Askerlik; bir erkek için sünnetten sonra delikanlılığa atılan ikinci adım. Ataerkil bir topum olduğumuzdan bizim için önemli bir konu kutsiyetliği var ayrıca, peygamber ocağı deniliyor. Kitaplar dolusu kahramanlık öykülerimiz var Osmanlıdan bu yana, destansı Çanakkale zaferimiz var üzerine cilt cilt şiirler yazılan. Savaşlara, darbelere yabancı olmayan bir millet olduğumuzdan savaşçı yönümüz hep ön planda biz Türküz şöyle kılıç sallar, böyle ok atarız. Bundandır 20 yaşındaki çocukları batıda üç mermi, beş mermi attırdıktan sonra bilmedikleri bir coğrafyaya yollayıp savaş demek. Kitaptan bir asker anlatıyor ‘’çocukken hiç oyuncak silahım yoktu şimdi buraya eli silahlı, eğitimli, araziyi çok iyi bilen kişilere karşı savaşmaya geldik’’ biliyor yani bu işte bir terslik olduğunu. Yine kitaptan, bir diğer asker ‘’anamızın bacımızın namusunu korumak için buraya geldik, rütbeliler burada anamıza bacımıza küfrediyor’’. Savaşmak için, gerekirse ölmek için gelen birine verilen değer bu. 42 askerin 18-15 ay boyunca yaşadıklarını anlattığı bu kitapta; sağ salim evine dönen ve vücudunun yüzde yetmişini- seksenini kaybetmiş askerlerin anlattıklarından en çok dikkatimi çeken içinde bulundukları durumu sorgulamaları ve gerçekle yüzleştikten sonra sistemi eleştirmeleri. Neden buradayım, neden bir tek ben savaşıyorum, neden bir zenginin çocuğu burada savaşmıyor bir milletvekilinin, bir bürokratın çocuğu bizimle burada değil diyor. Yine başka bir asker ‘’onlarda insan biz de insanız iki taraflı olarak ölüyoruz, iki tarafında annesi, kardeşi sevdiği var sadece bize onlar üzülüyor peki bizim ölmemize kimler seviniyor daha çok ölmemizi kim istiyor? En başta konserve sektörü, güneydoğuya gelen konservenin haddi hesabı yok diyor sonra silah sektörü yani yabancı kapitalizmi en kötüsü ise diyor