İnsanoğlunun gafletine, bizim cahilliğimize bakın ki sema­ların titrediği, meleklerin suçsuz oldukları halde bayıldıkları, secdeye kapandıkları Rabbü'l-alemin'e, şu insanoğlu asi olu­yor, isyan ediyor! Hem rızkı O'ndan alıyor, hem varlığı O'ndan, hem hayatı, hem nimetleri O'ndan alıyor. Çevresindeki nimet­ler, içindeki nimetler, vücudu, vücudunun sıhhati afiyeti hepsi O'ndan! Suçsuz olan melekler, suçsuz olan semavat ve arz Al­lah'tan tir tir titriyor. Eğer vahiy bir dağın üstüne inmiş olsa dağ huşuundan, haşyetinden parça parça olacak, kılıktan kılı­ğa girecek. İnsanoğlu ne vahye aldırıyor ne Allah'ın azametini hissediyor, ne Allah'ın yolunda yürürken "Yürüyeyim. " diye bir endişesi var ne günah işlerken bir pervası var!
Sayfa 339·Kitabı okuyor
Bir adamın imanını kurtarmak ise on mü'mini velayet derecesine çıkarmaktan daha mühim ve daha sevaplıdır. Çünkü iman, saadet-i ebediyeyi kazandırdığı için bir mü'mine, küre-i arz kadar bir saltanat-ı bâkiyeyi temin eder.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
dileklerin gönülden geldiği gibi, dilinin döndüğü kadar ama sevgi ve tazim duyguları içinde dua olarak arz edilmesi daha güzel olur.
Kır zincirlerini gel..!
"Abartılmış bilgelik ne kadar sersemce ise zıvanadan çıkmış akıl da bir o kadar tehlike arz eder."
Türkiye İş Bankası Yayınları
Felsefe
Peygamber ve Sünnete Olan İhtiyaç
Yüce yaratıcı insanoğlunu mükerrem ve mükemmel bir varlık olarak yaratmıştır. Fakat bu mükemmelliğine rağmen insan, ilâhî hitaba doğrudan muhatap olacak yapıya sahip değildir. Bu sebeple dünyada insan hayatının başladığı günden beri, Allah Teâlâ, onların arasından seçtiği "Nebî" veya "Resûl" denilen peygamberleri kendisiyle kulları arasındaki irtibatı kurmak ve açıklamakla görevlendirmiştir. Bütün peygamberler, Allah'ın emir ve nehiylerini O'nun kullarına ulaştırmak ve onlara doğru yolu göstermekle görevlendirilmiş hidâyet elçileridir. Peygamberler bu kutsal elçilik görevlerini hakkıyla yerine getirmeye çalışmışlardır. Bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem de ümmetine Allah Teâlâ'nın istediği şekilde yaşamaları için gerekli bilgileri uygulamalı olarak vermiştir. Her peygamber gibi bizim peygamberimizin de iki temel görevi vardı: Tebliğ ve beyân. "Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun" Maide sûresi 5, 67. "İnsanlara, kendilerine ne indirildiğini açıkça anlatasın diye sana da Kur'ân'ı inzâl ettik" Nahl sûresi 16, 44. Peygamber Efendimiz vahiy yoluyla Allah'tan aldığı Kur'ân âyetlerini, görevi gereği, insanlara sadece ulaştırmakla kalmıyor aynı zamanda onları açıklıyor ve anlatıyordu. Tebliğ ettiklerini açıklamak ve anlatmak onun asli göreviydi. Hemen işaret edelim ki Peygamberimiz'in tebliğ görevi evrensel olduğu için, açıklamaları da ona uygun bir çerçeve ve nitelikte gerçekleşiyordu. Yani sünnet, Kur'ân'ın evrensel planda Hz. Peygamber tarafından yorumlanması demek oluyordu. Mukaddes kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'in eksiksiz, yeterli, açık ve her şeyi açıklayıcı olmasına ve dinimizin de ikmal edilmiş bulunmasına rağmen, sünnetin ifade ettiği bir
Kitap Alıntısı
Kudretim yok hâlimi arz etmeye cânânıma Gücüm yok hâlimi anlatmaya sevgiliye. Usûlî