Puan vermedi·456 syf.··
2026 102. kitabı
Bugün sizi bambaşka bir evrene götürecek olan o kitapla geldim. @batuhans.aktas ’ın kaleme aldığı “Pael’ - Ruhlar Okulu” tam da böyle bir eser. Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınızda sizi olduğunuz yerde bırakmaz; zihninizde bambaşka bir evrenin kapılarını aralar. İste Pael okuyucusuna bu hissi veriyor. Hem fantastik türün o sürükleyici dünyasına kapılıyor hem de satır aralarında kendinize dair bir şeyler bulabiliyorsunuz. Hikaye bizi, lotusların içinde filizlenen on iki ruhun büyüleyici tekamül yolculuğuna davet ediyor. Bu ruhlar evrene; Ateş, Su, Hava ve Toprak doğanlar olarak katılıyor ve doğalarına uygun olarak Kılıç, Asa, Kupa veya Tılsım okullarına iradeleriyle yaptıkları tercih sonucunda yerleşiyorlar. Kulelerdeki dersler ise sadece mistik birer eğitimden ibaret değil; iletişimden sanata, matematikten ölüme kadar uzanan, ruhu her anlamda olgunlaştıran derin bir müfredata sahip. Okuduğumuz her dersin aslında bizlerin hayat yolculuğunda karşısına çıkan birer öğreti niteliğinde olması, kurguyu çok daha anlamlı kılıyor. Kitabın en etkileyici yanlarından biri, ruhların insan veya hayvan gibi farklı bedenleri deneyimleme süreçleriydi. Duygularla ilk tanışmaları ve o keşif anları yazarın başarılı kalemiyle öyle güzel betimlenmiş ki, okurken onlarla birlikte siz de o hisleri ilk kez yaşıyormuşsunuz gibi etkileniyorsunuz. Fantastik kurgunun içine serpiştirilen bu varoluşsal sorgular, kitabı bir çırpıda bitirmenizi sağlarken bir yandan da üzerine uzun uzun düşünmenize neden oluyor. Devamını şimdiden sabırsızlıkla beklediğim bu yolculukta, yazarın kurduğu bu evren bence keşfedilmeyi hak ediyor. Titizlikle kaleme aldığı bu kitap için yazarımızın emeğine sağlık, kalem yolculuğunun uzun olmasını diliyorum. İyilikle ve kitapla kalın.
Pael - Ruhlar OkuluBatuhan S. Aktaş · Bengisu Yayınları · 20252 okunma
Fazla Uzaklaşmış Olamaz
Puan vermedi
Yaralar tazeyken acılar daha büyük sanırız. Ama Kevser Hattatoğlu bize Kesik, Kabuk ve Dikiş İzi başlıklarıyla üç bölümde insana ait yaraları anlattığı öykülerinde yaranın bazen kabukken bazen de yara izinin kesikten daha fazla can yaktığını anlatıyor. Alışkanlığa dönüşen yalnızlık, ayrılık ve terk ediliş fanusta yaşamaya itiyor bazen. İnsan acıya değil onun kendisini dönüştürdüğü yeni hale alışabilir en fazla. Veya kanıksar durumunu. Öykülerde bunun işlendiğini görüyoruz. Hattatoğlu'nun karakterlerini geçmişin izinde buluyoruz çoğu zaman. Kimi zaman herşeyi unutan bir babanın en küçük çocuğu oluyoruz. Torunlarını seven bu ihtiyarın elleri birden bizim de başımızı okşuyor. Domates konserveleri anıları canlandırıyor. Bir ses bize de pişmiş aşa su katılmaz diye sesleniyor konserve açarken. Salıncakta sallanıyor küçük bir kız. Hayattan kaçmak için saklanılacak en iyi yer çocukluktur çünkü. Başka bir kız babasının ceketinin askıda oluşuna güveniyor. Fazla uzaklaşmadığına emin babasının. Bu aralarında bir işaret. Handelibe bu anıların canlandığı bir şehir oluyor bazen. Kitapta dikkat çeken başka bir tema insanlık yaraları. Yazarın Gazze'yi