arya

Her insanın bir hikayesi vardır.
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2020 10. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2020 01:31
Yine tadı damağımda kalan bir roman okudum. Kitabı ilk elime aldığımda kapağını uzun uzun inceledim ama bir türlü anlamlandıramadım. Tabii ne karakterlerden ne de hikayeden haberdardım. Taa ki şu satırları okuyana kadar; "Firuz, onun saç örgülerini iki idam ipine benzetti. Uçlarından kendi ile dostunun cansız bedenleri sallanıyordu." Bundan sonra da kitap kapağı daha bir anlamlı gelmeye başladı. Bir de kapağın alt kısımda bir sincap vardı, onunla da ilerleyen sayfalarda karşılaştım. Ufacık, tefecik, şirincecik bir sincap ama görevi oldukça büyük. Butimar ve Uzakların Şarkısı'nda olduğu gibi başta kısa bir hikayenin içine giriyorsunuz sonrasında da bambaşka bir kapı açılıyor ve siz o kapıdan içeri girdikten sonra da bir daha çıkmak istemiyorsunuz. Zaten çıkmak isteseniz de çıkamazsınız :) Burada o kapıdan girmeden önce Nergis'in acı hikayesine şahit oluyoruz. Anadolu'nun küçük bir kasabasında doğup büyüyen Nergis başarılı bir öğrenci. Üniversite zamanı geldiğinde de İstanbul'da üniversite kazanıp İstanbul'a yerleşiyor. Üniversitenin son yılında da liseden tanıştığı arkadaşı ile sözleniyor. Standart bir şekilde devam eden hayatı okulun son yılında tanıştığı hocası yüzünden bambaşka bir boyut alıyor. Bu kısımları okurken aklıma Ceren Damar'ın hikayesi geldi. Bir insanın hayatını karartmak bu kadar mı kolay? Bir de bunu aşk adı altında yapmak. Batsın sizin aşkınız da, sevginiz de... Olaylar sonrasında da maalesef ki düzenin güçlüyü nasıl koruduğuna şahit oluyoruz. Nergis yaşadıklarının acısı ile hayatına İstanbul'dan ayrılarak dayısının yanında devam etmeye çalışırken Firuz dede ile tanışıyor. Onun yanında işlerini görmek, ona yardım etmek amacıyla işe başlıyor. Sonrasında malum küçük bir kasaba ve
Edebiyat
DünyasızlarKaan Murat Yanık · Turkuvaz Kitap Yayınları · 20204,225 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2020 48. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2020 04:09
Bir kitapçıda gezerken rastgele rafta “Butimar” isimli kitabı görerek tanışmıştım yazarın kalemiyle. Sonra öykü kitabı, şiir kitabı, ikinci romanı derken anladım ki ben hep böyle kitaplarla tanışmak istemişim. Üçüncü romanı beklerken diğerlerini tekrar okuyup hasret gidermeye çalıştım bir nebze. Ve sonunda kavuştuk... Badımcan ile başlayan yolculuk Zencefil ile devam etti ve şimdi de Nohut ile tanıştım. Küçük ama o kadar tatlı ayrıntılar ki onlar. Ayvaz ve Firuz ile tanıştım. İki samimi dost. Her ne kadar günümüzde “Dostluk” kavramı bana çıkar ilişkisine dayalı sahtekarlıklar gibi gelse de roman kahramanlarının dostluklarıyla teselli ettim kendimi. Bir amaç uğruna çabalamayı yahut bir şeylerden zor da olsa vazgeçebilmeyi gördüm. Kitabı okurken sürekli şunu sordum kendime “Ben bu kitabı okurken neden bu kadar çok keyif alıyorum?” Çünkü üç gün boyunca okumaya kıyamasam da her dakikama eşlik etti kitabım. Yazar “Butimar”da “Bitmemesi için ara verdiğimiz kitaplara benzeseydi ya her şey..." diyordu bir bölümde. İşte ben o bitmesin diye ara verilen kitaplardan birini daha okudum bu üç günde. Gürültülü bir yerde bir taraftan kitabımı çıkarıp okuma isteği duyarken diğer taraftan kelimelerin ziyân olabileceği ihtimaliyle en güzel saatlere sakladım hep okumalarımı. Bir taraftan sonraki sayfalarda ne olacağını merak ederken bir taraftan bitecek olması ve “Kim bilir bir daha ne kadar zaman sonra böyle bir kitapla tanışacağım?” düşüncesinin hüznünü yaşattı kitap bana. Şimdi gelelim neden okurken böylesine keyif aldığıma; “Öncelikle bir kitaptan neler beklediğimizin bir listesini yapalım. Güzel kurgusu ilk sayfadan kitaba bağlasın okurunu. Yeni kelimeler öğretsin, açıp sözlükten anlamlarına baktırsın. Farklı kitaplarla ve yazarlarla tanıştırsın ki ben bu
DünyasızlarKaan Murat Yanık · Turkuvaz Kitap Yayınları · 20204,225 okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2020 33. kitabı
