Puan vermedi·324 syf.··
2026 35. kitabı
Başkahraman Emilia Haines, geçmişinde ağır bir kayıp yaşamış eski bir polis memurudur. Polisliği bırakmış olsa da suç ve adalet kavramlarından kopamaz. Zamanının bir kısmını insanların anonim olarak sırlarını paylaştığı İtiraf Odası isimli çevrimiçi forumu takip ederek geçirir. Forumda genellikle aldatma, hırsızlık veya vicdan azabı yaratan küçük sırlar paylaşılırken bir gün çok farklı bir itiraf ortaya çıkar: cinayet. Başlangıçta bunun kötü bir şaka olduğu düşünülür, ancak kısa süre sonra olayların gerçek olabileceğine dair işaretler ortaya çıkmaya başlar ve Emilia kendini tehlikeli bir soruşturmanın içinde bulur. Kitap cinayet itirafı gibi çok güçlü bir fikirle başlıyor. Ancak aynı tempoda ilerlemiyor. Kurgunun önemli bir kısmı çevrimiçi ortamlar etrafında dönüyor. Anonim forumlar, kullanıcılar, dijital izler bazı okurlara ilgi çekici gelebilir. Diğer bir kısmı da araştırma, şüpheler ve karakterlerin geçmişleri üzerine kurulu. Yani konunun gizemi suçtan çok, karakterlerin sırlarından besleniyor. Haliyle aksiyon beklentisinde olanlar yavaşça uzaklaşabilirler. Değişik temaları severiz. Lakin bir kitabın %50’si araştırma ve finaldir. Olay örgüsü suç ve soruşturma etrafında dönüyormuş gibi görünse de odak noktası çoğu zaman karakterlerin duygusal çatışmalarıydı. Dedektiflik süreci, ipuçlarını takip etme konusu da yüzeysel işlenmiş. Ayrıca okur açısından da mantık yürüterek aksiyon alma durumu oldukça sınırlıydı. Dolayısıyla kitaptan mutlu ayrılmadım. Ama okuduğuma da pişman olmadım. Bence bu kitabın en büyük handikapı çok ama çok daha iyilerini okumuş olmamız. Aynı kitabı on yıl önce okusaydım muhtemelen düşüncelerim daha farklı olurdu.
İtiraf OdasıLia Middleton · Epsilon Yayınevi · 20268 okunma
Şiirle Dokunmuş 750 Yıllık Bir Doğu Aynası: Çölün Dili
10/10
·144 syf.··
2026 61. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 16:13
Eser; İslamiyet öncesi Cahiliye devrinin o meşhur Muallaka şiirlerinden başlayıp İslam medeniyetinin estetik zirvesi olan Endülüs dönemine kadar uzanan, MS 540 ile 1285 yılları arasındaki 750 yıllık devasa bir edebi mirası tek bir çatı altında topluyor. Kitap, Doğu kültürünü ve Arap toplumunu sadece tek boyutlu bir kalıba sıkıştıran modern algıyı tamamen kırıyor. Karşımıza; aşkla yanan, haksızlığa isyan eden, sarhoş olan, felsefi sancılar çeken ve kısacası en saf haliyle "insan" olan bir medeniyetin sanatsal çığlığını çıkarıyor. 750 Yıllık Geniş Yelpaze: İmruu'l-Kays’tan başlayıp er-Rundî’ye kadar uzanan yedi buçuk asırlık muazzam bir edebi dönüşüm sürecini başarıyla özetliyor. Bağlamsal ve Ruhsal Rehber: Şiirlerin sadece çevirileri verilmemiş; şairlerin kısa biyografileri ve şiirlerin yazılma hikayeleri de eklenerek edebi zemin güçlendirilmiş. Usta İşi Çeviri Başarısı: Mehmet Şayir, Arapça asıllarındaki redif, kafiye ve ölçü yapısını Türkçeye aslına en sadık ve ahenkli şekilde aktarmayı başarmış. Kitabın en etkileyici tarafı, sayfalar arasında gezinirken karşılaştığınız isimlerin zenginliği. Bir yanda İmâm Şâfiî’nin hikmetli dizeleri ve Hallâc-ı Mansûr’un mistik derinliği dururken, diğer yanda efsanevi aşık Mecnûn’un (Kays b. Mulevvah) hasret dolu haykırışları ve Mutenebbî’nin keskin hicivleri yankılanıyor. Eser, 144 sayfa gibi kompakt bir hacme sahip olmasına rağmen, sunduğu tarihsel derinlikle adeta küçük bir kültürel rehber görevi üstleniyor. Şiirlerin arkasındaki yaşanmışlıkların, dönemin saray entrikalarının veya kişisel trajedilerin anlatılması, okuyucunun o mısralarla gerçek bir bağ kurmasını kolaylaştırıyor. Dilin sadeliği ve akıcılığı sayesinde, Orta Çağ’ın o ağır çöl atmosferi bugünün okuru için son derece anlaşılır ve yaşayan bir forma bürünüyor. Eser,
Şiir
Çölün DiliAnonim · Kapra Yayıncılık · 20259 okunma
Reklam
Arayış içindeki kral: Gılgamış
9/10
·130 syf.··
2026 112. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 11:19
Destan, üçte ikisi tanrı, üçte biri insan olan Uruk Kralı Gılgamış’ın hikâyesini ele alır. Başlangıçta halkına eziyet eden, kibirli ve durdurulamaz bir güç olan Gılgamış’ı dengelemek için tanrılar, doğanın bağrından vahşi Enkidu’yu yaratır. Gılgamış ve Enkidu arasındaki amansız dövüş, tarihin en büyük ve en sadık dostluğuna dönüşür. ​Ancak Enkidu’nun trajik ölümü, Gılgamış’ın içindeki o büyük canavarı uyandırır: Ölüm korkusu. Gılgamış, krallığını ve tacını bırakarak yollara düşer; tek bir amacı vardır, o da ölümsüzlüğün sırrını bulmaktır. Bu arayış onu Tufan’dan sağ kurtulan tek insan olan Utnapiştim’e götürür. Kitabın en çarpıcı kısımlarından biri, kutsal kitaplardaki (Nuh Tufanı) anlatılara zemin oluşturan Tufan hikâyesinin binlerce yıl önce Sümer tabletlerinde nasıl yer aldığını birebir görmektir. Kültürel sürekliliği anlamak açısından büyüleyicidir. Gılgamış'ın hikayenin sonunda anladığı şey, fiziksel bir ölümsüzlüğün imkansızlığıdır. İnsan, ancak arkasında bıraktığı eserlerle, adıyla ve Uruk kenti gibi inşa ettiği "sur"larla (yani medeniyetle) ölümsüzleşebilir.
