Vedat Türkali'nin romanlarını keyifle okuyorum. Kitabından uyarlanan ve beğenildiği için ikinci sezon da devam etmiş olan Fatmagül'ün Suçu Ne? dizini de merak ve heyecan içinde izlemiştim.
Bu kalın romanında, muhteşem bir şekilde aşk öyküsü anlatıyor. Her zamanki gibi bu aşk da dönemin siyasal kültürü ve olaylarıyla içiçe yaşanıyor. Ayrıca, eski ve sonraki TKP, Ermeni ve Kürt sorunları gibi konular da tartışılıyor.
Çoğu kitabı kalın olsa da, hiç sıkmıyor, kolay okunuyor, zevk veriyor. İronik satırlar güldürüyor, siyasal baskı altındaki aşk bir maceraya dönüşüp heyecanlandırıyor, hatta sarsıyor.
İyi ki modern dönemde de böyle üstün nitelikli bir yazarımız var diye düşündürüyor.
Aşk yüklediğimiz anlamda gizli. Güzelliğe paha biçen bizim bakışımız. Bazen de sırf sevme hali için paha biçeriz. Peki sonsuz bir sevebilme hali var mı ? Bence yok.
Lyla, bilim dünyasında kariyerinde çıkmaza girmiş genç bir virologdur. Erkek arkadaşı Nico ise oyunculuk hayallerinin peşinden koşmaktadır. Nico’nun isteğiyle, istemeyerek de olsa “Mükemmel Çift” adlı yeni bir reality yarışmasına katılmayı kabul ederler.
Yarışma, Hint Okyanusu’ndaki ıssız ve lüks bir adada çekilecektir. Başlangıçta her şey tropik bir tatil gibi görünür; güneş, deniz, romantik villalar ve büyük ödül…
Ancak yarışmanın ilk gecesinde adayı vuran şiddetli bir fırtına, tüm planları altüst eder. Dış dünyayla bağlantıları kesilen yarışmacılar için artık mesele yarışmayı kazanmak değil, hayatta kalmaktır. Azalan yiyecek ve su, artan korku, güvensizlik ve insanlar arasındaki güç mücadelesi adayı giderek daha tehlikeli bir yere dönüştürür.
Başlangıçta reality show atmosferi hâkim olsa da, kısa süre sonra roman psikolojik gerilim ve hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Hikâye ilerledikçe karakterlerin gerçek yüzleri ortaya çıkıyor; dostluk, aşk ve sadakat sürekli sınanıyor
Halil Cibran’ı ve Paulo Coelho’yu ayrı ayrı çok sevdiğim, okumaktan büyük keyif aldığım yazarlar arasında görürüm. İsimlerini aynı kitap kapağında görünce büyük bir heyecanla başladım. Sanırım biraz da bu yüksek beklenti, okuma deneyimimi etkiledi.
Kitap, Halil Cibran’ın Mary Haskell’e yazdığı 15 yıllık aşk mektuplarından oluşuyor. Cibran’ın sadece büyük bir şair ve düşünür değil; seven, özleyen, sorgulayan, ruhun derinliklerine dokunmaya çalışan bir insan hâlini görmek çok kıymetliydi.
Mektuplarda Cibran’ın zarif dili, düşünce dünyası ve duyguları hissediliyor. Fakat sevdiğim iki ismin buluşmasının yarattığı heyecanla başladığım için, belki de içimdeki beklenti kitabın önüne geçti. Yine de Cibran’ın kalbinden süzülen bu satırları okumak, onun dünyasına başka bir pencereden bakmak güzeldi.
#okudumbitti
YAZAR: MEHMET RAUF
YAYIN: PUSLU YAYINLARI
Herkese merhabalar bugün sizlere Mehmet Rauf'un kaleminden çıkan genç kız kalbi adlı eseriyle geldim. Yazarı daha önce Eylül adlı eseriyle tanıyordum fakat yazarla ilk kez bu kitapta tanıştım ve Pervin'in hikâyesi uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir hikâye oldu. Şimdi gelelim konusuna.
Pervin, hayata ve aşka dair tertemiz hayalleri olan, ince ruhlu bir genç kız. Büyük umutlarla geldiği İstanbul'da ise hayallerindeki dünyayı bulamıyor. Çünkü ne şehir onun düşlediği kadar güzel ne de insanlar onun kalbi kadar zarif. Etrafında gördüğü ilişkiler ve evlilikler, onu ruhuna dokunabilecek gerçek bir aşkı aramaya daha da fazla itiyor.
Kitap boyunca en çok Pervin'in yalnızlığına üzüldüm. Kalabalıkların içinde bile kendini ait hissedemeyen, anlaşılmayı bekleyen bir genç kadının sessiz kırgınlığı sayfalara çok güzel yansıtılmış. Ayrıca kadın olmanın zorluklarına dair yapılan tespitler de aradan geçen zamana rağmen hâlâ düşündürücü.
Ve sonra Behiç Bey... Pervin'in kalbini heyecanlandıran, ona umut veren adam. Ancak Pervin'in hayallerini süsleyen bu aşk, zamanla büyük bir hayal kırıklığına dönüşüyor. Onunla birlikte ben de umutlandım, onunla birlikte hayal kırıklığı yaşadım.
Bu kitap benim için sadece bir aşk hikâyesi değil; hayallerle gerçeklerin çarpıştığı, insanın kalbinde buruk bir iz bırakan Pervin'in hikâyesiydi.
#ALINTILAR
Düşünmüyorlar ki kader, bizim kendi hareketlerimizin yanlışlığına kendimizin verdiği bir isimdir.
Ben de dünyada en büyük mutluluğun yalnızca sevmek ve sevilmekte olduğuna İnanırım.
" Çünkü yaşamak için hayat lazımdır, hayal değil!"
Genç Kız KalbiMehmet Rauf · Puslu Yayıncılık · 202410,1bin okunma
"Aşk uykusu", kişinin sevdiği insanı olduğundan çok daha kusursuz, özel ve ulaşılmaz görmesi; karşı tarafın ilgisizliğini, sevgisizliğini veya ilişkinin gerçek durumunu fark edememesi hâlidir. Yani bir tür duygusal körlük diyebiliriz.
Bu durumda kişi:
Karşı tarafın olumsuz davranışlarını sürekli mazur görür.
Açık ilgisizlik işaretlerini görmezden gelir.
"Aslında beni seviyor ama gösteremiyor." gibi açıklamalar üretir.
Sevdiği kişiyi idealize eder, onu gözünde büyütür.
İlişkinin gerçekliğinden çok, kafasında kurduğu ihtimallere bağlanır.
Çevresindekilerin uyarılarını kabul etmekte zorlanır.
Psikolojide buna yakın kavramlar idealizasyon, duygusal bağımlılık ve bazen de limerence olarak adlandırılır. Özellikle limerence, karşı taraftan gelecek küçük bir ilgi kırıntısına büyük anlam yükleyip yoğun bir karşılık beklentisi içinde olmayı ifade eder.
Bu nedenle "aşk uykusundan uyanmak" denildiğinde, kişinin şu gerçeği kabul etmeye başlaması kastedilir:
"Ben bu insanı olduğu gibi değil, olmasını istediğim gibi görmüşüm. Onun bana gerçekten nasıl davrandığına bakmam gerekiyor.
Yıllar Sonraİpek Ongun · Artemis Yayınları · 20141,922 okunma