7/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
Gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece yaşıyormuş gibi mi yapıyoruz? Cüceloğlu, “mış gibi yaşam”ı düşünce, duygu ve davranışları birbiriyle uyumlu olmayan insanların ve kurumların varoluş biçimi olarak tanımlıyor. Kitap, yazarın Arif ismindeki arkadaşıyla yaptığı bir sohbetlerden oluşmuş. Bu sohbetlerin konusu da gazete haberleri. Eserin ilk basımı 2005 yılında yapılmış. Bu yüzden haberler eski ama konuları güncel denebilir. Haberlerin karakterleri değişse de olaylar aynı. Bu olaylar 16 başlık altında ele alınmış. Eğitim, kadın, adalet, insan ilişkileri bu konulardan bazıları. Yazara göre sorunların önemli bir kısmı, insanların düşündüğüyle yaptığı şey arasındaki mesafeden kaynaklanmakta. Gazete haberlerini sohbet ortamında sunmak fikri de bir kitap için ilginç olmuş. Ferhan Şensoy'un Ferhangi Şeyler oyunlarında yaptığı gazete yorumlamalarına benziyor :)
Mış Gibi YaşamlarDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20204,331 okunma
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 109. kitabı
Herkese Merhaba Bugün sizlere Recep Çiftçi kaleminden Meğersem Güneş Hep Balçıkla Sıvanırmış kitabının yorumu ile geldim Haziran ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 142 sayfalık bir kitap •Yazar Kur’an’ın tıpkı Tevrat’ta, İncil’de ve kadim bilgeliklerde olduğu gibi aynı evrensel kaynaktan beslendiğini söylüyor. Çok güçlü bir cümlesi var, diyor ki: "Yansıyan ışık farklı olabilir, ama güneş tektir." İşte tam bu evrensel eşikte, inancın ve tefekkürün sadece dilde kalan bir taklitten ibaret olmaması gerektiği tokat gibi çarpıyor yüzümüze. •Herkes bir şekilde dua eder, evet. Ama arif olan, duanın kelimelerinde kaybolmaz, onun üzerine düşünür. Sıradan bir okuma günlük hayatta o ışığı sadece kullanmak isterken, arif olan o ışığın kendisi olmaya çabalar. Pasif bir bekleyişten, aktif bir dönüşüme geçmenin hikayesidir bu. •Eğer içinizde bastırdığınız bir öfke, içinizde birikmiş bir üzüntü ya da korku varsa, dış dünyada tam da o duygulara sahip insanları ve olayları bir mıknatıs gibi hayatınıza çekiyorsunuz. Yani gün içinde trafikte, işte, şurada burada bizi çileden çıkaran, şikayet ettiğimiz ne varsa, aslında kendi iç dünyamızın bize tuttuğu birer ayna. Ben neden hep aynı şeyleri yaşıyorum? sorusunun cevabı meğer bizim içimizde saklıymış. •Yazar pratik ve uygulaması çok kolay bir yol haritası da veriyor. Sırasıyla Felak, Nas ve İhlas surelerini sadece ezbere okuyup geçmemeyi; her birini içimize dökerek, hayatımızda somut olarak hangi halimize, hangi korkumuza denk geldiğini hissederek okumamızı teklif ediyor. Ve o kadar samimi bir söz veriyor ki: "Bunu hayatınıza katın, göreceksiniz ki birkaç hafta içinde sabah kahvaltınızı yaparken ya da akşam yolda, metroda giderken bile zihniniz sakinleşmeye, değişmeye başlayacak." Huzurlu bir iç dünyaya yürümek aslında bu kadar gündelik pratiklerde saklı