Türk Edebiyatı için hayati önem taşıyan dönemler vardır. Osmanlı'nın son dönemlerinde Avrupa'ya yönelen aydınların ve romancıların buradan tema, şekil ve akım ithal etmeleri bu anların başlangıcını teşkil eder. Devamında Tanzimat ve peşinden gelen Servet-i Fünun muharirlerinin kaleme aldıkları romanlar, gerçek anlamda Avrupa edebiyatına öykünmenin ilk dönemidir. Bu noktada Halit Ziya ve Mehmet Rauf başta olmak üzere başarılı romancılar görürüz. Fakat geri kalan edebiyat halesi maalesef Avrupa'nın romantik edebiyatının kötü takliti olan romanlar ortaya koymuşlardır. Milli mücadele döneminde saygın romancılar çıkmasına rağmen Halit Ziya'dan sonraki durak Ahmet Hamdi Tanpınar'dır. Elbette Kemal Tahir, Peyami Safa ve Sabahattin Ali'yi de buraya dahil etmek gerekir. Modernleşmenin miladı sayılan Oğuz Atay'ın Tutunamayanları'ndan sonra ise edebiyatımız tuhaf bir yol ayrımına girmiştir. Leyla Erbil ve Yusuf Atılgan gibi yazanlarla daha geleneksel bir metodu uygulayanlar arasında tanımlaması zor bir alan meydana gelmiştir. Fakat bence Türk romanının dünya romancılığıyla boy ölçüşebilecek raddeye gelmesi Orhan Pamuk ve Yaşar Kemal ile gerçekleşmiştir. Buradan devam eden damarın üstünde de pekçok kıymetli isim var. Tüm bunların ardından söyleyeceğim şey 2000-2020 yılları arasında kalan dönem roman açısından kurak geçmiştir. Yeni nesil romancıların geçmiştekilere oranla özgün eserler ortaya koyamadıklarını görüyoruz. Büyük bir kuraklık ve özgün olamama problemi. Dostlarımla bu konuyu tartışırken içlerinden biri ama 'Kaan Murat Yanık' var, demişti. Yazarın ismini daha önce çok defa duymuş olmama rağmen, isminin edebi bilgisine çok güvendiğim bir akademisyen dostumun ağzından bir kez daha duyulması onu okumamın başlangıcı oldu. Önce birçok ödül alan ilk romanı Butimar'ı peşisıra da
Uzakların ŞarkısıKaan Murat Yanık · Everest Yayınları · 20174,786 okunma
9/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2015 238. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Kasım 2015 00:00
"Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayalım.. En çok yarım bırakılan kitaplar arasında 1, En çok okunacak kitaplar arasında 3. sırada olması bile bir çelişki teşkil etmiyor mu? Meraklanıp, kitaba başlayıp, kitaba tutunamayanlar: (Selim olsa hepinizden tiksiniyorum derdi :)) ) Kitap hakkında fikir ve naçizhane tavsiyelerime gelirsek: 1. Kitaba korku ile başlamayın ( "Yok bu kadar insan iyi kitabı neden yarım bıraksın ki?" gibi) 2. Hiçbir olumsuz yorum sizi yıldırmasın; 3. Kitabın kalınlığı, sayfa sayısı gözünüzde dağ olmasın; 4. Kitaba başlamadan önce akıcı bir roman olacak diye düşünmeyin; 5. Ve sonda yeni ve hiç bilmediğin türden kapılar açmak senin elinde.. İlk başlarda okuduğumda biraz afallamıştım. Bir çok okurun dediği "anlaşılmamazlık, akıcılık" kısmı bende yoktu. Ama bunlar güzel günlerimdi. Kitap bir yerden sonra karmakarışık olmaya başladı. Karakterler belleğimde kayboldular. Kitabın gelgitleri beni yormaya başladı. Okuduğum kısımların üzerinden iki kere geçmek zorunda olduğum bile oldu. Sonra yavaş yavaş taşlar yerinde durmaya başladı. * Okumadığım zamanlarda okumak için içimden gelen talep; * Her an Selim`in yerine kendimi koymam; * Bir okumaya başladım mı ne kadar çok okuduğuma kendimin bile şaşması, vs.vs. Bir süre sonra kendinizden geçiyor, ara sıra Turgut çokça Selim oluyorsunuz. Altını çizdiğiniz alıntıları okudukça anlıyorsunuz ki aslında bu çaba boşuna değildi. Kitabı akıcı bir roman olarak değil, piskolojik ve felsefik yönden ele alırsak daha az hata yapmış olur, daha çok okumak için yol kat etmiş oluruz. *En sıkıldığım nokta (1 ay o bölüm yüzünden aksadım) Günseli`in Selim hakkında konuştuğu bölümdü. İlk kez kitapta o bölümde sıkıldım. Paragraf boyunca bir tek virgül, nokta işaretine rastlamadım. Bu beni yıldırmadı desem yalan
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
Uzun bir süre kimseyle konuşmadım; içime döndüm. Dünya ile arama uzaklık koydum. Dünya güzeldi, içimde güzel olsun istedim. İçimde bir suçluluk, hatta kötülük yokmuş gibi yaparsam, yavaş yavaş kötülüğü unuturdum. Böylece hiçbir şey olmamış gibi yapmaya başladım. Hiçbir şey olmamış gibi yaparsanız ve gerçekten de hiçbir şey olmuyorsa, hiçbir şey olmaz sonunda.