Kitabın hakkını teslim etmem gereken, okurken içimi sızlatan en güçlü yönü; kadınlık, travmalar ve özellikle anne-kız ilişkileri üzerine kurduğu o çiğ dürüstlük. Kaur, kendi annesinin göçmen bir kadın olarak verdiği varoluş mücadelesini, çektiği çileleri ve o köksüzlük hissini anlatırken adeta kalbini sayfaya bırakmış. Bir kadının istismardan ve ağır bir ayrılık acısından sonra adım adım kendi küllerinden doğma çabasını izlemek çok etkileyiciydi. Şiirlerin yanındaki o minimalist çizimlerin sayfa üzerindeki duruşu, modern insanın yalnızlığına nokta atışı bir görsellik katıyor.
Sisler Bulvarı, Türk şiirinin bence en "yakışıklı" ama bir o kadar da içi acı dolu kitaplarından biri. Eğer sadece kafiyeli, romantik dizeler arıyorsanız kitaba haksızlık edersiniz. Benim gibi yapmayın; o sisin içine girerken arkadaki ayak seslerini, sirenleri ve dönemin getirdiği o ağır çaresizlik hissini de duyarak okuyun.
Yıllarca ihanet ettim kendime. Beni ben yapan o şahane mutsuzluğumu, ucuz sevinç kırıntılarıyla tedavi etmeye çalıştım, kadim duyguların yerine kolay olanları seçtim. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım.