Lizbon'a Gece Treni - Pascal Mercier
Raimund Gregorius, Bern’de yaşayan bir Latince öğretmenidir.
Gregorius’un hayatı tek kelimeyle durgundur.
Yıllardır aynı okul,aynı dersler,aynı saatler,aynı yalnızlık,aynı rutin....
Bir sabah köprüde intihar etmeye kalkışan Portekizli bir kadını kurtarır. (Gizemli Kadın)
Bu kadın, Gregorius'un hayatında bir kırılma yaratır:
O gün Gregorius bir kitap bulur:
Amadeu de Prado’nun düşünce metinleri.
Metinlerde kendi iç dünyasını görünce, Gregorius yaşadığı hayatı sorgulamaya başlar.. hayatında ilk defa bir karar verir:
Okulu, şehrini ve kim olduğunu bırakır, Lizbon’a trenle gider.
Bu yolculuk, aslında dıştan bir yolculuk değil de, kimliğin, geçmişin ve benliğin derinlerine inen varoluşsal bir yolculuktur..
-İnsan bir gün bir karar alır ve bütün hayatını değiştirebilir..
-İnsan ne zaman kendisidir?
Her zaman olduğu gibiyken mi?
Kendini hep gördüğü biçimdeyken mi?
Yoksa düşüncelerin ve duyguların yakıcı lavları bütün yalanları, maskeleri ve kendini kandırışları içine aldığı zaman olduğu gibi mi?
-Yaptığımız her şeyin yalnızlık korkusundan yapıldığı doğru mu?
Hayatımızın sonunda pişmanlık duyacağımız her şeyden vazgeçmemiz bu yüzden mi? Düşündüklerimizi bu kadar nadiren söylememizin sebebi bu mu? Yoksa niye bütün o şiddetli geçimsizlik çekilen evliliklere, yalancı arkadaşlıklara ,can sıkıcı doğum günü yemeklerine tutunup kalıyoruz ki? Bütün bunlardan vazgeçseydik sinsice gelişen şantaja bir son verseydik ve kendimize tutunsaydık, ne olurdu?
-Okuyan insanlar vardı, bir de ötekiler.
Birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu
Kitabı bitirdikten sonra filmini de izledim.Film ve kitap arasında bir çok farklılıklar var.
Genel olarak kitap daha varoluşsal, derin ve felsefi