Tarihi Dokunaklı Kurmaca, Sarsıcı Bir Ağıt
6/10
·293 syf.··
2026 13. kitabı
Ölümün arkada kalanlar üzerine bıraktığı yükten bahseder. Bir gemide yayılan veba mikrobu Hamlet'in kardeşi Judith'e gelir. Ölüm döşeğine düşen ikizini kurtarmak isteyen Hamnet ölümle yer değiştirir. Judith iyileşirken Hamnet bir anda ölür. Oğlunun ölümünden sonra William bir tiyatro hazırlar. Ölen babanın hayaletini William oynar. Hayatta kalıp babasının yasını tutan genç ise Hamnet'e yeniden hayat vermektedir. Bitkilerin şifası, doğaüstü sezgileriyle, avuç içindeki çizgilerden insan ruhunu okuyabilen, toplumsal kalıplara sığmayan vahşi ve bilge karakter olan Agnes evlat acısıyla bu özelliklerini kaybetmeye başlamıştır. Ancak William'ın yaptığı tiyatroda Hamnet'e ölümsüzlük armağan edilmiştir. Agnes'in evlat acısı yaşadığı kısımlar öyle güzel işlenmiş ki hissetmemek mümkün değil.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,5bin okunma
Garip, çok garip... Gölgeler bazen sahiplerinden önce geliyor
10/10
·136 syf.·
2026 46. kitabı
Bu kitabı övmek için "güzel", "etkileyici" ya da "başarılı" gibi sıfatlar yetersiz kalıyor. Bazı yazarlar vardır; onları okurken yalnızca sizden daha iyi yazdıklarını düşünmezsiniz. Aynı zamanda sizinle aynı çağda yaşadıklarından, aynı havayı soluduklarından bile şüphe edersiniz. Bu kitaptaki hikâyeler ve hikâyelerin etrafında dolaşan isimler, edebiyatın gündelik zekânın çok ötesinde bir uğraş olduğunu yeniden hatırlatıyor. Binlerce kitabın konuşulduğu bir platformda bile insanların büyük çoğunluğunun metinlerle kurduğu ilişkinin ne kadar sığ olduğunu görmek şaşırtıcı değil ama yine de üzücü. Bir yazarı "Kafka değil, Orwell değil"* diyerek değersizleştirmeye çalışanlar, bütün eleştirisini "zaman kaybı" gibi boş bir hükme indirgeyenler ya da anlamadıkları her şeyi "edebiyat değil" diyerek kenara itenler arasında dolaşırken insan, okuma eyleminin her zaman anlama eylemine dönüşmediğini fark ediyor. Bu yorumların çoğu kitaptan çok yorum sahibinin ufkunu ele veriyor; çünkü metinle hesaplaşmak yerine onu birkaç ezber yargıyla mahkûm etmek, eleştiri değil yalnızca entelektüel tembelliktir. Son zamanlarda bu nedenle, vakit geçirmekten keyif aldığım bu platformda bile eskisi kadar bulunmak istemediğimi hissediyorum. Çünkü kitapların sayısı arttıkça okurluğun derinleştiğini değil, çoğu zaman yalnızca kanaatlerin çoğaldığını görüyorum. Bir eseri anlamaya çalışmaktan çok ona hızlıca hüküm vermenin teşvik edildiği bir ortamda, yorumların sayısı artsa da edebiyat üzerine düşüncenin aynı ölçüde derinleşmediği açık. Bu hikâye kitabı ise bütün bu gürültünün arasında sessiz ama kalıcı bir ağırlığa sahip. Beğenmekten öte, insanın zihnini incelten, okuma ölçülerini değiştiren kitaplardan biriyle karşı karşıya olduğumu düşünüyorum. Edebiyatın hâlâ
Garip, Çok GaripKolektif · İthaki Yayınları · 202525 okunma
Reklam
8/10
·178 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:28
Küresel siyatette neoliberal politikaların egemen olduğu günümüzde sosyal devletin geri planda kalıp hemen herşeyin özelleştiği zamanlarda paranın özelleşmemesini düşünmemek olmazdı. Friedrich Agust Von Hayek "Paranın Özelleşmemesini" yazmaya karar verdiğinde küresleşmenin ve liberalizmin bu boyuta ulaşacağını hayal bile etmemişti belki de. Zira tüm gerçekler bir zamanların hayelleri değil miydi? Oysa. Hükümetler devletçi politikalardan ne kadar uzakta dursalar da, egemenliklerinin bir sembolü olarak gördükleri parayı kendi tekellerinden bir türlü bırakmamaktadırlar. Bence kripto paralar "Paranın Özelleştirilmesi" ütopyasının ilk kıvılcımları olabilir.Bu durumun nereye evrilebileceğini kitabın yazarı dahil günümüzde kimsenin doğru tahmin edebildiğini düşünüyorum. Kitap bu kapsamda meraklısının önüne geniş bir hayal dünyası armağan ediyor.
