–...
–Diyarbakır'ı düşürseydiniz ne yapacaktınız?
– Orada tutunmaya bakacaktık. Ankara'ya, yazacak şeriat isteyecek ve anlaşma yolu arayacaktık. Biz Kürdistan değil, Allah için ayaklandık...
Ankara, kısa bir müddet Alâeddin Keykubad’ın şehri oldu.
Bu kabına sığmayan, fakat tahta geçer geçmez yaptığı işlerle
saltanat hırsına hiç olmazsa devrin örfü içinde hak verdiren
padişah, babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev İznik İmparatorluğu
hudutlarında yaptığı muharebede şehit olur olmaz, ağabeysi ve
gurbet arkadaşı İz-zeddin Keykâvus’un elinden tahtı almak
için harekete geçer ve muharebeyi kaybedince Ankara kalesine
kapanır. Şehir uzun müddet Şehzade’nin dâvasını tutar. Fakat
zafer ümidi kalmayınca konuşmalar başlar, hayatına
dokunulmamak şartıyla teslim olur. Uzayan muhasara
esnasında İzzeddin’in karargâhında padişah ve maiyetindeki
beyler için köşkler, evler yaptırılmıştı. Ayrıca İzzeddin Keykâvus şehrin dışında bir de medrese yaptırmışt
Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur.
Asırlar içinde uğradığı istilâlar, üst üste yangınlar ve yağmalar
şehirde geçmiş zamanların pek az eserini bırakmıştır. Acayip
bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir.
Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden
kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır
neşir olduğu pek az yer vardır. Kalede ve onun eteğine
serpilmiş mahallelerde Türk velileri Roma ve Bizans taşlarıyla
sarmaş dolaş yatarlar.
Kaç defa Cebeci’de veya kalede bu evlerden birinde
oturmayı düşündüm. Fakat evvelâ Ankara Lisesi’nde, sonra
Gazi Terbiye Enstitüsü‘nde o kadar cemiyetli bir hayatımız
vardı ki, bir türlü bırakamadım. Zaten o seneler Ankara
memurlarının çoğu resmi dairelerde hattâ vekâletlerde
kalıyorlardı.
Atatürk’ün hemen herkesin gördüğü, mektep kitaplarına
kadar geçmiş bir fotoğrafı vardır. Anafartalar ve
Dumlupınar’ın kahramanı, son muharebenin sabahında tek
başına, ağzında sigarası, bir tepeye doğru ağır ağır ve
düşünceli çıkar. İşte Ankara Kalesi muhayyilemde daima
ömrünün en güneşli saatine böyle yavaş yavaş çıkan büyük
adamla birleşmiştir. Bu şaşırtıcı terkip nasıl oldu? Eğer böyle
bir şey lazımsa vatanın her tepesinde aynı şekilde tahayyül ve
tasavvur etmem icabeden bir insanla bu kale bende nasıl
birleştiler? Bunu hiçbir zaman izah edemem. Bu cins
yaklaştırmalar insan muhayyilesinin en sırlı tarafıdır. Bildiğim
bir şey varsa bir gün, bu fotoğrafa bakarken Ankara Kalesi
kendiliğinden gözlerimin önüne geldi ve ben bir daha bu iki
hayali birbirinden ayıramadım.