anlattığı Captcha, sorgulatıyor tekrar insanlığımızı. Limon ağacında bir çocuğun büyümesine tanık olıyoruz çünkü daha doğmadan katlediliyor bebekler. Camdaki leke öyküsüyle bizi kalbimizden vuruyor yazar. Bizim leke olarak gördüğümüz şeyin bir mülteci teknesi olduğunu söylüyor. İronik bir dille yapıyor bunu. Oysa ne kadar da emindik başta camdaki o lekenin bir su ya da en fazla bir sinek ölüsü olduğuna. Daha ne olabilirdi ki! Yazarın aynı zamanda bir seslendirme sanatçısı olması her hikayeyi kendi sesiyle duymamızı sağlıyor. Öykülerde fonetiğin ön planda olduğunu görüyoruz. Dilin ustalıkla, betimlemelerin yerli yerince kullanıldığına
Edebiyat
Fazla Uzaklaşmış OlamazKevser Hattatoğlu · Şule Yayınları · 202518 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·304 syf.··
2026 9. kitabı
OTUZ MİLYON KELİME Bir çocuğun sahip olduğunu öğrenme yeteneği hayatının ilk yıllarında duyduğu dille ilgili miydi? Çocuklarımızın konuşmasında ve ilerleyen yaşamlarında en belirleyici faktör biziz. Otuz Milyon Kelime fazlasıyla detaylıca okuduğum bir çok yerin altını çizdiğim notlar aldığım bir kitap oldu. Tabi ki bu kadar detaylı anlatamam ama kısaca bir şeylerden bahsetmek istiyorum. Doğduğun ev kaderindir. Bu dünyaya hepimiz bir şekilde geliyoruz fakat hepimiz aynı koşullara ve imkanlara sahip değiliz. Ebeveynlerimizin bizlere sunduğu maddi ve özellikle manevi destek bizim şimdiki yaşamımızla birlikte gelecekte de neler yapabileceğimize dair bir belirleyicidir. 0-3 yaşın çocuğun gelişiminde ne kadar önemli bir yeri olduğunu bu kitap bize örneklerle birlikte sunmakta. Erken yaşta dil ortamı geniş olan sürekli desteklenen bir çocukla dil ortamı kötü olan ve sürekli başkalarıyla kıyaslanan eleştirilen bir çocuğun ilerleyen yaşamlarında aynı koşullara sahip olmayacağını hepimiz biliyoruz. Her aile çocuklarının en iyi şekilde yetişmesini ve öğrenmelerini ister. Irk cinsiyet sosyoekonomik koşullar ne olursa olsun bunlar dil kadar öğrenme de belirleyici bir faktör değildir fakat kültürel farklılıklar insanların yaşam koşulları kendi beklentileri ve yapamadıkları sebebiyle çocukların üzerinde bıraktıkları etkiler aileden aileye değişim göstermekte. Dil eğitiminde farklılık yaratan şeyler çocuğun duyduğu kelime sayısı ve bunun nasıl söylendiği ailenin birbiriyle olan iletişimleri belirleyici faktörler arasında yer alıyor. Çocuklarımızda günlük hayatı sürdürme dışında konuşmalar yapmak oyunlar oynamak ve bu oyunlarda sohbet etmek gerekir. Çocuğun sorduğu her soruya cevap vermeye çalışın. Her çocuk her kişi her konuda iyi değildir ama her konuda azda olsa bir şeyler öğrenme
Otuz Milyon KelimeDana Suskind · Buzdağı Yayınevi · 20205,3bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2026 2. kitabı
