Puan vermedi·215 syf.·
2026 28. kitabı
Frank Furedi'nin 2004'te kaleme aldığı, Türkçeye 2010'da Erkan Koca çevirisiyle kazandırılan bu kitap, ilk bakışta bir nostalji metnine benziyor: "nerede o eski entelektüeller?" sorusunu sorduğunda, çoğu okur kapağı kapatmadan önce gözünü deviriyor olabilir. Çünkü bu soruyu soran her kalem, biraz da geçmişin kült figürlerine sığınan, yenilenle başa çıkamamış birinin sızlanması gibi gelir kulağa. Furedi bu tuzağa kısmen düşer; ama düştüğü yerden çıkardığı tespitler, bu coğrafyada sızlanmayı hak edecek kadar haklıdır. Kitabın belkemiği tek bir kavram: philistinizm. Furedi'nin Schopenhauer'den ödünç aldığı bu terim, "zihinsel ihtiyacı olmayan insan"ı tarif eder. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, mevki ve şöhret kovalamayı bilen ama düşünceyi kendi başına bir zevk olarak tanımayan, hatta düşünmenin kendisini "zaman kaybı" sayan tipoloji. Bir zamanlar bu sözcük üniversite çevrelerinde sıradan halkı tanımlamak için kullanılırdı; Furedi'nin tezi şu: artık üniversitenin kendisi philistinleşmiştir. Çürümenin alttan değil üstten geldiği bir çağdayız. Kitap altı bölümde altı yara açar. Aklın değer kaybı: Aydınlanma'nın iddiası — "akıl evrenseldir, hakikat bulunabilirdir, bilgi özgürleştirir" — postmodern relativizm tarafından aşındırılmıştır. Hakikat artık çoğul, görelidir; herkesin gerçeği kendinedir; bu cümle bir özgürleşme gibi başlamış, bir teslimiyetle bitmiştir.Önemsiz görülen arayışlar: Bilgi salt bilgi olarak değer taşımaz olmuştur; her cümlenin altına bir "ne işe yarayacak?" sorusu konmuştur. Einstein'ın "gerçeğin arayışında olmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir" cümlesi artık duvar süsüdür; uygulanmaz.İçeriğin yokolması: Üniversite işletmeye, akademisyen profesyonele, ders pakete dönüşmüştür. Edward Said'in kitapta alıntılanan tespiti sertir: profesyonel, "kayığı
Nereye Gitti Bu Entelektüeller?Frank Furedi · Birleşik Kitabevi · 201062 okunma
10/10
·264 syf.··
2025 5. kitabı
Necip Fazıl Kısakürek'in "O ve Ben" adlı eseri, yazarın kendi iç dünyasına, varoluşsal sorgulamalarına ve manevi arayışlarına odaklandığı önemli bir eserdir. Kitap, sadece bir anı kitabı olmanın ötesine geçerek, okuyucuyu derin düşüncelere sevk eden, felsefi ve edebi bir şölen sunar. Eser, Kısakürek'in hayatının farklı evrelerini, inançla, sanatla ve insanlıkla kurduğu bağları merkeze alır. Yazar, bu eserinde, kendi iç çatışmalarını, ruhsal buhranlarını, inanç arayışlarını ve bu arayışlar sonucunda ulaştığı manevi huzuru samimi bir dille anlatır. "O ve Ben", aynı zamanda, Kısakürek'in düşünce dünyasının, dünya görüşünün ve hayat felsefesinin bir yansımasıdır. Kitapta, İslamiyet'e olan derin bağlılığı, tasavvufa olan ilgisi, sanata ve edebiyata verdiği önem, dönemin sosyal ve siyasi olaylarına bakışı gibi birçok farklı konu ele alınır. Eserin temel teması, insanın varoluşsal sorgulamaları, kimlik arayışı, inanç ve ahlak değerleri üzerine kuruludur. Yazar, okuyucuyu, kendi iç dünyasına bir yolculuğa çıkararak, hayatın anlamını, ölümün ve ötesinin gizemini sorgulamaya davet eder. Kitap, aynı zamanda, insanın kendi içindeki çelişkileri, zaafları ve erdemleriyle yüzleşmesini sağlar. Necip Fazıl Kısakürek, "O ve Ben"de, edebiyatın gücünü kullanarak, okuyucuyu etkilemeyi, düşündürmeyi ve manevi bir aydınlanma yaşamasına katkıda bulunmayı amaçlar. Eserin hedef okur kitlesi, öncelikle, manevi değerlere önem veren, hayatın anlamını sorgulayan, felsefi ve edebi eserlere ilgi duyan geniş bir okuyucu kitlesidir. Özellikle, yazarın düşünce dünyasına ilgi duyan, onun eserlerini daha yakından tanımak isteyen okurlar için "O ve Ben" vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır. Eser, aynı zamanda, Türk edebiyatına ilgi duyan, farklı edebi tarzları keşfetmek isteyen okurlar için de önemli bir
1000Kitap
O ve BenNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202110bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·160 syf.··
2026 505. kitabı
Attilâ İlhan’ın Ben Sana Mecburum adlı eseri, Türk şiirinin modernleşmesinde ve bireysel duyguların edebi bir dille dışavurumunda önemli bir dönüm noktasıdır. Şair, aşkı sadece bir duygu olarak değil; yalnızlık, toplumsal arayışlar, İstanbul’un hüzünlü atmosferi ve kaybedilen zamanın bir yansıması olarak işler. İmgelerle yüklü, akıcı ve tutkulu bir anlatıma sahip olan bu şiirler, okuru hem bireysel bir iç yolculuğa hem de dönemin ruhunu yansıtan entelektüel bir sorgulamaya davet eder. Attilâ İlhan, kendine has üslubuyla aşkın sancısını ve o tutkulu zorunluluğu evrensel bir dille şiirleştirerek Türk edebiyatının en ikonik metinlerinden birini ortaya koyar.
