Her insanın bir amacı vardır. Yaşadıkları, öğrendikleri, hissettikleri ve yetenekleri doğrultusunda bu amaç belirginleşir. Böylece karakter özellikleri de ortaya çıkar. Kişilik okuşur.
Bir kadının, kendisiyle başkaları arasına koyduğu bütün o lüksten ve zarafetten, bütün o süslenmeler ve mücevherlerden güdülen amaç, kadının, iç benliğini saklama, bu benliği daha gizemli, daha ulaşılmaz, daha erişilmez kılma isteğidir. Öte yandan erkek, kendisinde en saygın bulduğu yanı, en derinlerde yatan gururunu, yaşamının tüm ciddiyetiyle eğildiği edimleri ve çabaları kamuya açar. Kadında teatral bir dış yapı ve derli toplu bir iç yapı vardır; oysa erkekte teatral olan iç yapıdır.
Kadın tiyatroya gider; erkekse tiyatroyu içinde taşır ve kendi yaşamının emprezaryoluğunu yapar.
Yaşadığımız hayat; ete kemiğe bürünür, gideceğimiz mutlak bir yerin olmasıyla anlamına kavuşur. Hayatın sadece dünyadan ibaret olmadığını bilmek, attığımız adımların neye karşılık geldiğini bize hatırlatır. Üstat Sezai Karakoç dünya hayatı için şöyle der: "Öteki dünya aşkı, bu dünyayı yaşamaya değer hâle getirir." Dolayısıyla gerçeğe ulaşmak için bu dünyada yaşamak bir amaca, mutlak olana ulaşmak için bir araçtır. Aracı amaç hâline getirmek, gerçekten uzaklaşmayı peşinden getirir. Gerçekten uzaklaşan kendini kaybeder.
Bir isteğimiz karşılandığında mutlu olmayız. Geçici bir mutluluk yanılsaması yaşarız. Bir istek her zaman başka bir isteği doğurur. Sırada ne olduğunu asla bilemeden, kör isteklerin peşinde manasızca yürüyoruz. Hedet, amaç, vizyon, kariyer... Bu manasız yürüyüşte bizi teselli etmek için uydurulmuş kelimeler.
Sömürü ilişkilerini ortadan kaldıracak gerçek bir başkaldırı nasıl mümkündü? Teorik olarak birçok şey söylenebilirdi. Ama pratik olarak bu başkaldırının nedenlerini oluşturmak zordu. Çok çalışmak gerektiği kuşkusuzdu.
İnsanlarla birlikte onların bedenlerine ve zihinlerine hükmeden koşulları ortadan kaldıracak nedenler oluşturmadan gerçek bir devrim beklemek hayalcilik olurdu. Var gücüyle sadece bu amaç için çabalayan ve bunu yaparken devrimi gerçekten arzulayan insanlar gerekliydi. Aslında bu amaç sömürünün ve yozlaşmanın günbegün arttığı bugünlerde her şeyden önemliydi. Tüm dünyada yaşanan eşitsizliğin, sömürünün ve yozlaşmanın ortadan kalkması için mücadele etme amacı kadar kapsamlı başka hangi amaç olabilirdi ki? Eğer çelişki dünya ölçeğinde yaşanıyorsa çelişkiyi ortadan kaldırmak için verilecek mücadele de bu kapsamda olmalıydı elbette. Bundan daha büyük erdem ne olabilirdi? Dünyadaki bütün insanların, dahası bütün canlıların özgürlüğü için mücadele etmek bu dünyada yaşanacak en büyük arzunun ve mutluluğun kaynağı olabilirdi ancak. Neredeyse bütün felsefe mutluluğun olanaklarını araştırmıştı. Mutluluk bu evrensel amaçtan bağımsız düşünülebilir miydi?