25 MartElindeki bardağı aldığını sırada diğer elinde tuttuğu kimliği­ me bakıyordu. “Derin Mavi,” dedi. “Güzelmiş ismin. Hangisini kullanıyorsun?” “Derin,” diye mırıldandım. Kimliğimi tam bana uzatıyordu ki kaşlarını çattı. “25 Mart,” dedi. “Doğum gününe üç gün kalmış. Şimdiden kutlu olsun.” “Teşekkürler,” diye mırıldandım. O söyleyene kadar doğum günümün yaklaştığının farkında bile değildim. Üç gün sonra on sekizinci yaşıma giriyordum ve şu an kara­ koldaydım. On yediye harika bir veda... Muhteşem bir kapanış. “Bu arada ben Aziz Ata,” dedi elini uzatarak. “Pek iyi bir tanış­ ma olmadı ama... memnun oldum.” Güldü. “Ben de memnun oldum,” diye mırıldandım, bana uzattığı elini tuttum ve hafifçe sıktım. O güne dair hatırladığım son birkaç şeyden biriydi bu an. Sonrası hızlı bir jenerik gibi aktı gitti. Aziz Ata ile tanışmam, an­ nemin telaşla gelmesi, ifademin alınması, şikâyetçi olduğuma dair birkaç belge imzalamam ve oradan çıkışımız... Annemin yüzünde korkuyu görebiliyordum. Bana karşı his­ settiği kaybetme korkusuyla benim herhangi biri tarafından in­ citilme ihtimalim birleşince onu içten içe delinmişti. Karakola gelip de beni gördüğü ilk ana kadar kendi kendini nasıl da yiyip bitirdiğini yüzündeki ifadeden okuyabilmiştim. Biz onunla öyle zor şeyler yaşamış, öyle büyük bir karmaşadan kaçmıştık ki nasıl anlatırsam anlatayım eksik kalacaktı. Benim için onunla yaşadığımız her şeyin özeti, ilk duyuşta ne kadar an­ lamsız gelirse gelsin bir tabak pilavdı. Bir büyük tabak, tereyağlı pilav.
Sayfa 19·Kitabı okudu
Alıntı
Çekiçle sosyoloji yapıyor Weber dayım
Sonuç beylik sözlerden başka bir şey olacaksa İncil'in anlamı işte budur. Bundan ötürü varlıklı genç adam için şöyle dendi: 'Üzüntüyle gitti. Çünkü büyük malı mülkü vardı.' İncil
Sosyoloji
Kurumlanma/Kurumsallaşma(?)
Kurumlanma, çok yaygın bir niteliktir, belki de ondan tam olarak kurtulan yok. Akademik, bilimsel çevrelerde kurumlanma bir tür meslek hastalığıdır, gelgelelim özellikle bilginlerde kendini ne ölçüde
Sosyoloji
Savaşın ne olduğunu hiç bilmeseydik
- Savaş mı dedin? diye sordu. Biraz sonra da, kafasında beliren bir düşüncesine ce-vap verir gibi ekledi: - Yoo, olmaz. Savaşın ne olduğunu bilmeseniz daha iyi! Sonra yine başını çevirdi, bir kucak kuru ot alıp ate-şe attı ve hiçbirimizin yüzüne bakmadan üflemeye başladı ateşi. Danyar başka birşey söylemedi ama, o kısacık an-lamsız görünen cevabı ile, savaşın öyle lâf olsun diye an-latılacak bir konu olmadığını, uyumak için bir peri masalı dinler gibi dinlenemeyeceğini çok açık bir şekilde anlat-mış oluyordu. Savaş, bu erkek yüreğinde kan gibi pıhtı-laşmıştı ve onu hikâye hâline getirmek öyle kolay değildi. Bundan sonra Danyar'a savaş hakkında hiçbir soru sormadım.
Sayfa 29
İnsan yaşamını anlamdan yoksun bırakıyor gibi görünen şey­ ler sadece acıyı değil, ölümü de kapsıyor. Sadece yaşamın ger­ çekten geçici olan yanlarının potansiyeller olduğunu söylemek­ten hiçbir
Bir şey olacağı yok. Basit, faydasız biri değil miyim sadece? Böyle düşününce şaşkına dönüyorum. Ne yapmalıyım? Hiçbir planım, hiçbir şeyim yok. Sonuçta böyle yarım yamalak yaşadığım gerçeği, insanlara rahatsızlık vermekten başka bir şey yapmıyor. Her şeyin bu kadar an lamsız olduğunu düşünmek, dayanılmaz bir acıya sebep oluyor.
Sayfa 14
Kitap Alıntısı