Meğersem Güneş Hep Balçıkla SıvanırmışRecep Çiftçi · Ceres Yayınları · 20267 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·400 syf.··
2026 4. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:43
Dün dışarıda daha ılık bir hava vardı. Ağaçların hışırtısı, toprağın kokusu ve börtü böcek arasında bir günü daha geride bırakırken düşündüm. "Sözcükler olmasaydı yaşamım eksik olurdu." Belki de yüreğim zamanın içinde gezinmeyi seviyor. Çünkü yaşam yalnızca bugün yaşananlardan ibaret değil, geçmişle şimdiyi aynı kalpte buluşturan uzun bir yolculuk... Öner Yağcı'nın Kir kitabını büyük bir zevk ve merakla okudum. Yazar, Alevi-Bektaşi kültürünü öyle canlı ve etkileyici anlatılıyor ki, okurken yalnızca bir roman okumuyor, nerdeyse başka bir zamanın içine giriyorum. Örneğin, çiğdem şenliğini ilk kez bu kitap aracılığıyla öğreniyorum. Hıdırellez kutlamalarını anlattığı sırada bir an kendimi o yüzyılda yaşamış gibi duyumsuyorum. Özellikle cem sırasında söylenen deyişler, aşıkların bağlama eşliğinde söyledikleri sözler beni çok etkiliyor. İnsan kimi kez bir ezgiyle ya da sözle yüzyıllar öncesine yolculuk edebiliyor. Kitaptaki cem betimlemeleri yalnızca bir ibadeti değil, aynı zamanda ortak yaşamı, dayanışmayı ve kültürel belleği de anlatıyor. Alevi geleneğinde insanların önce birbirinden rıza alması, ardından kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı olmaksızın herkesin “can” kabul edilmesi bana oldukça anlamlı geliyor. Herkesin eşit görülmesi, birlikte ibadet edilmesi ve 12 hizmetin belirli sorumluluklarla yürütülmesi, güçlü bir toplumsal düzen ve dayanışma duygusu taşıyor. Araplar, Türklerin anayurdu olan Orta Asya’yı işgali sırasında cami ve namazın dışındaki ibadetleri yasakladığı için cem gizli yapılıyor. Kadın erkek bir arada ibadetin Arap kültüründe olmamasından, yaşamın her alanında olduğu gibi ibadette de erkeğin yanında bulunan Türk kadınını kendi değerlerine göre yargılayan, kadını sadece zina aracı olarak düşünen Araplar bu olayı farklı yorumluyor. "Mum söndü" iftirası,
Edebiyat
KirÖner Yağcı · Cumhuriyet Kitapları · 20095 okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2026 33. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:00
Bu kitabı çok sevdim . Ahmet Arif en sevdiğim şair olmasa bile bir yolunu bulup en sevdiğim yazar olurdu herhalde. Kitap sadece şiir sevenlerin değil, birini özlemenin ne demek olduğunu bilen herkesin kendinden bir parça bulabileceği bir eser. Bazı kitaplar okunur ve rafa kaldırılır; bu kitap ise okunduktan sonra insanın kalbinde kalmaya devam ediyor. (Kalbimde kalacak bir kitap. Eğer o hala olsaydı hayatımda,oku derdim. Oku da bir şeyler kazanalım birlikte...)
