İbrahim buyurdu: "(Ey) insan! Kulluk Allah'adır, (öldürerek) O'na karşı gelme! Ankebut Suresi, 16
Fatiha 1.Bölüm
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Elhamdulillahi rabbil âlemin esselatu vesselamu aleyke ya seyyidel evveline vel ahirin ve ila cemiil enbiyayi vel murselin ve ila cemiil evliyayi vel hamdulillahi rabbil âlemin. Kovulmuş, taşlanmış şeytandan rahman ve rahim olan Allah’a sığınırız. Daha önce rabbimizi isimlerinden tanıyalım, sevilmeye neden layık olduğunu bilelim ve onu, onun muamelesini sevelim diye sohbetlerimizi yapmıştık. Şimdi de hep beraber Fatiha Suresi’ni Kur’an’ın özü olarak nasıl anlayabileceğimizi, Fatiha’yı anlamasak olur mu, Fatiha’nın bize ne kazandıracağını, Fatiha’nın kulluğumuzdaki yerinin ne olduğunu öğrenmeye, anlamaya çalışacağız inşallah. Biri; “bismillahirrahmanirrahim” dediğinde; “benim rabbim rahman ve rahimdir, bana karşı merhamet sahibidir. Bana yaptığı muameleler rahmetinin eseridir, rahmetinin sonucudur. Beni yaratan, seven, rahmetiyle bana muamele eden odur. Allah bana nasıl bir muamelede bulunursa bulunsun, onun muamelesi güzeldir, ben onun muamelesini beğeniyor, kabul ediyorum; çünkü o benim rabbimdir” demiş olur. El hamdu lillâhi rabbil âlemîn:(Fatiha /1) “Hamd, övme ve övülme âlemlerin rabbi olan Allah içindir.” Bu ayeti namazda Allah’a söyler, dua olarak okuruz. Namazda bu ayeti okuduğumuzda; “ya rabbi! Hamd, övme ve övülme senin içindir, sana layıktır. Övgüye layık olan sensin, ben de seni övüyorum ya rabbi! Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, ben seni överim; çünkü senin her işin övgüye layıktır. Bütün kâinatta ve varlıkta her ne varsa hepsini kâmil olarak, eksiksiz ve noksansız olarak yaratmışsın, bana da kâmil insan olayım diye dünya sahnesinde bir hayat tanımışsın. Sen bana nasıl bir muamelede bulunursan bulun, senin o muamelen hamda, övülmeye layıktır; yani güzeldir, benim kazanabilmem için en
Sayfa 155·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İbrahim’i de gönderdik.Toplumuna şöyle dedi: “Allah ‘a ibadet edin, O’ndan sakının! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Ankebut Süresi,16
"İbrahim buyurdu: "(Ey) insan! Kulluk Allah'adır, (öldürerek) O'na karşı gelme! (Ankebut Suresi, 16)"
Kapı yayınları / Epub·Kitabı okudu
Alıntı
Ankebut Suresi
اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ Yoksa insanlar, “iman ettik” dedikten sonra, imtihana tabi tutulmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Ankebût 2 وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِب۪ينَ Andolsun ki onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah, doğru olanları da yalancıları da bilir. (Ve imtihanlarla insanların da bilmesini sağlar.) 3 مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ Kim Allah’la karşılaşmayı (ve O’ndan mükâfat almayı) umuyorsa hiç şüphesiz Allah’ın belirlediği süre gelmektedir. O, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi’, (her şeyi bilen) El-Alîm’dir. 5 وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَم۪ينَ Kim cihad ederse kendisi için cihad etmiş olur. Şüphesiz ki Allah, âlemlere (ve onların kulluğuna) muhtaç değildir.<p> <sup> <i>Bu surede “cihad” kavramı iki defa geçmektedir. İlki bu ayette, ikincisi 69. ayettedir. Sure Mekki bir suredir. Bu surede kastedilen cihad, Kur’ân’ın genelinde var olan kıtal (savaş) anlamında değil; imtihanlara karşı sabır, Allah’ın (cc) emrettikleri ve yasakladıkları noktasında nefsi terbiye anlamlarındadır. (Bk. 25/Furkân, 52)</i></sup></p> 6 وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ İman edip salih amel işleyenlerin ise elbette, kusurlarını örtecek ve onları işledikleri amellerin en güzeliyle mükâfatlandıracağız. 7 وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًۜ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاۜ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ
Kâfirler, münafıklar, Yahudiler ve müşrikler…
«Allah'ın ahdini te'kid ettikten sonra bozanlar, birleştirilmesini emrettiği şeyi kesenler, yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.» Bu åyet-i kerimeler, Allahü Taâlä'nın münâfıklar hakkında beyân buyurduğu darb-ı mesellerle alåkalıdır. Bilindiği gibi Hakk Taâlâ münâfıklara; etrafını görmek için ateş yakan kimseyi, bulutun kesâfetindeki karanlığı, gürültü ve şimşekler arasında semå-dan boşanan yağmuru misål vermişti. Bunlardan başka, daha önce Mekke'de nâzil olup da, Medine'de okunan bazı âyet-i kerime'-lerde Allah'ı inkâr edenlere : «Allah'tan başka veliler edinenlerin misâli, kendisine bir yuva yapan örümceğin misâli gibidir. Halbuki bilmiş olsalardı evlerin en çürüğü şüphesiz ki örümcek yuvasıdır ?. »Ve ilâh diye anılan, bir sinek yaratmaktan bile aciz olan Tan-rilarına da « Ey insanlar, size bir misâl getirildi.Şimdi onu dinleyin. Şüphesiz ki sizin Allah'ı bırakıp da tapdığınız şeyler bir sinek bile ya-ratamazlar. Hepsi bunun için bir yere toplanmış olsalar dahi. Şayet sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, istenen de '.» diye misaller veriliyordu... Bu teşbih ve darb-ı meselleri münâfıklar hatta yahüdiler ve müşrikler — kötüye kullanarak Kur'an-ı Kerim'in Allah tarafından gönderilişi hakkında ortalığa şüphe saçmak için istismar etmeğe çalıştılar. Onlara göre Allah, gülünç ve küçük şeylerden misaller vermez. Allahü Taâlâ kelâm-ı ilåhisinde sinek ve örümcek gibi küçük şeyleri zikretmez!.. Bu, münâfıklarla yahüdilerin Medine'de ve müşriklerin Mekke'de halk efkårını karıştırmak için giriştikleri faaliyetlerin bir tanesiydi... İşte, bu âyet-i kerîme'ler, o fitneyi izâle etmek, Hakk Taâlâ'-nın misâl vermekteki hikmetini açıklamak, inanmayanları verilen mühlet sonunda karşılaşacakları
Sayfa 101 - Çelik yayın evi… 1. Cilt
1000Kitap