Bir arkadaşım vardır-adı Paul Ree. İkimiz de Tanrı'nın öldüğüne inanıyoruz. O Tanrısız bir hayatın anlamsız olduğu sonucuna varıyor ve bundan öyle yılıyor ki intihar fikriyle flört etmeye koyuluyor: Boynunda her zaman içinde zehir olan küçük bir şişe asılıdır. Benim içinse tanrısızlık büyük bir sevinç kaynağıdır. Bu özgürlük beni yüceltir. Kendime "Tanrılar olsaydı yaratacak ne kalırdı?" diye sorarım.
Rahatı yerinde, emniyette ve hep neşeli olanlar kimlerdir, bir de onu düşünün. Ben size cevabı söyleyeyim: Gerçekleri göremeyen-sıradan insanlar ve çocuklar!
"Acının ödülü büyümedir diyorsun yani..."
"Çoğalmadan önce yaratmamız ve olmamız gerekli değil mi sizce? Hayata karşı sorumluluğumuz daha yüksek olanı yaratmak, daha düşük olanı çoğaltmak değil. Ve eğer şehvet yolumuza çıkarsa bu yolda onu yenmeliyiz."
Nietzsche'nin dile getirdiği cesur düşünceler! Düşünsenize, ümidin kötülüklerin en büyüğü olduğunu söylemek! Tanrı'nın öldüğünü söylemek! Hakikat, onsuz yaşayamayacağımız bir kusurdur demek. Hakikatın düşmanı yalan değil, inançlardır demek. Ölümün nihai ödülü bir daha ölmemekdir! Doktorların insanı kendi ölümünden mahrum etme hakkı yoktur! Şeytani düşünceler!