Gücü görünce şekil değiştiren insana dair
Ben Mısır'da Ehram koruyucusu Nil gözcüsü Güneş tanrısı Amon-Ra kızı Gece gözümde gün ışığı Karanlığı gören Ölümsüz kedi Tanrı Bastet Sen Sabır yoksulu Düşünce arsızı Huzur hırsızı İnsan Varlığınla yetinemeyip Ne hale getirdin beni! ...
Sayfa 47 - İletişim Yayınları 1. Basım 2024
Alıntı
Hâmân kelimesinin analizi
Hâmân’ın Tevrat’ta Pers kralının vezirliğini yapan ve Yahudilere karşı kötü niyetler besleyen bir figür olduğu anlatısından hareketle onun Mısır ve firavunla ilişkisi olmadığı iddiasının yine Hz. Musa kıssasının tarihsel bağlamında ele alınması gerekmektedir. Firavunun çevresindekiler, yüksek bürokratlar, danışmanlar ve sihirbazlar sınıfı yani Kur’an’ın ifadesiyle “yakınları” (mukarrabûn-mele’) esasen tanrının sözleri sayılan hiyeroglif yazısını okuyup-yazabilen rahipleri de içermekteydi. Bu rahipler de ait oldukları kült merkezlerinin yüce tanrısının firavunun yanındaki temsilcileri görevini yüklenmişlerdir. Bu nedenle Ra, Amon ya da senkretik kült olarak Amon-Ra rahipleri firavunluk çevresinde güçlü bir yere sahip olmuşlardır. Dolayısıyla “Hâmân” kelimesinin “Amun”, “Amon” ve “Amen” gibi farklı şekillerde transliterasyonu yapılan tanrı Amon ile ilişkilendirilerek Hâmân’ın Amon kültünün başrahibi olarak nitelenmesi mümkündür. Hatta Hâmân’ın, Amon kültünün başrahibi olmasının yanında Amon tapınağının başmimarı Menkheperreseneb ile ilişkilendiren kanaatler Kur’an’ın anlatısını güçlendirmektedir. Nitekim firavunun Musa’nın rabbini görmek için Hâmân’dan bir kule inşa etmesini istemesi, Hâmân’ın mimari yeteneğine de delalet etmektedir. Mısır dilinde kha kelimesi “ustabaşı” anlamındadır. Amon rahibi ve aynı zamanda Amon tapınağının mimarı olduğu düşünülen Menkheperreseneb, Amon’un “ustabaşı” anlamında kha-amon olarak ifade edilmiştir. Bu kha-amon kelimesinin Kur’an’daki Hâmân ismiyle ilişkilendirilmesi pekâlâ mümkündür.¹⁵ Bu durumda, Tevrat yorumcularının iddiasının aksine, Hâmân adının hem Amon başrahibi hem de Amon tapınağının başmimarı olan aynı kişiye işaret ettiği söylenebilir. Nitekim Hz. Musa ile “âlemlerin rabbi” üzerinde yapılan görüşmede hem kutsala dair
Din
Reklam
Nil Nehri’nden alınan çocuğun sarayda isimlendirilmesi önemli bir ayrıntıya işaret etmektedir. Tevrat bu İbrani çocuğa “sudan gelen” ya da “sudan çıkarılmış” anlamında “Moşe/Musa” adının konulduğunu ifade eder (Çık. 2:10). Çocuğun “sudan gelen” olarak adlandırılması, olayın gerçekleştiği ortama uygundur; çünkü çocuk gerçekten Nil Nehri’nin sularından gelmiş ve bu sulardan çıkarılıp alınmıştır. Ancak İbranilere karşı büyük bir soykırım politikası uygulayan krallığın bu çocuğa İbranice bir ad vermesi anlaşılabilir değildir. Bu nedenle “Musa” adının İbranice değil eski Mısır diline ait bir kelime olduğu kanaati öne çıkmaktadır. Buna göre Mısır dilinde “mose/musa” kelimesi “oğul” veya “-den gelen” anlamında birleşik kelimenin bir unsurunu ifade ederken ayrıca tanrılarla aidiyet bağı kuran bir ek anlamına da sahiptir. Zira pek çok firavun, aile adını ifade eden bu birleşik kelimelerle adlandırılmıştır. Örneğin Tut-mose, “Toth’tan doğan” veya “Toth’un oğlu” anlamındadır. Ayrıca krallık ailesi içinde de Ra-mose ya da Amon-mose gibi “mose” ekiyle biten ve kelimeye aidiyet anlamı veren adlandırmalar söz konusudur. Bu nedenle Tevrat’taki İbranice “moşe” yani “sudan gelen” anlamının aksine İbrani çocuğun krallık geleneğine uygun olarak “mose” ekiyle tanrısal bir unsura atfedilerek adlandırıldığı ancak zamanla bu ek olma özelliğini yitirerek adın “musa” şekline dönüştüğü ifade edilmektedir.^{18} Bu ayrıntının Hz. Musa’nın Mısır’daki tarihsel varlığının Kadim Mısır mitolojik geleneği bağlamında önemli bir işareti olduğu söylenebilir."
