400 yıl yükseklerde uçan, benliğinden memnun bir gururun gösterişi ile Avrupa, Asya ve Afrika politikalarının en önemli kutuplarından biri olan Anka, ömrünün son 200 yılı içinde içten içe çürümüş,yükseklere çıkacak gücü bulamamış ve başka yırtıcıların avı haline gelecek duruma düşmüştür. Ancak altı yüz yılın gururuyla, kendini ateşe atacak ve küllerin arasından çıkaracağı yepyeni benlikle yeniden yükseklere doğru kanat çırpacaktır.
Serves(Sevr),Türklere yaşama hakkını tanımayan bir barış antlaşmasıdır; aslında barış antlaşması da değil çokuluslu Osmanlı Devleti’nin başat yönetici üyesi olan bir ulus hakkında gerçek bir ölüm fermanıdır.
Işığım söndü. Kalbim dindi.
Bir Anka masalıydı yaşadığım
Sondum, sonuncuydum
Yalnızlık ancak bu kadar taşardı,
Fışkırırdı bazan, öyleydi
Ve usulca akardı kalbimden...
Artık tek başınaydı genç yolcu... On iki kişiyle çıktığı bu yolda yalnız kalmıştı. Anka kuşuna ulaşmak için son bir kapı vardı önünde. Mor kapıdan içeri girdiğinde kocaman bir ayna buldu. Sudan bir ayna... İçinden geçtiğinde yeni bir ayna çıkıyordu karşısına. O aynanın da içinden geçince bir ayna daha...
Sonu gelmiyordu aynaların. Geçtikçe geçiyordu ama bir yere vardığı yoktu. Genç yolcunun sinirleri bozuldu artık. Karşısında sürekli kendini görmekteydi ve kendi içinden geçip durduğu halde bir yere varamamaktaydı.
Sonunda dayanamayıp bir tane yumruk geçirdi aynadaki yansımasına. Sonra aynı şiddette bir yumruk yedi yüzüne. Bir tane daha yumruk attı ve bir yumruk daha yedi. Aynadaki yansımasına her ne yapıyorsa karşılığında aynısını buluyordu. Kendi gibi zeki, güçlü ve irade sahibi bir insan vardı karşısında. Kendini kendi potansiyeliyle nasıl alt edebilecekti?
Ne yaparsa yapsın, ona aynı potansiyelle karşılık verebilecek bir tane daha vardı ondan.
Bu kapının aşılamaz olduğuna karar verdi genç yolcu. Kendini kendiyle alt etmesi mümkün değildi.
Üstelik suyun arkasında renkli bir ateşin yükseldiğini gördü, şarkılar söylendiğini işitti. Anka kuşunun alevden tüyleri suyun içinden kıvrılarak geçmekteydi.
Şifalı sesi kalbine dokundu genç yolcunun. İçinden ağlamak geliyordu. Kendini aşıp ona nasıl ulaşacağının yolunu bulamıyordu bir türlü.
Öfkeyle aynadaki yansımasının boğazına sarıldı ama o da aynı güçte onun boğazını sıkıyordu. Yerden aldığı bir sopayı geçirdi başına ama kendi kafasından kanlar aktı.
Kendini hırpalamaktan yorgun düşen genç yolcu, sonunda bir fikre ulaştı. “Madem ben ne yaparsam onu yapıyor o halde bir yol daha var” dedi.
Yerinden kalkıp aynadaki yansımasını kucakladı ve onunla yerdeğiştirdi. Sırtını dönüp Anka kuşuna doğru yürümeye başladığında, gölge
Dombledore masasının arkasına oturarak, "Onu bir Yanma Günü'nde görmen ne yazık," dedi. "Genellikle çok yakışıkşıdır; Harkulade kırmızı ve altın rengi tüyleri vardır. Büyüleyici yaratıklardır bu anka kuşları. Çok ağır yükler taşıyabilirler, gözyaşlarının iyileştirici gücü vardır ve çok sadık hayvanlardır."