"Kuantum Mekaniği alanını tanımlamak için en sık kullanılan sıfat "tuhaf"tır. Ve gerçekten de tuhaftır. Cisimlerin geçirgen olmayan bariyerlerin içinden geçmesine, aynı anda iki yerde birden bulunmasına ya da "hayaletimsi bağlantılar" kurmasına izin veren bir kuram sıradan sıfatıyla tarif edilemez. Ama gerçekte kuantum mekaniğinin matematiksel yapısı tamamen mantıklı ve tutarlı olup, dünyayı temel parçacıklar ve kuvvetler düzeyinde doğru biçimde tarif eder. O nedenle kuantum mekaniği fiziksel gerçekliğin anakayasıdır. Ayrı enerji düzeyleri, dalga-parçacık ikiliği, uyumluluk, dolanıklık ve tünelleme, seçkin fizik laboratuvarlarında çalışan bilim insanlarının ilgilendiği ilginç fikirler değildir sadece. Bütün bunlar ninenizin pişirdiği kek kadar gerçek ve normaldir, hatta o kekin içinde olup bitmektedir. Kuantum mekaniği normaldir. Tuhaf olan, onun tanımladığı dünyadır."
Atomların İçine Bakmak
Nükleer fizikçiler; ABD Enerji Bakanlığının (DOE) Brookhaven Ulusal Laboratuvarındaki Rölativistik Ağır İyon Çarpıştırıcısını (Relativistic Heavy Ion Collider-RHIC), atom çekirdeklerinin şeklini ve içindeki ayrıntıları görmek için kullanmanın yeni bir yolunu buldular. Yöntem, altın iyonları çarpıştırıcıda hızlanırken onları çevreleyen ışık parçacıklarına ve daha önce hiç görülmemiş yeni bir kuantum dolanıklık türüne dayanıyor.Bir dizi kuantum dalgalanması boyunca ışık parçacıkları (fotonlar) atom çekirdeğinin içindeki proton ve nötronları oluşturan kuarkları bir arada tutan gluon parçacıklar ile
etkileşime giriyor. Bu etkileşimler sırasında hızla iki farklı yüklü piona (w) bozunan bir ara dönem parçacığı ortaya çıkıyor. Bilim insanla nw+ (pi artı) ve w- (pi eksi) olarak adlandınlan bu parçacıklanın, RHIC in STAR dedektörüne çarpma açılarını ve hızlarını ölçerek geriye doğru bakabiliyor ve foton hakkında bilgi edinebiliyorlar. Dahası bu bilgiyi kullanarak atom çekirdeğinin içindeki gluonların dizilimini daha önce hiç olmadığı kadar net bir şekilde haritalamaları mümkün oluyor.
Evreni anlama çabamızda aşamadığımız bir engel var. Einstein'ın uzay
zaman yaklaşımıyla kuantum mekaniği hala iki birbirinden uzak kamp
olarak karşımızda duruyor. Yıllardır çözülemeyen bu problem, Einstein'ı
da çok rahatsız etmişti hatta "ürkütmüştü". Peki insanlık tarihindeki en zeki insanlardan biri olan Albert Einstein, neden bu problemden ürkmek
veya uzak durmaya çalışmak yerine bunu çözmeye çalışmamıştı? Eins
tein elbette bu problemi çözmeye çalıştı fakat 20. yüzytlın başlarındald
fizik bilgimiz sınırlıydı ve elinde bu problemin çözümü için hipotez üret
meye yetecek argüman yoktu.
Modem fiziğe göre evrende dört temel kuvvet olduğunu biliyoruz:
Elektromanyetik kuvvet. kütle çekimi kuvveti, güçlü nükleer kuvvet ve
zayıf nükleer kuvvet. Einstein ise o dönemdeki bilgiyle sadece elektro·
manyetik kuvvetin ve kütle çekimi kuvvetinin varlığından haberdardı.
Bilmediği nükleer kuvvetler, kuantum mekaniği için anahtar role sahip
kuvvetlerdi. Dolayısıyla ciddi bir bilim insanı olarak anlayamadığı bir im·
nuda iddialarda bulunmak yerine kenara çekilmeyi tercih etti ve bu ko
nunun onu huzursuz ettiğini belirtmekle yetindi.
Einstein huzursuz olmakta haklıydı. Zira aradan yaklaşık 120 yıl geç
mesine rağmen hala kuantum mekaniğine dair anlam veremediğimiz
pek çok şey var. Dolanıklık ve süperpozisyon gibi fenomenlerin var olduğunu biliyoruz hatta bunları kullanan bilgisayarlar yapıyoruz fakat nasıl
gerçekleştiklerini mevcut bilgimizle açıklayamıyoruz. Bu durum tıpkı
Einstein'ı ettiği gibi bizi de huzursuz ediyor. Dolayısıyla evrenin dokusu
ve onu oluşturan parçacıklar arasındaki ilişldyi doğru bir şekilde kurma·
mızı sağlayacak bu "Her şeyin teorisi" için bilim dünyası yıllardır humma·
lı bir çalışma içinde. Bazı aday teoriler var fakat görünen o ki çözüme ulaş·
mak için mevcut
kuantum dolanıklık, eskiden bir arada olan parçacıkların, ayrıldıktan sonra aralarında çok büyük mesafeler olsa bile,neredeyse sihirli bir biçimde her an iletişimde kalmalarını sağlar