Ali Haydar Paşa, Lübnan'da yaşadığı günlerde Irak veya Suriye tahtlarından birini elde edebilmek için Müttefikler ile tekrar tema­sa geçti ama bütün girişimlerinde yine hayal kırıklıkları yaşadı! Müttefikler harp sırasında devletini, yani Osmanlı İmparatorlu­ ğu'na sadık kalmış bir Mekke Şerifi'ni Ortadoğu'da istemiyorlardı ve bölgeyi kendilerine bağlı olan Şerif Hüseyin ile oğullan arasın­da, yani sözlerinden çıkmayacak kişiler arasında taksim etmişlerdi. Ankara'nın gözünde ise, Şerif ailesi hain ve İngiliz uşağı idi. Şe­rif Hüseyin'in isyanının sebep olduğu acılar hafızalarda hala tap­ taze yaşadığı için aileden kimseye güvenilmiyor, kendisine karşı isyan eden Şerif Hüseyin ile sadık kalan Şerif Ali Haydar Paşa'nın arasında bir ayırım yapılmıyor ve ìi Haydar Paşa'nın taht sahibi olması da önlenmeye çalışılıyordu. Genç Cumhuriyet, benzer önle­me çabalarını Birinci Dünya Savaşı'nda Şerif Ali Haydar Paşa gibi Türkiye'ye sadık kalan Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa için de gös­ teriyor, Abbas Paşa haýında bir taht söylentisi çıktığı anda, ger­ çekleşmesini önlemek maksadıyla hemen temaslara girişiliyordu.
Sayfa 50 - Turkuaz kıtap 2026
Araştırma-İnceleme Tarih
“Ankara, bahar kokuyordu. Ona âşık oluyordum...”
Sayfa 202·Kitabı okudu
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türkiye'nin elinde deprem sonrası müthiş fırsat vardı, yeşil ve akıllı şehirler yaratmak için. Ankara'dakiler inat ve cehaletle aynı yapılaşmayı tekrarladılar, Kötü örnekler ortadayken bizi sadece doğaya değil, birbirimize düşmanlaştıracak şehirlerde, apartmanlarda ısrar edildi! Fransa'da, İngiltere'de yüzlerce daireli binalar mecburen bırakılmıştı, yaşayanlar mekânlara tahammül edemeyip zarar vermeye başlayınca.
Sayfa 162·Kitabı okuyor
Eski Türk tarihine olan ilgi, Batı'da 1756 yılında başlayıp on dokuzuncu yüzyıl sonlarında yoğunlaştı. 1950'lerden sonra ise bilimsel temellere oturtulmaya çalışıldı. Ülkemizde ise Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışa gidiş yıllarında gerçek anlamda başladığını söyleyebiliriz. Bunalım ortamında yaşanan kimlik arayışlarının bunda çok etkisi olduğu bilinmektedir. Ancak cumhuriyetimizin kurulması ile birlikte doğrudan bir ilgi ve arayış olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle cumhuriyetin ilanının hemen akabinde Türkiyat Enstitüsü'nün kurulması bunun göstergesidir. Daha sonra Türk Tarih Kurumu ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin açılmasının esas amaçları arasında eski Türk tarihine dair araştırmalar yapmak vardır. Atatürk'ün Türk tarihine olan ilgisi oldukça açıktır. Daha sonraki yıllarda bu ilgi, halk ve ilim adamları arasında artarak devam etse de iktidarlar tarafından bastırılmaya çalışıldı. Ne var ki, son dönemlerde hem uluslararası konjonktür, hem de ülkemizin içinde bulunduğu ortam neticesinde aslında var olan ancak üzeri örtülen ilgi birden açığa çıktı. Kısacası bu önlemez bir gerçekti. Hak ettiği yeri buldu diyebilirim.
Sayfa 126 - Kronik Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
kana bulanmış öfkemiz kana bulanmış rüzgarın kanatları ankara'da yağmur yağıyor ankara'da yağmur altında ölülerimiz mustafa kemal'in korkusu yok ihtişamla gelecek günlere bakıyor
Yazı işleri müdürü seni istiyor, dediler. Önümü ilikleyerek içeri girdim. Şöyle bir baktı ve: - Ha, dedi; sen misin? - Evet, dedim; benim. Çünkü gerçekten de bendim; fakat bu iş bu kadar açıkken cevabıma gene sinirlendi. Anlaşamıyorduk bir türlü yazı işleri müdürü ile.. ne ise. - Dur biraz, dedi. Durdum. İşini bitirdikten sonra sandalyesi ile birlikte bana dönerek: Sana bir fırsat veriyorum: Üstad Ankara'dan gelmiş. Git konuş, akşama yazını getir, dedi. Bu benim için gerçekten fırsattı. Kendimi gösterme yolunu bulmuş oluyordum. Bir geçtim mi röportajcılığa, artık afişler, reklamlar, seyahatler benim için demekti. Bu yüzden heyecanlandım ve: - Çok teşekkür ederim şef, çok teşekkür, dedim, arkasından da ilave ettim: Yalnız bir şey soracağım. Pardon, iki şey: Üstad kimdir ve üstadı nerede bulabilirim?
Sayfa 147·Kitabı okuyor