İnceleme
Paranın ÖzelleştirilmesiFriedrich August Hayek · alBaraka Yayınları · 20228 okunma
Şeker Kutusu
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Öykü İnceleme / Şeker Kutusu Rıfat Ilgaz’ın “Şeker Kutusu” adlı hikâyesi, gündelik yaşamın sıradan bir ayrıntısından hareketle dönemin toplumsal yapısını eleştiren anlatıdır. Görünürde bayram ziyaretleri ve hediyeleşme etrafında şekillenen olay örgüsü, aslında sınıfsal farklılıkları, toplumsal değerlerdeki çelişkileri ve insan ilişkilerindeki samimiyet kaybını açığa çıkarır. Hikâyenin merkezinde yer alan şeker kutusu, orijinal niteliğinin ötesinde statü, çıkar ilişkisi ve insani zaafların simgesine dönüşür. Ilgaz’ın yalın dili ve gündelik konuşma doğallığı taşıyan diyalogları, metne güçlü bir ironi kazandırır. “Şeker Kutusu” yüzeyde bir bayram öyküsü izlenimi verse de Türk öykücülüğünde nesne merkezli anlatımıyla birey-toplum ilişkilerindeki yapaylığı sorgulayan hiciv örneklerinden biridir. Bu simgesel anlatım, hikâyenin olay örgüsünde belirgin bir döngüsellik üzerinden derinleşir. Başlangıçta Ali Yılmaz’ın özel olarak bir şeker kutusu yaptırmasıyla başlayan olaylar elden ele taşınan kutunun sonunda yeniden Ali’ye dönmesiyle tamamlanır. Bu döngüde içtenlikten yoksun ilişkilerde yapılan jestler, bir anlam üretmek yerine kendi ekseni etrafında dönen boş eylemlere dönüşür. Bayram gibi paylaşımın ve dayanışmanın sembolü olan bir zamanda bile insanlar birbirine samimiyetle değil, statü kaygısıyla yaklaşır. Ali Yılmaz’ın tutumu, bireysel duygular ile toplumsal roller arasındaki gerilimi görünür kılar. Nişanlısı Sevgi’ye götürmek üzere özenle seçtiği “üzeri çiçekli, içi dışı kadifeli, iç kapağının ortası aynalı, pırıl pırıl selefonlu,” kutu, Ali’nin duygusal ilgisini gösterişli bir nesne üzerinden ifade ettiğini açıkça ortaya koyar. Yani kutu hem duygunun dışavurumu hem de bu duyguyu estetik bir ambalajla sunma arzusudur. Kutunun parlak, aynalı kapağı, duygusal bir
Edebiyat
Şeker KutusuRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2017651 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 143. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
"BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ" Gece vagonun içi karanlık. Annemin anlattığına göre kadının biri bana, 'Hadi Vartan bir şarkı söyle de biraz şenlenelim,' demiş. Ben de şöyle bir şarkı tutturmuşum: 'Elinde bir deste gül Gülistan'dan geliyor, Yavuklusu yanında Al yanaktan öpüyor.' Vartan İhmalyan, 1913’te Konya’da doğdu. 