Puan vermedi·408 syf.··
2026 19. kitabı
SAKLI | LAL FİGAN SERİSİ Normalde yapmayı pek tercih etmediğim bir şey yapıp, peş peşe benzer kurgular okuma riskini göze alarak başladığım bir kitabın yorumuyla geldim. Canım arkadaşım o kadar çok ısrar etti ki, "Mutlaka oku, kesinlikle seveceksin!" diye, daha fazla dayanamayıp bu seriyi listemde bir tık öne çektim. ​Ve iyi ki de öyle yapmışım diyorum! Tahmin edemeyeceğim kadar çok sevdim bu seriyi. Korktuğum şey başıma gelmedi; okurken tek bir an bile sıkılmadım, aksine sayfalar akıp gitti. ​Gelelim beni benden alan karakterlere... ​Erva: Canım benim, sen ne güzel sevdin öyle? Yerim senin o hallerini! Ama seni okurken o kadar sinirlendim ki anlatamam. Yahu sen kör müsün? Yanındaki, "arkadaşım" dediğin insanı hiç mi tanıyamadın? Bir insan bu kadar mı insan sarrafı olamaz... Neyse, sakin kalıyorum çünkü neticede en sonunda gerçekler ortaya çıktı. Doru Demir: Kitabın bir yerinde ağzının ortasına şöyle okkalı bir tokat yapıştırmak istemedim değil... Neyse ki sonradan o istek geçti de seni sevebildim. Başlarda Ceylin ile sevgili olman beni deli etse de, arkasındaki nedenler ortaya çıkınca içime kocaman bir rahatlama geldi. Ama kabul et, sen de biraz körsün; insan yanı başındakini fark edemez mi? ​Ceylin: Sana kitap boyunca katlanabildiğim, sevdiğim tek bir an bile olmadı! Sen nasıl bir arkadaşsın? Gerçi sana arkadaş demeye bin şahit ister ya... Seni elime geçirsem sağa sola fırlatmak, saçını başını yolup bir güzel dövmek isterdim. Kötülük iliklerine kadar işlemiş resmen. Neyse, hak ettiğini bulacaksın, inanıyorum! ​Genel Düşüncelerim ​Kitabı genel hatlarıyla çok ama çok sevdim. Özellikle günlük detayına kelimenin tam anlamıyla bayıldım! Günlükleri okumak o kadar eğlenceli ve güzeldi ki, "Keşke biraz daha uzun olsaydı," demekten kendimi alamadım. Kitabın sonunda Erva
SaklıPınar Salman · Pukka Yayınları · 2024440 okunma
10/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 01:12
Bu kadın kesinlikle normal değil... Nasıl böyle kitaplar yazabiliyor hiç anlamış değilim. Nerden aklına geldi böyle ruh hastası karakterler yazmak? Bir de o kadar normal ve masum anlatıyor ki, sonrasında olanları okurken nasıl yaaa diyip kalıyor insan. Zaten sosyal medya ve flört uygulamalarını oldum olası sevmezdim. Bu kitap sağolsun artık hepsinden nefret ediyorum :) İki farklı bakış açısını okuyoruz. Birisi Sydney adında, flört uygulamasından sevgili arayan kadın karakterimiz. Diğeri de geçmişten bahseden Tom isimli erkek karakterimiz. Sydney, şimdiki zamanı, yaşadığı olayları, arkadaşlarıyla geçirdiği vakti ve görüştüğü erkekleri anlatırken Tom ise geçmişte yaşadığı olayları, çocukluk aşkını, başına gelenleri anlatıyor. Geçmiş geçmişte mi kaldı yoksa şimdiyi kurcalayan karanlık bir kâbus mu? Hiç kimse sandığımız kadar masum değil... Gerçekten her sayfası beni şaşırttı. Tahmin ettiğim kısımlar da vardı tabii ki ama neyin ne sebeple yapıldığını okumak beni epey şaşırttı. Bu kadarını tahmin edemezdim. Bu yazardan çokça kitap okuyunca bir yerden sonra katilin kim olduğunu az çok tahmin edebiliyorsunuz ama cinayet sebepleri... Her kitabıyla beni soluksuz bıraktı, bu da en az diğerleri kadar harikaydı benim için... Keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat
Erkek ArkadaşFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,605 okunma
Reklam
Puan vermedi·784 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:49
Bu bir yol romanı, bir edebiyat romanı, bir kayboluş hikâyesi ve belki biraz da bir erkeklik romanı. Sürekli poz kesen, hem kendi yaşamlarının hem etraflarındaki insanların sorumluluğunu almaktan kaçan, erkekliği ve cinselliği bir performansa dönüştüren ağzı bozuk erkekler… İş bu ki, her sayfada “siz ne yorucu adamlarsınız” diye söylendiğim 780 sayfalık bir kitabı ancak Bolaño gibi bir büyücü okutabilirdi bana. Öyle güçlü bir karikatürist gözü var ki Bolaño’da; yarattığı karakterlerin yürüyüş biçimini, konuşurken verdikleri pozu, şiir okurkenki kibirlerini, cinsel övünmelerini, sefalet içindeki teatral tavırlarını öyle muazzam çiziyor ki… Bir anda kaldırıyor üstlerindeki kabuğu ve altından kırılgan, beceriksiz, yalnız, korkak çocuklar çıkıyor. Koltuklarının altında kitaplarla dolaşan, şiir okuyan, şiir yazan, şiire inanan, şiirin ardında yürüyen romantik çocuklar. Bolaño ‘kendi kuşağıma yazdığım bir aşk mektubu’ demiş bu kitap için. Bir sahnede devrimci sanatçılar gibi duran, sonraki sahnede çocuklaşan bu insanlar birer karakter olmanın dışında, birer arkadaş, birer anı onun için. Hepsi bir yandan bir mite, bir ideolojiye, bir hayata adanmışçasına yaşamış bu insanlar. Aradıklarını bulmuşlar, bir şeye ait hissetmişler. Ama öte yandan öyle kaybolmuşlar ki; insan bazen serçe parmağını uzatıp onları evlerine götürmek istiyor. Nasıl da büyük adamlar, ah nasıl da çocuk içleri. Romanın merkezinde damardan gerçekçilik akımının iki genç şairi var: Arturo Belano ve Ulises Lima. Ve onların peşine düştüğü gizemli bir kadın şair: Cesárea Tinajero. Ama tuhaf olan şu ki, roman boyunca neredeyse hiç doğrudan karşılaşmıyoruz bu insanlarla. Onları başkalarının anılarından topluyoruz. Bu yüzden Vahşi Hafiyeler bazen bir romandan çok bir tanıklıklar korosu gibi geliyor insana.
Edebiyat
Vahşi HafiyelerRoberto Bolano · Can Yayınları · 2019217 okunma
Syd, salak mısın?
7/10
·320 syf.··
2026 1. kitabı
Koca koca yetişkin insanların nasıl salakça kararlar aldığını okumak istiyorsanız buyurun :D Ana karakterine sinir olduğum nadir kitaplardan biri oldu bu. Freida o kadar övülüyor ki gerçekten güzel bir dil ve zeki karakterler beklemiştim ama hayal kırıklığı oldu. Dili çok zayıf, karakterler çok salak. Öncelikle ters köşesi öyle abartıldığı kadar büyük değil. Ben ağzım açık şekilde duvara bakakalacağım sandım ama olmadı. Benim 2 katilimden biri katil çıktı. Hikâyesini tam tutturamadım evet ama yine de birazcık yaklaştım. Bu konuda kendimin de Freida'nın da hakkını yiyemem. SPOİLER!!!! Benim katillerim Jake ve Gretchen'di. Jake'in Slug olduğunu, çok çalışma bahanesiyle akşamları insanları öldürdüğünü düşünmüştüm. Ergenliğinde çirkin ve ucube olan kişinin büyüdüğünde tamamen değişmesi klişedir, bilirsiniz. Sonra sivilce izinden bahsedildiğinde bu düşüncemden vazgeçmiştim çünkü bu kadar bariz olamazdı, demek ki yazar bir tuzak bırakmıştı. Tam olarak bize düşündürtmek istediği şey Slug'ın Jake olabileceğiydi zaten. Aynı şeyi Randy ve Kevin konusunda da yaptı