–... –Diyarbakır'ı düşürseydiniz ne yapacaktınız? – Orada tutunmaya bakacaktık. Ankara'ya, yazacak şeriat isteyecek ve anlaşma yolu arayacaktık. Biz Kürdistan değil, Allah için ayaklandık...
Sayfa 63 - Büyük doğu yayınları·Kitabı okuyor
“Gençlik bazen aşka ne kötü, ne hoyrat davranır.”
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ankara, kısa bir müddet Alâeddin Keykubad’ın şehri oldu. Bu kabına sığmayan, fakat tahta geçer geçmez yaptığı işlerle saltanat hırsına hiç olmazsa devrin örfü içinde hak verdiren padişah, babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev İznik İmparatorluğu hudutlarında yaptığı muharebede şehit olur olmaz, ağabeysi ve gurbet arkadaşı İz-zeddin Keykâvus’un elinden tahtı almak için harekete geçer ve muharebeyi kaybedince Ankara kalesine kapanır. Şehir uzun müddet Şehzade’nin dâvasını tutar. Fakat zafer ümidi kalmayınca konuşmalar başlar, hayatına dokunulmamak şartıyla teslim olur. Uzayan muhasara esnasında İzzeddin’in karargâhında padişah ve maiyetindeki beyler için köşkler, evler yaptırılmıştı. Ayrıca İzzeddin Keykâvus şehrin dışında bir de medrese yaptırmışt
Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı terkipleriyle doludur. Asırlar içinde uğradığı istilâlar, üst üste yangınlar ve yağmalar şehirde geçmiş zamanların pek az eserini bırakmıştır. Acayip bir karışıklık içinde bu tarih daima insanın gözü önündedir. Türk kültürünün kendinden evvel gelmiş medeniyetlerden kalan şeylerle bu kadar canlı surette rastgele karıştığı, haşır neşir olduğu pek az yer vardır. Kalede ve onun eteğine serpilmiş mahallelerde Türk velileri Roma ve Bizans taşlarıyla sarmaş dolaş yatarlar.
Kaç defa Cebeci’de veya kalede bu evlerden birinde oturmayı düşündüm. Fakat evvelâ Ankara Lisesi’nde, sonra Gazi Terbiye Enstitüsü‘nde o kadar cemiyetli bir hayatımız vardı ki, bir türlü bırakamadım. Zaten o seneler Ankara memurlarının çoğu resmi dairelerde hattâ vekâletlerde kalıyorlardı.
Atatürk’ün hemen herkesin gördüğü, mektep kitaplarına kadar geçmiş bir fotoğrafı vardır. Anafartalar ve Dumlupınar’ın kahramanı, son muharebenin sabahında tek başına, ağzında sigarası, bir tepeye doğru ağır ağır ve düşünceli çıkar. İşte Ankara Kalesi muhayyilemde daima ömrünün en güneşli saatine böyle yavaş yavaş çıkan büyük adamla birleşmiştir. Bu şaşırtıcı terkip nasıl oldu? Eğer böyle bir şey lazımsa vatanın her tepesinde aynı şekilde tahayyül ve tasavvur etmem icabeden bir insanla bu kale bende nasıl birleştiler? Bunu hiçbir zaman izah edemem. Bu cins yaklaştırmalar insan muhayyilesinin en sırlı tarafıdır. Bildiğim bir şey varsa bir gün, bu fotoğrafa bakarken Ankara Kalesi kendiliğinden gözlerimin önüne geldi ve ben bir daha bu iki hayali birbirinden ayıramadım.