Gılgamış DestanıAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20237bin okunma
TÜRK'ÜN ULU HAFIZASI KORKUT ATA
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Türk'ün tarihi, dünyadaki herhangi bir milletin tarihine kıyasla iz sürülmesi oldukça meşakkatli bir süreç ihtiva eder. Tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar olan süreç, pek tabii, tamamen yazılı ve kayıt altında değildir. Bu durum karşısında edebiyatçılar ve tarihçiler, mevcut kaynakları genel bir tablo çıkarmak için didik didik etmek zorundadırlar. Bu kaynaklardan en değerlileri arasında Dede Korkut Hikâyeleri büyük bir yer kaplar. Dede Korkut veyahut Korkut Ata; Türklerin Bayat boyuna mensup, 7. yüzyılda yaşadığına inanılan bir er kişidir. Türklerin ulularından; sözüne ve emrine hürmet ile riayet edilen birisidir. Günümüze 14 hikâyesi ulaşmıştır. Bu hikâyelerden Türk toplumunun yaşam tarzını, örf, âdet ve ananelerini öğreniyoruz. Bu bilgiler ışığında Türklerin İslamiyet'i kabul süreçlerinde kendi töre ve âdetlerini, yeni benimsedikleri İslamiyet ile bir potada eritişlerine ve Türk-İslam sentezinin içerisinde muhafaza edilen Orta Asya - Türkistan kültürüne şahitlik ediyoruz. Değişik varyantlarıyla 14. yüzyıla kadar uzanan hikâyelerinde Korkut Ata, hikâyelerdeki deyimiyle "soy soylayan, boy boylayan" olarak olayları bize aktarır. O, yalnızca bir anlatıcı değil; soy ağacı söyleyen, hüküm veren ve toplumsal düzeni inşa eden bilge bir töre koyucudur. Millet hafızası olarak konumlanan Dedem Korkut; Türk tarihinin ve edebiyatının izinin sürüldüğü, Türk dilinin canlı bir şahididir. İşte bu konumuyla Dede Korkut, Türklerin sözlü ve yazılı kültürü arasında kurulan bağın en nadide örneğidir. Dede Korkut'un üstlendiği misyon, Türklerin İslamiyet öncesi inanışları ile Tanrı bağının radikal bir kopuşla terk edilmediğini gösterir. Aksine bu köklü miras, İslamiyet'in potasında eriyerek tasavvufi unsurlar hâlinde varlığını sürdürmüştür. Dede Korkut Hikâyeleri; Orta Asya'dan
Edebiyat
Dede Korkut HikayeleriAnonim · Yeditepe Yayınevi · 201813,3bin okunma
İnsan mutsuzken hep dikkati kendine dönüktür.
Puan vermedi·432 syf.··
2023 4. kitabı
Bu sadece kişisel bir yabancılaşma değil belki de;büyük şehrin merkezinde, milyonlarca insanın arasında anonim kalmanın, o devasa döngünün içinde"görünmez" bir dişli olmanın getirdiği kaçınılmaz bir duygu. Modern insanın ortak sessizliği mi, yoksa şehrin bizi içine alan soğukluğu mu emin değilim. Ama her şeyden uzak, sadece var olma çabasıyla geçen günlerde, insanın kendi evinde bile "yabancı" hissetmesi tuhaf bir şekilde tanıdık geliyor.
Kitap Alıntısı
Parfümün DansıTom Robbins · Ayrıntı Yayınları · 20196,4bin okunma
8/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 20:57
Babil Yaratılış Destanı, evrenin ve tanrıların nasıl ortaya çıktığını anlatan eski bir Mezopotamya destanıdır. Başlangıçta yalnızca tatlı su tanrısı Apsu ile tuzlu su tanrıçası Tiamat vardır. Zamanla başka tanrılar doğar. Genç tanrıların gürültüsünden rahatsız olan Apsu onları yok etmek ister, ancak öldürülür. Bunun üzerine Tiamat öfkelenir ve genç tanrılara karşı savaş açar. Tanrılar arasından Marduk öne çıkar ve Tiamat’la savaşmayı kabul eder. Marduk, Tiamat’ı yenerek onun bedeninden gökyüzünü ve yeryüzünü yaratır. Daha sonra evrenin düzenini kurar ve insanları tanrılara hizmet etmeleri için yaratır. Böylece Marduk, Babil’in en büyük tanrısı ilan edilir.
Babil Yaratılış DestanıAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,904 okunma
Reklam
Reklam