7/10
·352 syf.··
2026 31. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 00:00
Bu seride özellikle bir önceki kitaplarda yaşadığım beklentiyi karşılayamama halinden sonra uzun bir süre Julia Quinn okumamaya karar vermiştim. Son dönemlerde hayatımda yaşadığım yoğunluk iş stresi okumak istediğim kitaplar arasında seçim yaparken belki de biraz güvenli limanda kalma istediği yada seriyi yarım bırakamama obsesyonu bu kitabı okumamı sağladı. Bence serinin ilk kitabindan sonra ki en iyi kitabi diyebilirim. Kitap temel anlamda Francesca Bridgerton'ın hayatını anlatıyor. ilk eşiyle hayatı eşini ölümü sonrasında yaşadığı yaş süreci ve eşinin kuzeni ile yaşadığı aşk evliliği vs. Bu kitapta da tabiki kızımız çok sakin naif eşinin ölümünden sonra kendini işlerle teselli etmiş, uzun ve toplum tarafından onaylanan bir yas süreci geçirmiş temiz, çekici, zeki arzulanan ama çok sadık bir kadın. Erkek baş kahramanımız ise tabiki serinin diğer kitaplarında da olduğu gibi çapkın, yakışıklı, bir bakışıyla kadınları bayıltabilen, bütün herkesin onun hakkında ve çapkınlığı hakkında konuştuğu, ama onurlu bir çapkın olan(kuralları ve aslaları var) ama kızımızı deliler gibi seven ve aslında herşeyi kuzeninin nişanlısına aşık olduğu için yapan bir delikanlı. Bu kalıplar bu seride klasik halini aldı bence Francesca özelinde 2. Eş olsa da şuana kadar okuduğum diğer kardeşlerin tümünde kadın ve erkek başrol karakterlerin hepsinin ortak özellikleri var. (Erkekler muhakkak çapkın ama çok yakışıklı ama öyle böyle bir yakışıklılık ve çapkınlıkta bahsetmiyoruz, kadın karakter ise ortalama bir güzellikte ama aşırı zeki nüktedan ve sadık olur) Bu kitabın aşkı boğmadan, karakter gelişimine izin vererek, karaktere aykırı bir davranım da bulundurulursa da sebepleri açıklanarak genel anlamda duygu yoğunluğunu, hisleri verebildiğini düşünüyorum. (Bir iki yerde Micheal in tutarsızlıkları
Sana MuhtacımJulia Quinn · Epsilon Yayınevi · 20201,091 okunma
8/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 14:02
Beklentimin biraz altında bir kitaptı. Her şey çiçeği burnunda çift Charlotte ve Erik'in balayı tatilinde başlar. Çıkan aksilikler nedeniyle Charlotte,hiç tanımadığı bir adamla okyanusun ortasında kalıverir. Ama bilmiyordur ki,o adam çok geçmeden hayatının aşkı olacaktır. Kitabın konusunu böyle beklemiyordum açıkçası,ilk yarısı neredeyse tamamen adada hayatta kalma mücadeleleriyle ilgiliydi. Bence özellikle çok fazla yan karakter vardı ve bunun yanı sıra hepsinin de hikayesine yer verilmişti,bazılarının gereksiz olduğunu düşünüyorum. Onun dışında mavi kelebek efsanesi ve metaforlar hoşuma gitti diyebilirim. Bermuda Şeytan Üçgeni ile ilgili gerçekten böyle hikayeler var mı merak etmedim değil. Ama yine de tüm eksilere rağmen Sarah Jio'nun her ince ayrıntıyı şekerle süslemesi okuma isteğini artırıyor.
Kelebek AdasıSarah Jio · Pena Yayınları · 201913bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·480 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
Merhaba kitap sever dostlarım, kitabımız bizi 1960'li yılların Bulgaristan'ına götürüyor. O yıllarda komünist rejimin Türk azınlığa yönelik uyguladığı isim değiştirme, dil ve din yasakları, eğitim üzerindeki kısıtlamalar ve kimliksizleştirme politikaları romanın konusunu oluşturuyor. Bu dönemde Ruslar ve Bulgarlar tarafından Türklere uygulanmış insanlık dışı politikalara, baskı ve dayatmalara şahit oluyoruz. Sırf Tük oldukları için az bir maaşla köle gibi çalıştıklarına, kendi dillerini istedikleri gibi konuşup yazamadıklarına, inanç ve ibadetlerini gizleyerek yapmalarına, kendi topraklarında mal mülk sahibi olamadıklarına şahit oluyoruz. İlay milli mücadele duygusu ile büyütülmüş bir kız. Kitabı da onun ağzından okuyoruz. Milliyetçi, idealist, azimli ve baskılara karşı boyun eğmeyen biri. Mehmet Ali, İlay'ın çok sevdiği nişanlısıdır. Kendisini Bulgar olarak gören, benliğini unutan biri. Birbirlerini çocukluktan beri tanırlardı ve aşıklardı. Ama sayfalar ilerledikçe aslında İlay ile Mehmet Ali'nin hayat görüşlerinin ne kadar da farklı olduğunu göreceğiz. Biri milli duyguları uğruna her şeyi göze alırken, diğeri sırf arzuları uğruna kendi benliğinden vazgeçebiliyor. Ilay'ın hem vatan aşkından hem de gönül aşkından vazgeçmemesi için vermiş olduğu mücadele çok etkileyiciydi. Kitabın ismi, yaşadıkları tüm zulümlere rağmen Türk toplumunun her bahar yeniden yeşereceğine, yani "çiçeklerin yeniden büyüyeceğine" olan inancı simgeler. Kitapta milli duygular ön planda. Bu da benim çok hoşuma gitti. Aynı zamanda aşk, isyan, nefret her türlü duygu var. Emine Işınsu, bu eseriyle Bulgaristan Türklerinin yaşadığı dramı sadece siyasi bir belge gibi değil, bir kadının iç dünyası ve mahrem acıları üzerinden edebî bir dille anlatmıştır. "Bedenler,beyinler ve sevdalar bu toprağa
Çiçekler BüyürEmine Işınsu · Bilge Kültür Sanat · 20121,942 okunma
ne kitaptı ama..
