Yürümek iyidir. Her zaman iyi. İşe yarıyor. Yoksulsun ve taksi pahalı ya da zenginsin ama vücudundaki yağları eritmek istiyorsun; yürümek işe yarar. Düşünmek istiyorsan yürürsün. Fikirden, hayalden arınmak istiyorsan yine yürürsün. Kalabalık sokaklar da hayatı hissetmek için yürümen lazım. İster yaşlı ol ister genç, insanların merhametsizliğini ve kötülüğünü unutmak için yürümelisin. Çocukken her durak lezzetli bir ödül anlamına gelir, bir sonraki durağa ulaşmak için yürümeye devam etmelisin.
Allah Kuran'da, musibetler vesilesiyle müminin arındırılmasından bahseder. Altın ısıtıldığında kirleri giderilir. Müminin kalbi belalarla sınandığında da onun kirleri giderilir. Allah der ki:
"Bir de (böylece) Allah, iman edenleri günahlardan temize çıkarmak, kâfirleri de helâk etmek ister."
Anladım ki sûfîlerin yolu ancak ilim ve amelle tamamlanır. Onların ilimlerinin vardığı sonuç nefsin engellerini aşmak, kötü ahlâkından ve çirkin vasıflarından arınmak ve böylece kalbin Allah’tan başka her şeyden boşaldığı ve Allah’ın zikriyle süslendiği bir mertebeye ulaşmaktır.
“Yürümek iyidir. Her zaman iyi. İşe yarıyor. Yoksulsun ve taksi pahalı ya da zenginsin ama vücudundaki yağları eritmek istiyorsun; yürümek işe yarar. Düşünmek istiyorsan yürürsün. Fikirden hayalden arınmak istiyorsan yine yürürsün. Kalabalık sokaklarda hayatı hissetmek için yürümen lazım. İster yaşlı ol ister genç, insanların merhametsizliğini ve kötülüğünü unutmak için yürümelisin. Çocukken her durak lezzetli bir ödül anlamına gelir, bir sonraki durağa ulaşmak için yürümeye devam etmelisin.”
Nedenlerin, sonuçların ve gerçekliğin küçümsenmesi. — Bir topluluğun başına gelen beklenmedik kötü hava koşulları, kuraklık ya da salgın hastalıklar gibi kötü rastlantılar, topluluğun tüm üyelerinde geleneklere karşı gelindiği ya da başka yeni doğaüstü bir güç veya yazgıyı önlemek için yeni gelenekler bulmak gerektiği kuşkusunu uyandırır. Bu tür şüphe ve düşünce özellikle gerçek doğal nedenlerin araştırılıp çıkarılmasından kaçınır ve doğaüstü nedeni önkoşul sayar. Burada insan aklının kalıtımsal yanılgısının bir kaynağı vardır. Bunun yanında başka bir kaynaksa, bir olayın gerçek, doğal sonuçlarına doğaüstü sonuçlardan (Tanrı'nın cezası ve lütfu olarak adlandırılan sonuçlardan) daha az önem verilmesidir. Örneğin belli zamanlarda belli banyoların yapılması öngörülmüştür: İnsan temizlenmek için değil, böyle buyurulduğu için yıkanır. İnsan kirliliğin getireceği gerçek sonuçlardan kaçınmayı değil, yıkanmanın ihmal edilmesiyle tanrıların sözde bundan hoşlanmayacağını öğrenir. Batıl inançlardan doğan korkunun baskısıyla, bu kirlilikten arınmanın çok daha önemli olması gerektiği düşünülüp, ona ikinci ve üçüncü anlamlar yüklenir; insanın gerçeklik sevinci ve duygusu köreltilir ve sonuçta insan bunu bir sembol olabildiği ölçüde değerli bulur. Kendini gelenek ahlakına kaptıran insan önce nedenleri, ikinci olarak sonuçları, üçüncü olarak da gerçeği küçümser ve tüm yüce duygularını (hürmet, yücelik, gurur, minnettarlık, sevgi) kurmaca bir dünyayla ilişkilendirir: Sözde yüce dünya. Şimdi bile bunun sonuçlarını görmekteyiz: Bir insanın duygusunun yüceldiği yerde, bir biçimde o kurmaca dünya işin içindedir. Bu üzücü bir durum: Ama bütün yüce duygular öylesine mantıksızlık ve saçmalıkla iç içe geçmiştir ki, bilimle ilgili insanların bu arada yüce duygulardan şüphe duyuyor olmaları