"Yurt, candan önce gelir! Yurt olmazsa hayatta nasıl
kalırız? Kim bilir kimin köpeği oluruz? Bilirim korkak bir
adamımdır ama iş yurdumsa, tek kılıç darbesi atmayı bile
beceremesem de denerim! Canım pahasına denerim!"
Cehennemim olmalı öfkem için, cehennemim olmalı gururum için – ve tembelliğim için; bir cehennemler konseri. Bitip tükeniyorum. Mezar bu, solucanlara gidiyorum, iğrenç mi iğrenç! Şeytan, soytarı, çökertmek istiyorsun beni efsunlarınla. Vur diyorum! Bir dirgen darbesi daha! Ver diyorum! Bir damla ateş daha! Ah! Yaşama yeniden kavuşuyorum! Görüp tanıdım çarpık yanlarımızı. Ve bu zehri, bin kez cehennemlik bu öpücüğü! Güçsüzlüğümü, dünyanın vahşetini! Tanrım acı, gizle beni, güçlükle duruyorum! – Gizliyim ve bu benim. Ateştir bu, cehennemliğiyle birlikte doğrulan.
İçeride Ciri’nin dikkatini ilk olarak ahşap bir sedir çekti. Ciri şakaklarına kanın hücum ettiğini hissetti. Tabii ki, diye geçirdi içinden. Anna Tiller’ın yazdığı aşk hikayesini tapınakta okumuştum. Yaşlı kral, genç kraliçe ve iktidar hırsıyla yanıp tutuşan ve tahta geçme sırasının kendinde olduğunu savunan prensin hikayesi. Eredin insafsız, hırslı ve kararlı biri. Kraliçeyi ele geçirenin gerçek kral, gerçek hükümdar olacağını biliyor. Kraliçeye sahip olan, ülkeye sahip demektir. Burada, bu sedirin üzerinde bir hükümet darbesi başlayacak...
Hayaller devri olan 20 yaşının en dehşetli bir darbesi... Meğer kendisini huzurundan eden bu tebessüm kızın o küçük, o güzel ağzının bütün üst dudağı biraz kısa olduğundan kaynaklanıyormuş. Meğer o eşitlik sever tebessüm kendisine değil, bütün aleme, bütün eşyaya aitmiş.