Forrest Carter (Asa Earl Carter) tarafından kaleme alınan ve 1976 yılında yayımlanan Küçük Ağaç’ın Eğitimi (The Education of Little Tree), otobiyografik tarzda yazılmış, doğa bilgeliğini ve saf insanlığı göklere çıkaran son derece naif bir büyüme hikayesidir. Roman, 1930'ların Büyük Buhran Amerika'sında, beş yaşındayken öksüz kalan yarı Çeroki yerlisi Küçük Ağaç’ın, Tennessee dağlarında yaşayan büyükanne ve büyükbabasının yanında, modern dünyanın hırslarından uzak bir Kızılderili kültürüyle büyüme sürecini konu alır. Eserin felsefi temelini, Çeroki yerlilerinin doğayla tam bir uyum içinde yaşamayı ve ondan yalnızca ihtiyacı olanı almayı öğütleyen "Yol" inancı oluşturur. Küçük Ağaç'ın dedesinden aldığı bu bilgece eğitim; beyaz adamın bürokratik, önyargılı ve sevgisiz kurumları tarafından zorla bir yetimhaneye kapatılmasıyla kesintiye uğrar. Kitap, bu yönüyle resmi eğitim sistemini, modern toplumun ikiyüzlülüğünü ve yerli kimliğini yok etmeye çalışan dini bağnazlığı bir çocuğun gözünden sert bir dille eleştirir. Kitabın arkasındaki en büyük çelişki, sevgi ve hoşgörü dolu bu metni yazan yazarın, gerçek hayatta geçmişi karanlık bir Ku Klux Klan (KKK) üyesi olduğunun sonradan ortaya çıkmasıdır. Ancak yazarın bu tezat geçmişine rağmen, kitaptaki dilin saflığı, samimiyeti ve doğaya duyulan derin saygı eseri yazarından bağımsız zamansız bir klasiğe dönüştürmüştür. Özetle Küçük Ağaç'ın Eğitimi, modern dünyanın koşturmacasından yorulan ruhlar için adeta bir dağ esintisi, sadeliğin ve köklere bağlılığın iç ısıtan ve burkan bilgece anlatısıdır.
Küçük Ağaç'ın EğitimiForrest Carter · Say Yayınları · 202110,6bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 00:38
Asâ kitabı için ne diyebilirim ki bilmiyorum sanırım kelimelerle anlatamam yanyana gelip saatlerce konuşabiliriz. Net ve kesin olarak kitabı almanızı okumanızı ve okutmanızı tavsiye ediyorum.Bu kitap birsürü dua ve hissin içinde yorgun kalplerimize büyük bir tesellidir.
AsâNuriye Çeleğen · Timaş Yayınları · 2025204 okunma
Ney Misali
10/10
·366 syf.··
Beğendi
·
2026 62. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 12:46
Neyin içi soyulmadan ses çıkmaz; herkes üfler ama herkes nağmeye varamaz. Risale okumak da böyledir: herkes satırları geçer ama herkes manaya nüfuz edemez. Ben de yıllar sonra yeniden açtım o bahçeyi; kelime kelime yürüdüm, her birini tattım, sorguladım. Denizlerin uğultusu, rüzgârın serinliği, şimşeğin çakışı, çiçeklerin renkleri… Hepsi bir ağızdan tevhidi haykırıyordu. Derken Said Nursî’nin sesi içimde yankılandı: “Âlemler içinde âlemler…” İnsan, kâinat sarayının en mükerrem misafiri. O an içimden “değerliyim be” diye fısıldadım. Çünkü her zerre Rabbini zikrederken insana düşen emaneti korumak, ömrün sermayesini israf etmemekti. Faniliğin acısı, ayrılıkların sızısı satırlarda resmediliyordu. “Bil ey nefsim” diye kendime seslendim. Yıldızların diliyle Allah’ın varlığını haykıran şiir karşıma çıkınca semaya baktım: her yıldız bir hutbe, her ışık bir bürhan. Ve nihayet içimde bir arzu doğdu: göklerin süslerini temaşa etmek. Bir teleskop alıp semanın incilerini seyretmeyi hayal ettim. O şiiri açıp dinlerken yıldızların birer mescid-i seyyar, birer gemi-i cebbar oluşunu gözlerimle görmek istedim. Çünkü ben de o âlemler içinde bir yolcuyum; hem küçücük bir ney nefesi, hem de en mükerrem misafir. Keyifli okumalar ️️ Bediüzzaman Said Nursî
Din
Asâ-yı MûsâBediüzzaman Said Nursî · Söz Neşriyat · 20146,8bin okunma