Aşk ve muhabbet herkesin düşüncesine mevcuttur, ancak bir cazibe merkezi olmadıkça gerçekleşmez. İşte bazı kişilerin aşklarının dünyaya yayılması ve bazılarında hiç duyulmamasını sebebi budur.
İnsanların hareketlerine bel bağlamak, kızmak veya sevinmek, onların bir mevcudiyet, başlı başına bir varlık sahibi olduğu zannından ileri gelir. Hâlbuki bunlar da, hareketlerinin hâkimi olan bir müteharrikin arzusuna tabidirler.
Dikkat ettim, şu pisliğe dünden beri kimse basmadı, dedi. Onları bu pisliğe, iyiyi fenadan temy- iz ettiren cüzî irade bastırmıyor. Çünkü bastıkları takdirde ayaklarının kirleneceğini biliyorlar. Fakat suradan, İki üç yaşında küçük bir çocuk geçse o basar, belki de onunla oynardı bile... Çunkü ondaki cüzî irade kabiliyeti inkişaf etmemiş bir haldedir. Bu harekette o mazurdur. Fakat madem ki sen çocuk değilsin, fark ve temyiz edecek kabiliyetin var, bir pisliğe bile basmayıp atlıyorsun, o halde neden, fenalığı yaptıran Allah'tır, diyorsun ? Bu hususta da iradeni kullansana.
Kadınla erkeğin yan yana gelemediği, birbirleriyle görüşüp konuşamadığı memlekette aşk olmaz (...) Neden biliyor musun? Çünkü erkekler uygun bir kadın görür görmez, iyi-kötü, güzel-çirkin, hiç bakmaz, haftalardır aç kalmış hayvanlar gibi üzerine atlarlar. Hepsinin alışkanlığı budur. Sonra da bunu aşk zannederler. Böyle bir yerde aşk olur mu? Sakın kendini kandırma.