Psikolojik analiz animist çağda, ruhun yaratılmasıydı; dini çağda ise kişinin ruhunun temsil edilmesiydi; doğa bilimi çağımıza gelince bireysel ruhun tanınmasıdır.
Tylor'a göre, geniş anlamda animist bir dünya görüşü şekillendikten sonra evrim geçirmeye başlamıştır. Örneğin bir noktada, her ağacın bir ruhu olduğu düşüncesi, yerini, ağaçların toplu olarak "orman tanrısı" tarafından yönetildiği düşüncesine bırakmıştır. Bu yeni başlayan çoktanrıcılık da daha sonra olgunlaşmış ve sonunda tektanrıcılığa dönüşmüştür.
Koyunları çitlere kapatmak, koçları kısırlaştırmak, dişi koyunlan seçici üremeye tabi tutmak gibi yöntemler geliştirdiler, ama koyunların sağlıklı kuzular doğuracağından veya ölümcül salgınların çıkmayacağından emin olamıyorlardı. O hâlde sürülerin üretkenliğini nasıl koruyacaklardı?
Tanrıların bu probleme çözüm getirdiği için önem kazandığım ileri süren teoriler vardır. Bereket tanrıçası, gökyüzü tanrısı gibi tanrılar bitkiler ve hayvanlar konuşma kabiliyetlerini yitirdiğinde ortaya çıktı ve bu tannlann başlıca görevi insanlarla dilsiz bitkiler ve hayvanlar arasında arabuluculuk yapmaktı. Antik çağ mitolojilerinin büyük bölümü aslında insanların bitkiler ve hayvanlar üzerinde hâkimiyet kurabilme karşısında tannya ebediyen sadakat gösterme sözü vermesidir. Tekvin (başlangıç) kitabının ilk bölümleri buna harika bir örnektir. Tarım Devrimi’nden sonraki binlerce yıl boyunca dini ayinler büyük ölçüde, insanların ilahi güçlere çeşitli kurbanlar vermesi karşılığında tanrıların da insanlara bereketli hasatlar ve doğurgan sürüler sözü bahşetmesi olarak özetlenebilir.Tanm Devrimi’nin, başlangıçta animist sistemin diğer unsurları olan kayalar, pınarlar, hayaletler ve iblisler üzerinde çok daha az etkisi olmuştu ve bunlar da zamanla güçlerini ve statülerini yeni tanrılara kaptırdı. İnsanlar tüm yaşamlarını birkaç yüz kilometrekarelik küçük topraklarda geçirdiği süre boyunca ihtiyaçlarının çoğu yerel ruhlar tarafından karşılanabilirdi, ancak bir kez krallıklar ve ticaret ağları genişlemeye başladığında, güçleri ve otoriteleri bir krallığın veya ticaret havzasının tamamına erişebilen varlıklarla iletişim kurabilme gereği duydular.
Bu ihtiyaçlara cevap verme çabaları ilk çoktanrılı dinlerin ortaya çıkışına sebep oldu. Bu dinler dünyanın bereket tanrıçası, yağmur
Batılı biçimiyle demokrasi Araplar arasında ilerleme kaydetmektedir. Ama aynı ilerlemeyi İslami köktendincilik de göstermektedir. Sudan’da köktendinciler iktidan ele geçirmişler ve bunu Hıristiyan ve animist güneye karşı bir cihad açmak için kullanmaktadırlar. Afganistan’da dini bir hareket -Sünni ve İran karşıtı, ama koyu köktendinci- daha şimdiden ülkenin büyük bir kısmını kontrolü altına almıştır. Diğerleri arasında Cezayir’de, bir dereceye kadar Mısır’da ve Arabistan krallıkları ve şeyhliklerinde köktendinciler bastaki hükümetleri terörle yıkmayı amaçlamaktadırlar. Suriye’de bunlar kanlı bir şekilde bastınlmıştır. Ürdün ve Fas’ta bir ölçüde politik sistemin içine alınmışlardır. Bu ülkelerin hemen hemen hepsinde köktendincilik büyük bir güçtür ve baştaki rejimler halklan düşkınklığma uğrattıkça çekiciliği daha da artmaktadır. Köktendinci rejimlerin başka Arap ülkelerinde de ortaya çıkmalan ya da iktidan ele geçirmeleri imkansız değildir. Petrolü olanlar bu geçişi atlatabilirler. Köktendinci politikaların cazibesini absorbe edecek petrol geliri olmayanlar çok daha güçlüklerle karşılaşacaklardır.
Animist evrede insan kadiri mutlak olduğuna inanır; dinsel evrede bu gücü tanrılara devretmiş, ama bundan hepten de vazgeçmemiştir, zira tanrıları çeşitli yollarla etkileyerek kendi arzuları doğrultusunda yönlendirme gücünü kendinde saklı tutar. Bilimsel dünya görüşünde ise insanın kadiri mutlaklığına yer yoktur artık, insan kendi küçüklüğünü idrak etmiş, tüm diğer doğal zorunluluklar gibi ölüme de tevekkülle boyun eğmiştir.