18 Bkz. Baki Adam, Yahudilik ve Hıristiyanlık Açısından Kur'an'ın Tartışmalı Konuları (Ankara: Pınar, 2011), 39-40.·Kitabı okudu
Din
Kadim kültürlerde tapınılan tanrılar az çok insan suretinde resmedilmesine rağmen Mısır tanrı ve tanrıçaları insan bedenli ve hayvan başlı varlıklar olarak tasvir edilmiştir.Başlangıçta yani henüz kent düzeyinde toplumsal bir yapı oluşmadan önce hayvanların gücü, hayvan sembolleri ve totemler ile ifade edilmiştir.Ancak toplumsal yapı geliştikçe sembolik etkilerinin artırılması için olsa gerek, hayvanlar antropomorfik görünümler kazanmaya başlamıştır. Bu nedenle insan bedenli ve hayvan başlı olarak tasvir edilen tanrısal figürler Mısır mitolojisinde önemli bir yer tutmuştur.Örneğin Mısır mitolojisinde aslan, öküz, koç, kurt, köpek, kedi, ibis, akbaba, şahin, su aygırı, timsah, kobra, yunus ve farklı balık türleri ile kurbağa, gübreböceği, çekirge ve diğer böceklere, ayrıca ağaçlara da kutsiyet atfedilmiştir.Ancak Amon, İsis ve Osiris gibi başat tanrısal unsurlar genellikle insan suretinde resmedilirken Seth ve Horus’un başları hayvan figürleriyle eşleştirilmiştir. Örneğin Seth kurt, eşek ya da köpekgiller ailesine benzer bir hayvan başı ile resmedilmiştir. Horus ise her daim şahin başıyla mitolojik resimlere işlenmiştir.
Tarih
Hititler Suriye'nin güneyindeki Kadeş'e kadar olan bölgeye ha­kimdi, ama Kadeş'in güneyine dokunamıyorlardı. Mısırlılar, Hi­titlerin daha fazla yayılmalarını engelliyordu. Kadeş'te M.Ö. 1274 yılında, Sinaranu'nun gemisini Girit'e göndermesinden yaklaşık on beş ila yirmi yıl önce Hititler ile Mısırlılar arasında büyük bir savaş yaşandı. Bu savaş, hem antik çağın en büyük savaşlarından biri olarak hem de antik dünyada düşmanını şaşkına çevirmek için tasarlanmış yanlış bilgilerin kasıtlı olarak kullanıldığı ilk ör­neklerden biri olarak yankı buluyor. Kadeş Savaşı'nda bir tarafta Hitit İmparatorluğu'nu daha güneye, Kenan Krallığı'nın içlerine doğru genişletmeye çalışan Hattili II. Muvattali, diğer tarafta ise sınırı onlarca yıldır bulun­duğu Kadeş'ten öteye ilerletmemeye kararlı olan Mısır Firavunu II. Ramses vardı. Hikayenin Hititlere göre olan versiyonunu hiç öğrenmiş olmasak da, savaşın ve sonuçlarının hemen hemen her ayrıntısını biliyoruz, çünkü Mısır versiyonu Mısır'daki beş ayrı tapınakta iki ayrı şekilde kaydedildi: II. Ramses'in Krallar Vadisi yakınlarından ölüm tapınağı Ramesseum'da ve Karnak, el-Uksur, Abidos ve Ebu Simbel'de. Savaşın temsil edildiği bir kabartma resim ile bağlantılı olarak bulunan kısa versiyon "Ra­por" veya "Duyuru" olarak bilinir. Uzun versiyona ise "Şiir" veya "Edebi Kayıt" adı verilir. Savaşın son derece şiddetli olduğunu ve iki tarafın da belli noktalarda kazanmaya çok yaklaştığını biliyoruz. Kazananın ol­madığını ve iki taraf arasındaki anlaşmazlığın daha sonra imza­lanan bir barış anlaşmasıyla çözüldüğünü de biliyoruz. Çarpışmanın en çarpıcı yanı, Hititler Mısırlıları gözetlemek için Mısır kayıtlarına göre Şasu Bedevisi olan iki adam gönder­dikten sonra yaşandı. Hititler, bu adamları kasıtlı olarak hemen Mısır kuvvetleri tarafından
Sayfa 97·Kitabı okudu
Reklam
Reklam