanan Jonathan, mükemmel uçuşun ve özgürlüğün peşinden gitmekten asla vazgeçmiyor. Richard Bach, bu kısa ama derin fabl üzerinden insanın kendi potansiyelini keşfetme, kalıpları yıkma ve her türlü baskıya rağmen kendini gerçekleştirme yolculuğunu ilham verici bir dille anlatıyor.
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680bin okunma
Ah be Yusuf’um , Ah be Muazzez’im
10/10
·228 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 03:05
Bazı kitapları okurken güzel vakit geçirirsin, bazı kitaplar ise bitince bir süre ne hissedeceğini bilemezsin. Kuyucaklı Yusuf benim için kesinlikle ikinci gruptaydı. Kitabı bitirdiğimde gerçekten bir boşluğa düştüm. Sonunu böyle beklemiyordum ve son sayfalar beni tahmin ettiğimden çok daha fazla etkiledi. Bu kitabı değerli yapan şey sadece anlattığı hikâye değil. Aradan neredeyse yüz yıl geçmiş olmasına rağmen anlattığı duygular hâlâ çok tanıdık geliyor. Adaletsizlik, yalnızlık, çaresizlik, sevgi ve insanın hayatta kendine bir yer bulma çabası bugün de aynı şekilde varlığını sürdürüyor. Bu yüzden okurken sadece bir dönemi değil, insanı okuyormuş gibi hissediyorsunuz. Sabahattin Ali’nin dili de kitabın en güçlü yanlarından biri. Ne gereksiz süslü ne de yorucu. Sayfalar ilerledikçe kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Özellikle son bölümlerde kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bence Kuyucaklı Yusuf’un okunması gereken bir eser olmasının en önemli nedeni, okuyucuda gerçek bir iz bırakabilmesi. Birçok kitabın olaylarını zamanla unutursunuz ama bazı kitaplar hissettirdikleriyle aklınızda kalır. Bu kitap da onlardan biri. Bitirdikten sonra uzun süre düşündüren, bazı sahneleri tekrar tekrar hatırlatan ve insanın içinde bir burukluk bırakan eserlerden. Benim için yalnızca güzel bir roman değil, aynı zamanda okuduktan sonra etkisini günlerce taşıdığım bir kitaptı. Bu yüzden gönül rahatlığıyla 10/10 veriyorum. Türk edebiyatında mutlaka okunması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı kitaplar okunur, Kuyucaklı Yusuf ise gerçekten hissedilir.
Hayata Dair
Kuyucaklı Yusuf Sabahattin Ali · İş Bankası Kültür Yayınları · 2019210,4bin okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2026 22. kitabı
Annesinin ölümüne, toplumun kutsal saydığı değerlere ve hayatın akışına karşı sergilediği o mutlak kayıtsızlıkla Meursault, modern insanın anlam arayışındaki en sarsıcı yabancılaşmayı simgeliyor. Hikaye boyunca onun hissizliğinden ziyade, toplumun kendi kurduğu o iki yüzlü ahlak ve mantık düzenine uymayan, "cenazede ağlamadı" diye bir insanı idama mahkûm edebilen o kolektif yapaylığı izliyorsunuz. Albert Camus, absürd (saçma) felsefesinin temelini attığı bu kısa ama devasa romanda, hayatın anlamsızlığı karşısında dürüst kalmanın ve sisteme boyun eğmemenin o ağır bedelini gözler önüne seriyor. Son sahnede, giyotine doğru yürürken evrenin o şefkatli kayıtsızlığıyla bütünleşen Meursault’yu okuduğunuzda; özgürlüğün, asıl toplumun bizden beklediği rolleri oynamayı reddettiğimiz an başladığını çok çarpıcı bir netlikle anlıyorsunuz.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 20. kitabı
Bir kadının hayatı boyunca bastırdığı, toplumsal kuralların arkasına gizlediği tüm o tutkuların, arzuların ve bastırılmış duyguların sadece yirmi dört saat içinde nasıl volkanik bir patlamayla gün yüzüne çıktığının sarsıcı hikayesi. Kumar masasında sadece parasını değil, ruhunu ve iradesini de kaybeden genç bir adamın ellerindeki o çaresiz çırpınışı gören burjuva bir kadının, bir anda kendi güvenli limanından çıkıp o girdabın içine çekilişini izliyorsunuz. Stefan Zweig, insan psikolojisinin o en tekinsiz, en öngörülemez sınırlarında gezinirken; anlık bir şefkat ve tutku patlamasının bir insan ömrünü nasıl tamamen değiştirebileceğini, yargılamadan ama o muazzam dramatik derinlikle gözler önüne seriyor. Son sayfayı kapattığınızda, ahlak ve erdem dediğimiz şeylerin o sınır anlarında ne kadar kırılgan olabileceğini derinden sorguluyorsunuz.
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,8bin okunma