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748bin okunma
10/10
·576 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 17:56
İstanbul'da sisin her şeyi örttüğü bir gün... Sırlarla dolu bir defter... Kayıp bir tablo... İşlenen cinayetler, kurulan tuzaklar, ihanetler, çözülmeyi bekleyen şifreler ... Melek, Osman Hamdi Bey'in eskizlerinden oluşan ve varlığını kimsenin bilmediği bir defter bulur. Bulduğu bu defter, 17 yıl önce öldürülen dedesinin ölümünün basit bir hırsızlık olayı olmadığından şüphelenmesine neden olur. O, dedesinin ölümünü aydınlatmak için en güvendiği kişiden, manevi kardeşi Hakan'dan, yardım ister. Fakat aynı gece Melek ortadan kaybolur. Hakan, kardeş gibi büyüdüğü Melek'in ortadan kaybolmasının ardından hem onu kaçırmaktan hem de 17 yıl önce işlenen cinayetten suçlanır. O saatten sonra polisle arasında bir kovalamaca başlar. Üstelik peşindekiler sadece polis değildir. Dünyayı yöneten gizli güçler de bu defterin, dolayısıyla Hakan'ın peşindedir. Artık hem kendini aklamak hem de kardeş gibi sevdiği Melek'i kurtarmak için şifreleri çözmek zorundadır. Hakan'a araştırmalarında asistanı Ahu ve sanat tarihçisi olan arkadaşı Derya da destek olur. Defterdeki kayıp bir sayfa ise onları Osman Hamdi Bey'in Tekvin(Yaratılış) tablosuna götürür. Bakalım bu ekip tabloyu ve onun gizlediği sırları bulabilecekler mi? Hakan kendini aklamayı ve Melek'i kurtarmayı başarabilecek mi? Sanat, tarih ve bilişimin buluştuğu bu eser bizleri İstanbul sokaklarında hem tarihi bir gezintiye çıkarıyor hem de macera peşinde koşturuyor. Kitap sayesinde Osman Hamdi Bey'in hayatı ve eserleri hakkında da geniş bilgi sahibi oluyoruz. Kitap, ilk sayfalardan itibaren temposunu hiç kaybetmiyor. Yazar bölüm başlarında verdiği harflerle bir şifre oluşturmuş ve bu yöntemle okuyucuyu da bu maceraya ortak etmiş. (Şifreyi bulamayanlar için cevap Kehf Suresi'nde gizli) Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen oldukça
TekvinArif Ergin · İthaki Yayınları · 20252,706 okunma
Puan vermedi·604 syf.·
2026 5. kitabı
*Dikkat Spoiler İçerir!!!!* Arif Ergin’in *Tekvin* romanı, çok fazla hakim olmadığım bir konu olan İlluminati ve gizli cemiyetler dünyasını, Türk sanat tarihinin en gizemli figürlerinden Osman Hamdi Bey’in eserleriyle harmanlayan, oldukça akıcı ve sürükleyici bir kurguya sahip. Kitap kendini rahatlıkla okutuyor ve merak unsurunu canlı tutmayı başarıyor. Ancak finaline geldiğimde, açıkçası yazara ayıp olmasın ama kendimi kahkaha atarken buldum. Hani birisi size çok ciddi bir şey anlatır, siz tam o sırada dayanamayıp gülersiniz de karşınızdaki bozulup *"Neye gülüyorsun?"* der ya; ben de kitabın son sayfasını kapattığımda tam olarak bu hissi yaşadım. Hikaye boyunca gariban başkarakterimiz Hakan; sahip olduğu ciddi su korkusuna rağmen yeraltı dehlizlerine giriyor, suların içine batıp çıkıyor, patlamalar atlatıyor ve kurşunların hedefi oluyor. Tüm bu ölümcül cefayı ise tek bir amaç için çekiyor: Kendisinin aslında kim olduğunu ve neyi koruduğunu öğrenmek. Finalde nihayet o dehlizlerden çıkıp İlluminati’ye karşı savaşan kadim bir cemiyetin son soyu olduğunu öğrendiğinde ise kurgu benim için biraz komik bir hal aldı. Çünkü o esnada sekreteri Ahu, sadece bilgisayarının başında oturup Fransız hükümetinin birkaç nüfus kayıt sistemine girerek Hakan’ın aslında kim olduğunu (Kenan Ruzly olduğunu) çoktan keşfetmişti. İnsan düşünmeden edemiyor: Hakan o karanlık dehlizlerde canını dişine takıp sürünmek yerine, en başta oturup Ahu ile birlikte iki tıkla ufak bir internet araştırması yapsaydı, zaten sonda öğreneceği hakikate hiç bu kadar eziyet çekmeden ulaşabilirdi. Kitaba dair bir diğer eleştirim ise bitmel bilmeyen sis muhabbeti. Ne sismiş arkadaş, dagılmadı gitti, dedim. Hikayede o kadar çok olay, o kadar yoğun bir koşturmaca var ki; tüm bunların belirtilen o dar zaman diliminde
TekvinArif Ergin · Doğan Yayınları · 20182,706 okunma