9/10
·400 syf.··
2026 7. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 20:20
Proust’un yedi ciltlik devasa romanının ilk kitabı olan Swann’ların Tarafı, aslında tüm serinin ruhunu tek başına taşıyan bir başyapıt. Roman üç bölümden oluşuyor: Combray’de geçen çocukluk anıları, Swann’ın Odette’e duyduğu tutkulu ve kıskançlıkla dolu aşkın hikayesi ve anlatıcının genç Gilberte’e duyduğu ilk aşk. Kitabın en unutulmaz anı hiç şüphesiz madeleine sahnesi. Anlatıcının ıhlamur çayına batırdığı bir kurabiyenin tetiklediği o istemsiz bellek dalgası, Proust’un tüm romana sinmiş temel felsefesini özetliyor: geçmiş kaybolmaz, sadece bir duyunun dokunuşunu bekler. Bu kısmı sinema filminde izlemişim gibi okudum. O kurabiyeyi çaya batırdığı andan itibaren bir flashback yaşanmış gibiydi. İkinci bölümde ise Swann’ın aşkı, neredeyse ayrı bir roman gibi işlenmiş. Kıskançlık, arzu ve sahip olamadığın şeye duyulan takıntılı bağlılık anlatılmış. Son bölümde ise anlatıcının Swann’ın kızına duyduğu aşka yer verilmiş. Proust’un uzun ve müzikal cümleleri gerçekten sabır istiyor ancak o ritme bir kez girince bırakmak zorlaşıyor. Yavaş okunan, üzerinde düşünülen bir kitap. Belki kafa yapısı olarak bu kitaba hazır değildim ama yine de uzun zamandır ertelediğim için bir gayret okudum. Ancak kalan altı kitabı peş peşe okumayı düşünmüyorum. Aralara farklı okumalar eklemem biraz soluklanmam gerekiyor.
Swann'ların TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20255,2bin okunma
7/10
·408 syf.··
2026 49. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2026 23:14
#yokluğundaçokkitapokudum #libbypage #thisbookmademethinkofyou heyy herkese merhaba, dünya ile yakın zamanlarda okuduğuuz kitaplara bayılıyorum. yabancı hesapları takip ettiğim için çok fazla spoiler yiyordum. bu anlamda iyi oldu. şimdi özellikle kitaplardan bahseden kitapları çok seviyorum bu kitap da tam öyle bir kitap ama sadece bu değil yas ve kabullenme ve bir tutam da aşk içeriyor. evet tahmin edemezdiniz ama bu kitapta yas işleniyor ve sanırım yası herkesin anlayamayacağını kabul etmek lazım. Her ne kadar ailenizden birini kaybetmiş olsanız da yas süreci her aile bireyi için aynı kuvvetle işlememekle birlikte her birey de yası idare edemiyor. Özellikle olmadık anlarda gelen ağlama krizleri ve çevrenin garipsemeleriyle baş etmek bunlardan biri. Yası ele alan yazarlar eğer bu işe bilerek giriyorlar ve çok güzel ele alıyorlarsa kesinlikle win win durumu. Çünkü yas diğer kolay konular gibi değil ve bence insanların yalnız olmadığını düşünmek istedikleri çok özel bir konu. Ayrılık, aşk, evlilik, maddi sorunlar, ülke sorunları bir yere kadar ama bence bu konu kazan-kazan bir konu. gelelim konumuza, Tilly, 6 aylık kocasını kaybeder ve bir kitabevi onu arayarak kocasının ona her aya 1 kitap düşecek şekilde 12 aylık bir siparişi olduğunu söyler. her ay Tilly kocasının seçtiği kitabı ve içinden çıkan mektupları okur. bu kitaplar ve kitabevinin sahibi Alfie onu yasın içinden elini tutarak çıkaracaktır. Alfie ile Tilly arasındaki kimya maalesef beni yakalamadı. Alfie ilk tasvir edilen ile kitap ilerledikçe sahip olduğu fiziki değişim bana geçmedi. babasının kıyafetlerini giymeyi seven bir adam olmasına rağmen omzunun genişliği belli olmalıydı diye düşünüyorum. yani aralarındaki kimya bana hiç seksi gelmedi. bu arada arkadaşı Rachel'ın arkadaşının yanında olmamasının
Yokluğunda Çok Kitap OkudumLibby Page · Doğan Kitap · 202627 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·200 syf.··
2026 50. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 05:00
Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar’ını elime alıp sayfalarını çevirmeye başladığımda, aslında sadece bir hikaye kitabı değil, koskoca bir imparatorluğun çöküş acısıyla kıvranırken kendi küllerinden doğmaya çalışan bir milletin çığlığını okuduğumu anladım. Yazarın bu satırları karaladığı dönem, dört bir yanda toprakların kaybedildiği, cephelerden durmaksızın kara haberlerin geldiği ve insanların "Biz kimiz, nereye gidiyoruz?" sorusunun ağırlığı altında ezildiği o kapkaranlık İkinci Meşrutiyet yılları. İşte tam bu umutsuzluk girdabında Ahmet Hikmet, köşesine çekilip bireysel aşk acıları ya da soyut bunalımlar anlatmak yerine, eline adeta edebi bir meşale alıp toplumun önüne düşüyor. Kitap boyunca hissettiğim en baskın duygu, yazarın Türk milletine kendi özünü, Orta Asya’dan süzülüp gelen o kadim ve asil kimliğini hatırlatma konusundaki o muazzam, sarsılmaz inancı oldu. Eserdeki her bir hikaye, birbirinden bağımsız olayları anlatsa da aslında görünmez bir ruh bağıyla birbirine kenetleniyor; sanki hepsi aynı nehrin, yani Türk tarihinin farklı kollarından coşkuyla akan birer çağlayan gibi önümüze dökülüyor.Beni bu kitapta en çok etkileyen ve üzerine uzun uzun düşündüren şey, yazarın mitolojiyi ve tarihi kuru birer bilgi yığını olarak değil, adeta damarlarımızda akan kanı canlandıracak birer şok dalgası gibi kullanması oldu. Alparslan’ı, Altın Ordu’yu ya da bozkırın o uçsuz bucaksız destansı havasını okurken, yazarın amacının sadece geçmişi övmek olmadığını, asıl niyetinin o geçmişteki erdemleri alıp bugünün çöken, ümitsizliğe kapılan insanına birer ahlak pusulası yapmak olduğunu çok net görebiliyorsunuz. Hikayelerde bireysel hırslar, küçük çıkarlar ya da bencillikler asla yer bulamıyor; her karakter, vatanı ve milleti söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan kendi
Öykü
ÇağlayanlarAhmet Hikmet Müftüoğlu · Kapra Yayıncılık · 02,342 okunma
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 131. kitabı
𝐃𝐨𝐫𝐢𝐚𝐧 𝐆𝐫𝐚𝐲'𝐢𝐧 𝐏𝐨𝐫𝐭𝐫𝐞𝐬𝐢 Herkese Merhabalar... Sizlere uzun zamandır okumak istediğim ama şimdiye kısmet olan bir kitap ile geldim. Tabi ben yine neden daha önce okumadım da dedim. Başlar başlamaz beni içine alan merak ile okutan bir kitap oldu. Çeviri de çok güzeldi bir bütün olarak su gibi akıp gitti. Yalnız nerden nereye hiç o sonu beklemiyordum. Vay canına demeden de edemedim. Biraz da araştırma elbette ki yaptım. Yasaklanmış kitaplar arasındaymış tabi bunun nedeni de cinsel kimliğinden ötürü yaşadığı çağ olan Viktorya çağında çok ağır eleştirilere ve yaptırımlara maruz kalmış, o zamanlarda eşcinsellik yasak olduğundan zindanlara atılmış. Ressam Basil Hallward tarafından portresi yapılan Dorian Gray'in güzellik ve genç kalma tutkusu nerelere kadar gidebilir dersiniz. Adeta Dorion'a ve onun güzelliğine yapan Basil onu arkadaşı Lord Henry ile de istemeye istemeye tanıştırır. Her zaman güzel iltifatlar duyamaya alışık olan Dioran için Henry'in söyledikleri adeta bir şok dalgası olur. Güzelliğinin ve cazibesinin geçici olduğunu şaheser olan o tablodaki gibi kalmayacağını söyler. Dorian ise onu haklı bulur ve olmayacak bir dilek diler. Ama bilmez ki bu dilek gerçekleşmeye doğru gidecek. Dorian neler yaşayacak neler? Akıl almaz sona doğru hazır olun okumayanlar bitirince benim gibi vay canına diyeceksiniz... #alıntılar "Yirmili yaşlarda nabzımızı attıran o haz, eskisi gibi olmaz. Uzuvlarımız gevşer, duyularımız körelir. Çok korktuğumuz tutkuların ve teslim olmaktan korktuğumuz o baştan çıkarıcı günahların anılarının musallat olduğu iğrenç kuklalara döneriz. Gençlik! Gençlik! Dünyada gençlikten daha değerli hiçbir şey yok!" "Ne kadar da hüzünlü! Yaşlanacağım, iğrenç ve çirkin olacağım; fakat bu resim sonsuza dek genç kalacak. Haziranın bu gününde olduğu yaşta olacak
