Geriye kalan insandı, "salt" insan. Bu yıllarda her şey onu terk etmişti: Güç, iktidar, para, ün; hiçbir şeyin garantisi yoktu; ne hayatın, ne sağlığın, mutluluğun. Her şey anlamını yitirmiş, şüpheli, tereddüt uyandırıcı hale gelmişti; mağrurluk, cimrilik, ilişkiler. Her şey çıplak varoluş düzlemine indirgenmişti. Acıyla kor kor yanan önemsiz, sıradan her şey, eriyip kaynaştı, birbirine kaynadı; insan eriyip son tahlilde neyse o olup çıktı: Ya kitlenin içinden herhangi biriydi artık, anlayacağınız, asıl kendisi olan biri değildi, aslında hiç kimseydi, anomim, adsız biriydi artık, o bundan böyle o'ndan başka bir şeydi, bir tutsak numarasıydı ya da eriyip kendisiyle kaynaşmıştı.