Hamnet… Shakespeare’nin eşi olarak tarihe geçen derin, sezgileri sağlam, insanların derdini görebilen bir kadın olan Agnes’in hikayesi. Aynı zamanda onun evlat acısının masalı…
.
Hamnet’i okumaya başlarken Shakespeare’nin oğlunun hikayesini okuyacağımı düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Oğlu Hamlet’in acısının baba ve özellikle annede duygusal olarak dışavurumunun kurgusunu okuyorsunuz.
.
Romanda, geçmişe ve hikayenin anlatıldığı döneme geçerek ikili bir anlatım kullanılmış, geçmişteki bölümlerde Shakespeare ve eşinin tanışması ve evlenmesinin gelişmeleri aktarılırken, hikayenin anlatıldığı dönemde ise, bu evlilik üzerinden yaklaşık on yıl geçmiş Shakespeare tiyatro için Londra’ya gittikten sonra Agnes’in eşinin ailesinin yanındaki evde yaşadığı dönem ve Hamlet’in hastalığı aktarılıyordu. Belki bende anne olduğumdan sanırım Agnes’in çocuğunun hastalığı karşısındaki karmaşık duygularını derinden hissetim. O bir yandan mantığına sarılıp gerçeği tüm çıplaklığıyla kabul etmesi, bir yandan da duygularına yenilip oğlunu kurtarma inancından bir an olsun vazgeçmemesi onunla empati yapmama sebep oldu ve bu beni derinden etkiledi.
.
Shakespeare’nin tam olarak ismi bile geçmiyordu onun sadece eş, baba gibi sıfatları ön plana çıkarılmıştı ve yüzeysel geçilmişti başrolde eşi Agnes vardı. Onun anne olarak duyguları, özgün doğası, güçlü kişiliği üzerinden ilerleyen bir kurgu hakimdi. Ayrıca dönemin ruhu ve dokusu detaylı bir şekilde çok güzel yansıtılmıştı. Okurken betimlemelerle kendinizi 16. yy İngilteresinde hissediyorsunuz adeta.
.
Kitabın sonunun biraz daha etkileyici olmasını bekledim ama durağan bir şekilde bitti. Kitabın sonunda;,Agnes, Shakespeare’nin oğlu için yazdığı Hamnet oyununu izlemeye Londra’ya gittiği ve oyunu izlediği sahne canlandırılmıştı. Açıkçası sonunun nereye tam