Arif olsam ilm-i hikmet söylesem
Doğru söz kimseye tesir etmiyor
Yalan, düzen şöhret bulmuş cihanda
Fıskı-fücur kalbimizden gitmiyor
Kibir, gurur bize olmuş müptela
Şeytan bizi takip etmekte hâlâ
Doğru söyleyene derler budala
Akıl mağlup cahile güç yetmiyor
Softalar Hakk için ibadet kılmaz
Doğruluk cahilin işine gelmez
Zamana uymayan itibar bulmaz
Kitap, sünnet asla fayda etmiyor
Bir kimse Hakk için vermez selamı
Memur ürüşvetsiz249 tutmaz kâlemi
Yum gözünü sükût geçir âlemi
Kul Fakir’im senin aklın yetmiyor
“O kıyıda köşede bir yerde gizleniyor da olabilir. Uzak bir yere seyahate gitmiş ve dönmeyi unutmuştur belki. Ama aşık olmak akıl almaz bir şeydir. Aşk bir anda seni ele geçiriverir. Belki de yarın olur bu.”
İman gönül işiydi; zihin, beyin işi değil. Tıpkı aşk gibi. Ve insan, aşık olması gerektiğini akıl ettiği için aşık olmazdı. Aşık olabildiği için aşık olurdu. Aşık olmayı becerebilecek bir ruha, aşkın külfetlerini nimet bilecek bir yüreğe sahip olduğu için aşık olurdu. . . Diyelim cennet bu olsun. . . Aşık olamayan insan da buna ihtiyaç duymadığı, aşık olmayı aklıyla reddettiği için değil, olamadığı için, aşık olmayı beceremediği için olmazdı. işte bu da cehennemdi. Aşk ateşinde yananların gözünde aşk cennet, ötesi ise cehennemdi. . . Asıl yanmak buydu . . . Neyi kaybettiğini bilmemekten daha büyük bir cehennem ateşi olabilir miydi?
Aşk meselesi işte. Âşığın şirazesi bozulmuştur bir vakit. Âşık oldun mu bir kere akıl beden evini terk edip gider. Mecnun’un hali bir çeşit görmezlik halidir. ‘Kimsin?’ derler ‘Leyla’yım’ der, ‘Nereye?’ derler ‘Leyla’ya’ der, ‘nereden’ derler, ‘Leyla’dan’ der. İşte o vakit benlikten çıkıp gider insan. Leyla’ya bakar, Leyla’ya uyanır, Leyla’ya yürür...