25 MartElindeki bardağı aldığını sırada diğer elinde tuttuğu kimliği me bakıyordu. “Derin Mavi,” dedi. “Güzelmiş ismin. Hangisini kullanıyorsun?” “Derin,” diye mırıldandım. Kimliğimi tam bana uzatıyordu ki kaşlarını çattı. “25 Mart,” dedi. “Doğum gününe üç gün kalmış. Şimdiden kutlu olsun.” “Teşekkürler,” diye mırıldandım. O söyleyene kadar doğum günümün yaklaştığının farkında bile değildim. Üç gün sonra on sekizinci yaşıma giriyordum ve şu an kara koldaydım. On yediye harika bir veda... Muhteşem bir kapanış. “Bu arada ben Aziz Ata,” dedi elini uzatarak. “Pek iyi bir tanış ma olmadı ama... memnun oldum.” Güldü. “Ben de memnun oldum,” diye mırıldandım, bana uzattığı elini tuttum ve hafifçe sıktım. O güne dair hatırladığım son birkaç şeyden biriydi bu an. Sonrası hızlı bir jenerik gibi aktı gitti. Aziz Ata ile tanışmam, an nemin telaşla gelmesi, ifademin alınması, şikâyetçi olduğuma dair birkaç belge imzalamam ve oradan çıkışımız... Annemin yüzünde korkuyu görebiliyordum. Bana karşı his settiği kaybetme korkusuyla benim herhangi biri tarafından in citilme ihtimalim birleşince onu içten içe delinmişti. Karakola gelip de beni gördüğü ilk ana kadar kendi kendini nasıl da yiyip bitirdiğini yüzündeki ifadeden okuyabilmiştim. Biz onunla öyle zor şeyler yaşamış, öyle büyük bir karmaşadan kaçmıştık ki nasıl anlatırsam anlatayım eksik kalacaktı. Benim için onunla yaşadığımız her şeyin özeti, ilk duyuşta ne kadar an lamsız gelirse gelsin bir tabak pilavdı. Bir büyük tabak, tereyağlı pilav.