Ben Sana MecburumAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,3bin okunma
Dokunmadan kitabıyla ilgili düşüncelerim
Puan vermedi·352 syf.··
2026 50. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 21:46
Adalet, insanlardan nispeten izole bir hayat yaşayan bir kadındır. Doktorunun sayılı günleri kaldığını söylemesiyle beraber aklına bir çocukluk travması gelir. Çocukken bir arkadaşının oyuncak ayıcığını zorla elinden alır ve evine götürür. Yıllar sonra ayıcık ortaya çıkar ve onunla tıpkı bir arkadaş gibi sohbet eder, kendi kendine onunla konuşur. Fakat en sonunda bu ayıcığın sahibini uzun arayışlar sonunda bulur. Bu arayışında ona yol arkadaşı olan Sadi Seber de destek olur. Kitaptaki ana karakterin bazı düşünceleriyle uyuşsam da onunla bağ kurmakta zorlandım. Karakterin iç dünyasının detaylı bir şekilde anlatılması hoşuma gitse de karakterin aksiyonlarının arkasındaki motivasyonu benim için havada kaldı. Bunlara rağmen Nermin Yıldırım'ın dilinin akıcı olduğunu söyleyebilirim.
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma
Sıra dışı bir Ahmet Ümit kitabı
8/10
·396 syf.··
2026 26. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 14:14
Bugüne kadar Ahmet Ümit kitaplarının en sevdiğim yönleri akıcı ve yalın dili ile polisiye ve genel kültürün ustaca harmanlaması oldu. Genelde pek insan hikayesi, kişisel arayışlar/hesaplaşmalar, felsefi anlatımlar görmeyiz. Bu kitapta polisiye kısım daha arka planda (hatta yok denecek kadar az) kalmış. Mevlana ve Şems'in hikayeleri, Mevleviliğin hatta kısmen ateizmin felsefesi, çocukluktan beri hissedilen eksilik/öfke hislerinin baş kahramanın hikayesine yön vermesi ve bu duyguların çözüme kavuşması gibi unsurlar daha önce çıkmış. Yine o yalın ve akıcı anlatım var, polisiye heyecanı düşük olsa da normalin dışında bir Ahmet Ümit kitabıydı. Benim açımdan ufuk açıcıydı. Sevdim, öneririm
Bab-ı EsrarAhmet Ümit · Doğan Kitap · 200842,8bin okunma
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:31
Emil Sinclair, dünyanın kurallarını erken fark etmiş bir çocuktu. Ona göre dünya, aydınlık ve karanlık olmak üzere ikiye bölünmüştü. Emil'in bildiği aydınlık dünya iyilik, sevgi ve güzellikten ibaretti. Bu dünyanın içerisinde ailesi, düzenli evleri ve şaşmaz öğretiler vardı. Bu dünyada sadece kabuller yer alırdı; Emil'in içinde dolaşan hayaller, tutkular ve sorgulamalar bu dünyanın dışındaydı. Bu korunaklı dünya dışındaki dünya ise karanlıktı. Orada bilinmezlik, sezgiler ve sorgulamalar bulunur ve aydınlık dünyanın kurallarını hiçe sayardı. Emil on yaşındayken kendini bu iki dünyanın sınırında gördüğü günleri anlatmaya başlıyor. Kitap boyunca Emil'in bu günlerinde yer etmiş ve ona iki dünya arasındaki seçim hakkını gösteren sınıf arkadaşı Max Demian ile olan yıllara yayılacak ilişkisini okuyoruz. Demian, Emil için sadece güçlü bir çocukluk figürü olmakla kalmayıp yetişkin yaşamının da bazen rehberi, bazen sorgucu; bazen dostu, bazense işkencecisi oluyor. Kitabı, hakkında konusu dahil hiçbir fikrim olmadan okumaya başladım. Bazı yazarlar bana bu güvenceyi veriyor. Tam da bu nedenle yazarın izinden ilerleyerek, kitabı beğeneceğime inanıyor, en olmadı beğenmeme ihtimalimi düşünmüyorum. Bu kitabı bana yaklaştıran durum giriş kısmındaki şu cümleydi: ''İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı, ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca. Neden böylesine güçtü bu?'' Bu cümle içimdeki bir noktayı titreştirdi ve merakımı canlandırdı kabul ediyorum. Ancak bu cümleden bu kadar etkilenmemin esas sebebi benim kendi iç dünyam değil, kitabın yazarıydı. Kitabın yazarına olan güvenimin teminatı işte bu girişteki ilk cümlede karşıma anında çıkıvermişti. Hermann Hesse psikanaliz ile mistisizmin kesişim noktasında duran bir yazar. Onun eserlerini sevme sebeplerimin başında, yazarın dünyayı
Edebiyat
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,6bin okunma