Peygamberlerin hayatı hırka gibidir, zaman zaman giyeriz. O hırkaların içinde nasıl durduğumuzla sınanırız. Annem de karanlık bir gecenin içinde ayrılığın kan yaş akıtan Yakup’u oluvermiş.
Dün gibi hatırlıyorum, on-on bir yaşlarındaydım, bir manto diktirmişti annem. Ben, on yedi yaşlarına geldiğimde, mantoyu ters yüz etmişti. Bir zaman sonra da, iyice eskiyen mantoyu kesip bir parçasıyla, yastık, kırlent, bir parçasıyla ev içinde giyilecek etek yapıvermişti. Manto eve girdikten tam yirmibeş sene sonra nihayet bir zaman sonra 'tahta bezi' oluvermişti. Birkaç yıl önce, karlı bir kış günü, kıskıvrak yakalandım, soğuğa ve yalnızlığa. Tam eve gireceğim, kapıda karşıladı beni. Kapıya 'paspas' olmuş bizim manto. Otuz küsur yılın üstüne nihayet manto dışarı çıkabilmişti. Ödüm koptu, aldım paspası içeri.
Bence tuvaletler çok önemli yerler ama evin içinde gereken önem verilmiyor. Yani şöyle düşün, asla rahatsız edilemeyeceğin, birinin çat kapı giremeyeceği, kendi başına kalabileceğin tek mekân. Annem odama girmeden önce kapıyı tıklatıyor ama "Girebilirsin..." dememi beklemiyor. Sadece haber vermiş oluyor. Gıcık Olduğum Şeyler Listesinin 6. maddesi: Haber vermenin izin istemek yerine sayılması. Mesela "Emre kalemini alıyorum." cümlesinin izin istemek olduğunu düşünüyorlar. Hayır, bu haber vermek! Doğru cümle "Emre, kalemini alabilir miyim?" olmalı. Odanın kapısını çalmak da öyle, sadece geldiğini haber vermiş oluyorsun, "Girebilir miyim?" demen lazım!
"Hoş geldin desene evladım babana!" dedi birileri. Sedirin üstündeki tanımadığımız, o dedeye benzeyen adamı işaret ettiler. Herkes ona bakıyordu. Yüzü zayıf, yanakları içine çökmüş, güneşte kavrulup yandığı besbelli biriydi babası. "Savaşta askerlerimizin doğru dürüst yiyecek bir şeyi yok," diye anlatıyordu annem. Doğruydu demek ki. Hakkı'nın babası günlerdir ekmek yememiş gibi zayıftı. Adam, Hakkı'ya doğru bir kez baktı, sonra başını çevirip yanındakilerle konuşmaya devam etti. Kalkıp Hakkı'ya sarılmasını beklemiştim. Ama kalkamayacağını sonradan anladım. Bacaklarının dizden aşağısı yoktu.
Annem benim inancımın kaynağıdır. İlahi bir varlıktır. Beni yoktan var eden, koruyup kollayan, sarıp sarmalayan, bana sahip çıkıp teselli eden, gözümün gördüğü, kulağımın işittiği, tinimin bağlandığı tek gerçektir. O vardır, tektir. Beni doğurmuş, var etmiştir. Bunu sorgulamam. Ne Korece ne Türkçe ne de karınca dilinde. Evrendeki hiçbir dil, bu gerçekle ilgili herhangi bir sorgu cümlesi kuramaz. Annem benim tanrımdır.