Bazı şiir kitaplarını okuduğumda, kitabın vazifesinin "emr-i bi'l ma'ruf nehy-i ani'l münker" olduğunu hissediyorum. Said Yavuz'un "Üşüyen Eller Divanı" kitabı, tam olarak böyle hissettirdi. İyiliği, güzelliği amaç edinmiş birinin kaleminden sızanlar; insana, duygulara, gönüle, hayat imtihanlarına karşı Kur'ani yani ahlaki bir istikamet çiziyor. Yazarı tanımıyorum ama okuduğum dizeler beni böyle düşündürdü. Divan kelimesinin anlamlarını araştırdığımda, bu kelimenin burada tasavvufi manada kullanıldığını düşündüm. Şiirleri okuduğumda ise daha iyi anladım ki şair, "Bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; ahiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi." (Ankebut-64) ayeti sırrınca, bu dünyayı üşünecek bir yere benzetiyor ve "Üşüyen ellerimle divanına geldim Rabb'im" anlamında kullanıyor. Hakikaten şiirler de bu kitap başlığının derin anlamlarını ifade ediyor.
Şair kitaba, "Yeniden Başlayanlar İçin Bir Sabah" isimli şiiriyle başlıyor.Aşk-ı ilahiye ulaşabilmenin ilk şartı imandır. Şair bu şiirle sadece imanın önemini anlatmıyor, Rabb'imizin imanımıza güç katması için münacatta bulunuyor. Öyle bir iman istiyor ki; "Ateşin inanması gibi yakamayacağını İbrahim'i" dizesiyle bu isteğini anlatıyor. Sırat-ı müstakim'de daim kalabilmek için güç istiyor. Tirmizi'den aktarılan bir hadis-i şerife göre Peygamberimiz (sav) diyor ki: “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, dininin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp Müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” İşte şair bu zorluğun hissini anlatıyor, izah etmeye çalışıyor. Koru avucunda tutarkenki o yakıcı hissiyatı aktarıyor.
"Bir mısra yazıyorsun neler sığıyor içine" diyen şair, anlatmak istediklerini üst