“Bizim uğrumuzda cihad (mücahede) edenleri, mutlaka yollarımıza iletir (rızamıza ulaştıran sebeplere sevkederiz)." [Ankebût 29/69] Bu ayetin tefsirinde denilmiştir ki: Bu müjdeye ulaşanlar, bildikleri ile amel edenlerdir. Bu sebeple Allahu Teala onları, bilmediklerini öğrenmeye sevkeder ve muvaffak kılar. Sonunda onlar, alim ve hikmet sahibi kimseler olurlar. .................... Bir haberde şöyle duyurulmuştur: “Kim bildiği ile amel ederse, Allahu Teala, ona bilmediklerini öğretir. Onu amelde muvaffak kılar. Sonuçta kul cenneti hak eder. Kim de, bildiği ile amel etmezse, bildiğinde de şaşırır, Allah onu amelde muvaffak kılmaz. Sonuçta cehennemi hak eder." ¹ _______________________ ¹ Ebu Nuaym, Hilye, X, 15; Aclunî, Keşfu’l-Hafa, II, 347.
Sayfa 477 - Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu
Kalb ayna gibidir; günahlarla kararır, hayırlarla cilalanır. Ayna parlak olduğu ve üzerinde perde bulunmadığı zaman, karşısındaki eşyanın suretleri ona aksedip içine yerleştikleri gibi, kalb de küfür ve günahkârlığın karanlığı ve kirliliğiyle örtülmediği zaman, ilgilendiği ve alâka duyduğu eşyanın hakikatleri ona aksedip içine girerler. Bu da o şeylerin bilgisinin kalpte hasıl olması sonucunu doğurur. Bu bilginin onda hâsıl olması için kalbin parlak olması, bilgiye talip olması ve konuya yönelip teveccüh ve dikkat, göstermesi lâzımdır. Bu şartlar gerçekleşmediği takdirde, ters çevrilen ayna olayında da olduğu gibi, bir şey görmek anlamak ve bilmek mümkün değildir. Bu sebeple, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur: ​“Bizim yolumuzda cihad edenlere yollarımızı göstereceğiz.” (Ankebût, 69) Bu âyetteki cihadın bir mânası da doğru bilgiyi aramak ve bunun için cehd ve çaba göstermektir. Bunun kadar önemli olan diğer bir şart da bilgiyi olduğu gibi kabul etmeye niyetli ve istekli olmaktır. Bu ise şartlanmışlıktan, bir mezhep veya görüşün taassubundan hâli olmak ve gerçekleri peşin kabuller veya dünyevî mülâhazalarla değiştirmeye kalkmamak demektir.
Din
Reklam
Ankebut Suresi
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ Yoksa insanlar, “iman ettik” dedikten sonra, imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Ankebût 2 وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ Andolsun ki onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah, doğru olanları da yalancıları da bilir. (Ve imtihanlarla insanların da bilmesini sağlar.) 3 مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Kim Allah’la karşılaşmayı (ve O’ndan mükâfat almayı) umuyorsa hiç şüphesiz Allah’ın belirlediği süre gelmektedir. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir. 5 وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ Kim cihad ederse kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz ki Allah, âlemlere (ve onların kulluğuna) muhtaç değildir.<p> <sup> <i>Bu surede “cihad” kavramı iki defa geçmektedir. İlki bu ayette, ikincisi 69. ayettedir. Sure Mekki bir suredir. Bu surede kastedilen cihad, Kur’ân’ın genelinde var olan kıtal (savaş) anlamında değil; imtihanlara karşı sabır, Allah’ın (cc) emrettikleri ve yasakladıkları noktasında nefsi terbiye anlamlarındadır. (Bk. 25/Furkân, 52)</i></sup></p> 6 وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ İman edip salih amel işleyenlerin ise elbette, kusurlarını örtecek ve onları işledikleri amellerin en güzeliyle mükâfatlandıracağız. 7 وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ
Kur'an Surelerinin Ruhsal Şifa Haritası
1)Fatiha: Yöneliş (Doğru yolu bulmaya iyi gelir) 2)Bakara: Düzen (Hayatı inşa etmeye iyi gelir) 3)Âl-i İmrân: Direniş (İnancı korumaya iyi gelir) 4)Nisâ: Adalet (Hukuku ve emaneti korumaya iyi gelir) 5)Mâide: Sözleşme (Vefalı olmaya iyi gelir) 6)En'âm: Tevhid (Zihni berraklaştırmaya iyi gelir) 7)A'râf: Denge (Arafta kalmamaya iyi gelir) 8)Enfâl: Dayanışma (Korkuyu yenmeye iyi gelir) 9)Tevbe: Arınma (Pişmanlığın hafifliğine iyi gelir) 10)Yunus: Sabır (Kaderi sevmeye iyi gelir) 11)Hûd: İstikamet (Dosdoğru durmaya iyi gelir) 12)Yusuf: Umut (Kuyudan çıkmaya, hayallere iyi gelir) 13)Ra'd: Gök gürültüsü (Uyanışa iyi gelir) 14)İbrahim: Şükür (Karanlıktan aydınlığa çıkmaya iyi gelir) 15)Hicr: Korunma (İlahi muhafazaya iyi gelir)
"Bizim yolumuzda cihad edenlere elbette (en doğru olan) yollarımızı gösteririz. Şüphesiz ki Allah, kulluğunu en güzel şekilde yapmaya çalışanlarla beraberdir." (29/Ankebût, 69)
Alıntı
Binâenaleyh var kuvvetiyle çalışmaya başlamak kuldan gelir. Akabinde hidâyetle onu mükâfat-andırmak da Cenâb-ı Hakk'a düşer. Bu sırra binâen Cenâb-ı Hakk şöyle buyurdu: وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَأ "Bizim yolumuzda cihåd edenleri yemin ederim yollarımıza hidâyet edeceğiz." (Ankebût: 69) Başka bir åyette şöyle buyurulur: إِنَّ اللّٰهَ لَا يُعَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْ "Gerçekten bir millet kendini değiştirmedik- çe Allah onları değiştirmez." (Râd: 11) (Verilen nimet, nankörlük yapılmadıkça geri alınmadığı gibi, verilen azab da tevbe olmadıkça kaldırılmaz.)
Reklam
Reklam