1944’te Robert Kolej’in mühendislik bölümünden mezun oldu. Ardından Fransa, Macaristan, Polonya ve Çin derken 1961’de Moskova’ya yerleşti ve 1987’deki ölümüne kadar orada yaşadı. Bir mühendis, bir göçmen, bir dil sever. Ve Türkiye’yle bağı hiç kopmayan bir yürek. Edebiyatımızda “İhmal Amca” olarak tanınan, çocuklara armağan ettiği masallarla hafızalara kazınan Vartan İhmalyan’ın Bir Yaşam Öyküsü, 20. yüzyılın çalkantılı coğrafyasında bir Ermeni, bir Türkçe sever, bir komünist ve bir entelektüel olarak var olma mücadelesinin belgeseli. Kitap, onun “Benim iki anadilimden ilki Türkçe’dir” sözünü edebi bir kimlik tanımı olmaktan çıkarıp derin bir tarihsel ve siyasi bağlama oturtuyor. Eserin, Vedat Türkali ve Mete Tunçay’ın değerlendirme yazılarıyla birlikte sunulması bakımından da kıymetli; çünkü bu isimler hem İhmalyan’ın tanığı olduğu dönemin hem de Türkiye sol hareketinin önemli aktörleri. Peki, bu anı kitabını diğerlerinden ayıran şey ne? Neden hâlâ okunmayı hak ediyor? İhmalyan anılarına 1915’e, Konya’dan kalkan bir trenle başlıyor. Henüz iki yaşında olmasına rağmen aile büyüklerinden dinlediği bu travmayı şöyle aktarır: “Derken, günün birinde katar katar hayvan vagonlarına binmiş, Doğu’ya gidiyoruz. Bende bir sevinç, bir sevinç ki trene binmişim diye. Oysa sürgüne gidiyormuşuz.” Bu masum bakış açısıyla söylenen söz, Ermeni tehciri gibi bir kırılma anını edebiyata taşırken, aynı zamanda ailesinin nasıl kıl payı kurtulduğunu (Ereğli’de ambar müdürü olan bir
Edebiyat
Bir Yaşam ÖyküsüVartan İhmalyan · Cem Yayınevi · 201211 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Millî Mücadele’nin hikayesi kaç yaşında olursak olalım, hangi dille anlatılırsa anlatılsın her zaman kalbimizin en derin yerine dokunmayı başarıyor. İşte bugün Mustafa Kemal ATATÜRK günü. Ve bu anda da bana Naim Babüroğlu’nun kaleminden "Kurtuluşa Giden Yol" eşlik etti. Her ne kadar Atatürk’ün hayatını ve Millî Mücadele yıllarını çok iyi bilsem de, bu dönemi bir çocuğun gözünden ve çocuklara yönelik o yalın, samimi dille okumak bambaşka bir deneyimdi. Kitap, 5. sınıf öğrencisi Ülkü’nün bir hatıra defterinin izini sürerek Atatürk’ün mücadelesine ortak olmasını anlatıyor. Sayfaları çevirirken sadece tarihi olayları hatırlamadım; o dönemin imkansızlıklarını, fedakarlıklarını yeniden yaşayıp derinden duygulandım. İçimdeki vatan aşkının, Atatürk sevgisinin ve minnet duygusunun nasıl yeniden yükseldiğini hissettim. Bize bu toprakları ve bu özgürlüğü armağan edenlerin hikayesini, kaç yaşında olursak olalım durup durup yeniden okumalıyız. Her kütüphanede, her yaşta mutlaka yer bulması gereken bir eser.
Kurtuluşa Giden YolNaim Babüroğlu · İnkılap Kitabevi · 013 okunma
Reklam
Reklam