mesela. Yazarcığım bazı şeyleri çok 'kör göze parmak' şeklinde ele alıyorsun, yapma. Gretchen'ın ise Alison olduğunu, Tom'a âşık olduğunu ve cinayetleri onun için işlediğini düşünmüştüm. Tom, geçmişte kızın ondan nefret ettiğini defalarca kez vurgulamıştı ve ben bu nefretin aslında aşk kaynaklı olduğunu düşünmüştüm. Tom'un yalan söylediğini bilmesine rağmen onu ihbar etmek yerine sevgilisinden ayırmasının sebebinin de ona âşık olmasına bağlamıştım. Sonra ölümünü okuduk. Daisy de ölmüştü.. Ama ben bu iki kızın geçmişteki o iki kızla bağlantılı olduğuna emindim. Yanılmış mıydım? Hayır... Her konuda yalan söyleyen Tom, neden Daisy'nin ölümü konusunda doğruyu söylesindi ki? Ayrıca Gretchen'in sevgilisi için polise
1000Kitap
Erkek ArkadaşFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20251,605 okunma
Puan vermedi·252 syf.··
2026 9. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 12:06
Herkes gibi merak edip okumaya başladım ve çok bayıldığımı söyleyemeyeceğim. Fena değildi akıcılık anlamında başarılıydı. Ama şunu söylemek istiyorum ki filmi olsa keşke. Neyse konuya geçiyorum. Aynı üniversiteden mezun iki kız arkadaş ve bu iki kızlar aynı zamanda yazar. Tabi iki yazar olunca kıskançlık olması mümkün. Athena çok başarılı ödüllü yazar iken June pek başarılı bir yazar değil. Bir sabah Athena hayatını kaybediyor ve June onun yazdığı eskizi alıp kendine uyarlayıp piyasaya sürüyor. Kitap onu çok önemli bir konuma getirirken son günlere doğru kitap başına bela oluyor. Yaşadıklarını okurken iyi oldu diyorsunuz. Kitapta sosyal medyanın gücünü çok objektif anlatmış. Sosyal medya insanı rezil de eder vezir de.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 74. kitabı
Kitabı okurken sanki bir roman değil de, bir insanın yıllarca içinde biriktirdiği öfkenin patlamasını dinliyormuşum gibi hissettim ama ne öfke o neydi arkadaş. Kitabın merkezinde Edgardo Vega var… Yıllardır Kanada’da yaşayan bir sanat tarihi profesörü.Kanada pasaportu iste hayatının tek anlamı. Annesinin ölümü üzerine El Salvador’a geri dönüyor ama bu dönüş bir “eve dönüş” değil; resmen geçmişiyle zorunlu bir yüzleşme Ve bir barda arkadaşı Moya’ya anlattıkları boyunca ülkesine dair ne varsa nefretle, öfkeyle ve tiksintiyle parçalayarak anlatıyor. Ama kitabı güçlü yapan şey sadece öfke değil bence… O öfkenin gerçekliği. Çünkü anlatılan yozlaşma, şiddet, savaş travmaları ve toplumdaki çürüme hissi o kadar gerçek geliyor ki okurken rahatsız oluyorsun El Salvador’un iç savaş sonrası atmosferi, insanların birbirine yabancılaşması ve umutsuzluk hissi kitabın her yerine sinmiş gibi. Adam sadece siyasetten ya da sistemden nefret etmiyor biradan, yemeklerden, insanlardan, hatta kendi ailesinden bile Yani okurken bazen “bu kadar da olmaz” dedim ama tam olarak o kadar oldu. Vega tamamen içi nefretle dolu bir kişi. 2 saatlik Moya'ya anlattıkları daha önce benim hiç böyle bir karaktere denk gelmediğimi farkına vardırdı. Yazarın dili de çok sert ve filtresiz. Kitap boyunca tek bir uzun öfke monoloğu okuyormuşum gibi hissetim. Kitap kısa ama insanın içine huzursuzluk bırakan kitaplardan biri oldu benim için.
TiksintiHoracio Castellanos Moya · Jaguar Kitap · 2025491 okunma
Reklam
Reklam