Ateş istila etti bedenini. Kasvet, koyu kurşuni bir sis dalgası gibi bütün ruhuna sirayet etti.
Yüzlerce düşüncede battı. Kendi içine çevirdi gözlerini. Bütün gidişler eninde sonunda aynı kapıya çıktı.
"Borçlarını ödeme vakti Kaz. Her şeyin bir bedeli vardır. Bu düşünce Kaz'ın zihninden utanç verici, anlaşılmaz bir panik dalgası halinde geçti. Sonra hayalet ona saldırdı Kaz, boynuna bir iğnenin saplandığını hissetti. Şırıngalı bir hayalet mi? Aptal, diye düşündü. Sonra her şey karardı."
Bu böyle kimin gittiği? sen dur ey!
Belki de ellerimiz mi? biraz ince, biraz da çok kelimeli!
Bu sanki niye durduğumuz mu? açıkken sevişme bölgeleri
Ay, pencere, göz! siz git ey!
Kim bilir neyi saldığımız bu da; yalnızlığımız gel
Yırtıcı kuşları mı gözlerimizin? onlar mı bu sürüylen?
Yoksa onlar mı işte seninle sevişme biçiminde?
Oysa sevgimiz yerde; kara sevda sen uç ey!
Sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizlik?
Kim biner bu gemiye insandan kıyılar yapılırken
Yetmez mi dalgası vursundu azıcık gözlerimize
Gözlerin gözlerime; siz bak ey!
...
Aysuda partiye su mavisi tonlarında, yer yer gümüş detaylarla işlenmiş, A kesim, uzun bir elbise ile katılıyordu. e
Elbisenin kolları şifondan yapılmış, su dalgası gibi hafifçe akıyordu. Göğüs kısmında zarif taş işlemeleri, boynuna takı takmasına gerek bırakmayacak kadar dikkat çekiciydi. Sırt kısmı derin ama şık bir şekilde açık bırakılmıştı. Bu da elbiseye zarif bir hava katıyordu. Saçlarını yarım toplu şekilde bırakmış, dalgalar halinde omuzlarına dökülmesine izin vermişti. Saçlarının arasına serpiştirilmiş, küçük yıldız detaylı tokalar, ışık vurduğunda parlayan, su altındaki ışık oyunlarını anımsatıyorlardı.
"Yıllar geçip gidiyordu, haftalar, aylar ve yıllar tıpkı bir bulut tabakası gibi bu yazgısına terk edilmiş hayatın üzerinden, görünüşte ona değmeden akıp gidiyordu. Ama zaman insanı ve çevresindeki dünyayı fark ettirmeden değiştirir. Kırkıncı yıl, bir kadının yaşamında dönüm noktası olan kırkıncı yıl da gelmişti ama Mary Stuart hâlâ tutukluydu, hâlâ özgür değildi. Yaşlılık ona sessizce yaklaşmış, şakakları ağarmış, vücudu gelişmiş ve biraz daha irileşmiş, yüz hatları biraz daha sakinleşmiş ve bir hanımefendiye yakışır bir görüntü kazanmış, dindarlık şeklinde açıklanabilecek bir hüzün dalgası tüm benliğini sarmaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra aşk zamanı, yaşam zamanı -ki Mary Stuart bunu kalbinin derinliklerinde hissediyordu- geri gelmez şekilde geçip gidecekti: Şimdi yaşayamadıklarını bir daha hiç yaşayamayacaktı, artık akşam olmuştu, gece karanlığı çökmek üzereydi. Kısa bir süre daha; sonra hayat ebediyen bitmiş olacaktı.