14. ve 15. yüzyıllarda Osmanlı ekonomisinin, dolayısıyla, Osmanlı devlet gücünün merkezi ve dayanağı Bursa olmuştur. Osmanlı Devleti'nin 1326-1402 döneminde pâyitahtı, Dâru's-Saltanat'ı olan Bursa; Karaman, Suriye ve Mısır ticâretiyle ve aynı yolla Hindistan'a bağlanıyor; öbür yandan Kastamonu ve Amasya-Tokat-Erzincan yoluyla İran ve Orta-Asya ticaretinin terminali durumunda bulunuyordu.
Sayfa 310 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Roma ve Bizans'ta olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu'nda da, kır bölümünde köylü, defterdeki kayıtlarla fiskal bir statü kazanmaktadır. Yeni bir tahrîre kadar devam eden bu statü, aynı zamanda kır toplumunu sosyal bakımdan biçimlendirmektedir. Başka bir deyişle, imparatorluk bürokrasisi, toprak ve reâya köylü üzerinde tahrîr sistemi yoluyla yaptığı kontroller sonucunda bizzat bu toplum düzenini bir dereceye kadar etkilemekte, hatta yaratmış olmaktadır. Böylece, kendiliğinden serbestçe ortaya çıkan bir toplum düzeni yerine, daha ziyade devletin ağır bastığı bir düzen, bir estate, sınıflandırma düzeni ortaya çıkmaktadır. Bununla beraber, bu durumu fazla abartmamak gerekir. Zira bürokrasinin yaptığı sınıflandırma kır hayatında kendiliğinden meydana gelen sosyal farklılıkları tamamıyla bertaraf edemez, fiskal sistem daha ziyade ona uymaya çalışır. Devlet, mîrî arazi ve tahrîr sistemi sayesinde, toprak ve reâya üzerinde sıkı kontrolünü sürdürmekte, çiftliklerin dağılmasını önlemeye çalışmakta, tarlaların bağ bahçe haline gelmesini, büyük ekâbir çiftliklerinin ve plantasyonların ortaya çıkmasını önlemekte, sonuç olarak son derece tutucu bir sosyal düzen idame etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu'nun ve başka geleneksel imparatorlukların, değişime ve gelişmeye, yeni ekonomik sistemlerin ortaya çıkışına direnmesinde, durgun (stagnant) bir sosyo-ekonomik yapıya bağlı olmasında, mîrî arazi rejimi ve çift-hane sistemi başlıca sorumlu görülmektedir. Fakat unutmayalım ki, bu sistem Türkiye'de günümüzde küçük aile işletmelerine dayanan sosyal yapının da tarihi temelidir. Merkezî kontrolün kaybolduğu yerlerde, meselâ İran'da, toprak ve köylü küçük feodal bir grubun kontrolü altına düştüğü halde, Osmanlı Devleti'nde böyle bir gelişme büyük ölçüde önlenebilmiştir. 18. yüzyılın
Sayfa 253 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
AMASYA GENELGESİ
3. Ulusun bağımsızlığını yine ulusun azim ve kararı kurtaracaktır.
Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
AMASYA GENELGESİ
Vatanın bütünlüğü, ulusun bağımsızlığı tehlikededir.
Sayfa 20 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
1000Kitap
Osmanlı resmî propagandası Safevilere karşı savaşları zındıklığın kökünü kazımayı hedefleyen savaşlar olarak tarif etmekteydi. Amasya barışı gibi, üstünlük sağlamış oldukları noktada yaptıkları antlaşmalarda, Osmanlılar genellikle İranlıların ibadetleri sırasında Ebu Bekir, Ömer ve Osman gibi ilk halifelere beddua etme âdetine son vermesini talep ederlerdi. Şiilerin halifeliği gasp ettiğini düşündükleri bu kişileri, Sünniler tam tersine "hak yolunda" sayarlardı.
Selçuklular zamanında Şam'da sonra Edirne, Sivas, Amasya Bursa gibi Şehirlerdeki şifahanelerde de musiki fasılları ile ruh hastalarına tedaviler yapılagelmiştir. Aynı yıllarda Avrupa'da ruh hastaları içlerine şeytan girmiş denilerek zincire vurulup işkence görüyorlardı.
Sayfa 32·Kitabı okuyor