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Puslu Yayıncılık · 202299,1bin okunma
Bir Kitabın Kokusu Olabilir Mi? (Spoiler Var)
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Çok akıcı bir şekilde ilerliyor, bir günde bitirebilirsiniz.Betimlemeleri çok beğendim öyle ki Ağrıdağının eteklerinde kavalcılar çalarken çayımı yudumlamak istedim…Burnumda hep ilkbaharda taze bitmiş ot kokusu.Kitap boyunca bu koku hiç gitmedi… İçimde bir özlem dalgası yayıldı dağlara, ovalara, göllere… Bir aşk ki çok büyük engellerle savaşıyor.. Gülbahar’ın başlattığı ve yine emek vererek yaşatmaya çalıştığı aşk sonrasında Ahmet’in de Ağrı dağına (ölüme) gitmesi… İkisi de kavuşmak için, engelleri ortadan kaldırmak için büyük çaba sarf ettiler. Engeller kalktı, sonra ? Sonrasında işte hayata dair muazzam bir gerçeklik payı; Dışarıdan olan engeller iki aşığı yalnızca birbirine çeker.Birbirlerine kavuşma isteği daha da artar. Peki engel içerden olursa? Dış engelleri aşan Ahmet ve Gülbahar arasında şunu görüyoruz: İnsan içindeki şüphe ve engeli aşamadıktan sonra aşkta saadete kavuşamıyor. Ahmet “Nasıl kurtardın beni Gülbahar ?diye haykırırken içindeki gamı dile getirdi. Duvarı nem insanı gam yıkar. Şayet Gülbahar’ın doğruyu söylemesini dilerdim zaten Ahmet hissetti içten içe ancak ondan duymak istemiş olabilir. Onu kaybetmemek için çabaladıkça kaybetti. Ah Gülbahar… Ağrıdağı deyince aklıma hep siz geleceksiniz .
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
9/10
·352 syf.··
2026 21. kitabı
Selam kızlar! Ay Işığı Ve Yakamoz kitap yorumuyla geldim Konusu: Annesi ve abisi ile Bozcaada’da yaşayan Gülce yaz tatilinden dolayı evine dönmesi ile beraber yolu, eskiden abisinin en yakın arkadaşı olan ve askerden yeni dönmüş Sancak denkleşir. Geçmişte Sancak’a karşı duyguları olan Gülce abisiyle arası bozulduğunu öğrendikten sonra ona olan duygularını frenlemiştir fakat Sancak’ın ona olan ilgisinden sonra kafası iyice karışır. Yorumum: Ümran Tan’dan daha önce Virane Düşler kitabını okumuştum. O kitapta da anlatım tarzını ve olayları işleyiş biçimini aşırı sevmiştim. Bu sebeple bu kitabında da beklentimi yüksek tutmuştum.‍ Zaten kitabı okumaya başlamadan önce sürekli kitaba karşı çekiliyordum. Yaklaşık 2-3 aydır RS’de olmama rağmen beni bu okuyamama durumundan kurtaracağını düşünüp gelir gelmez dört kolla sarıldım. Ve çok iyi bir karar verdiğimi kitabı tek oturuşta bitirdiğim zaman anladım. O kadar akıcı bir anlatım tarzı vardı ki kendimi kaptırdım gittiiimm Olaylar aşırı güzel işlenmişti. Karakterlerin hem geçmişteki halleri hem gelecekteki halleri beni sürekli merak içinde bırakıyordu. Zaten geçmişteki hallerini okurken sürekli kulağımda bir deniz dalgası sesi yankı yaptı… Öyle muhteşem yaz enerjisi verdi kiii, o geçmiş sahnelerini bayıla bayıla okudumm Gelecekte yaşanan sahnelerde ise birtık daha ağır işleyişe sahipti fakat az önce dediğim gibi o kadar güzel yazılmıştı ki Sancak’ın ikilemde kalışını, Gülce’nin tekrardan güvenmek istemeyip istemsizce Sancak’a kapılışını okurken aşırı etkilendim. Gülce, annesi tarafından fazla baskılanan ve isteklerini hep gözardı etmek zorunda bırakılan bir kadındı. Onun bu baskı altında hayata tutunmaya çalışmasını okurken yüreğim cız etti. Çünkü sürekli bir panik içerisindeydi. Bir yere gideceği zaman sürekli annesinin ona
Ay Işığı ve YakamozÜmran Tan · Pukka Yayınları · 2026120 okunma