7/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:58
Bu kitap hakkında çok fazla şey söylemek geliyor içimden.İlk 50 sayfayı okuyunca çok sıkılmıştım,çok fazla detay vardı,akmıyordu bir türlü.Beklentim farklıydı öncelikle,iyi mi kötü mü bilmiyorum.Ama yüzleşme anı geldiğinde generalin içini döktüğü kısımlar daha heyecanlıydı,daha akıcıydı. •İlk başta Konrad'a hakk veriyordum,sırf müziğe ilgi duyuyor diye dışlanıyormuş gibi hissetmiştim,onunla daha fazla empati kurmuştum. •Generalin konuştuğu kısımlar geldiğinde detayların bir anlamı varmış.Generalin bazı dediklerine katıldım,bazılarına katılmadım,bazıları çok düşündürdü. •Mesela soruların cevapları bazen kelimelerle değil de hayatla da verilebiliyormuş.Bazı dostluklar göründüğü kadar masum değilmiş.Eğer aralarında gerçek bir dostluk olmasaydı, Konrad'ın öldürmek isterken yaşadığı tereddütü, ardından kaçışını ve 41 yıl sonra geri dönüşünü anlamlandırmak mümkün olmazdı.Çünki bence de dost olmayan biri gözünü bile kırpmadan öldürür,öldüremese de kaçmazdı.Arkadaşı olarak gördüğü kişi umrunda bile olmazdı çünki. •Hayatın anlamı üzerine;yaşlandığında veya olayların üzerinden uzun zaman geçince soruların cevapları,intikam almak,aldatılmış olmak bile o kadar önemsiz oluyor ki,hiç bir anlamı kalmıyor yani. •Veya insanların "başka türlü" olması o kadar kabul edilebilir bir şey ki(karakterlerden birinin yaratıcı, diğerinin öldürücü olması gibi).Yani sırf bu insani özellikler,hayattan aldıkları zevkler,hayat amaçları farklı diye yargılanması saçma olur,ki insanlar ne kadar çabalasalar da,değiştiremeyecekleri şeyler var.Uyumluymuş gibi rol yapmak ne zamana kadar sürdürülebilir ki? •Genel olarak bana çok şey kattı,bu kadar detay olmasaydı da iyi olurdu yine de,200 sayfalık bir kitap okumuş gibi hissediyorum bu yüzden.Bu
Mumlar Sonuna Kadar YanarSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20246,7bin okunma
Kesinlikle bir şans verin...
10/10
·517 syf.·
2026 143. kitabı
Martın Eden'i bitirdiğimde sanki uzun bir yolculuktan dönmüş, bir insanın yükselişine, yalnızlaşmasına ve kendi içinde yıkılışına tanıklık ettim. Martin'in hikâyesini okurken zaman zaman ona hayran oldum, zaman zaman ona kızdım ama hiçbir an ona kayıtsız kalamadım... Jack London, Martin Eden'da yalnızca bir adamın hikâyesini anlatmıyor; insanın kendini gerçekleştirme tutkusunu, ait olma arzusunu ve sonunda bunların bedelini sorgulatıyor. Martin'i ilk tanıdığım andan itibaren onun içindeki açlığı hissettim. Bu açlık sadece bilgiye ya da başarıya duyulan bir istek değildi; dünyada bir yer edinme, kendini kanıtlama ve sevdiği kadının gözünde değerli olma arzusuydu. Onun geceler boyunca çalışmasını, kitaplara sarılışını ve defalarca reddedilmesine rağmen vazgeçmeyişini okurken büyük bir hayranlık duydum. “İnsan, istediği şeye ulaşmak için her şeyini verebilir; yeter ki ona gerçekten inansın.” Martin'in mücadelesi bana başarı denilen şeyin çoğu zaman dışarıdan göründüğü kadar parlak olmadığını düşündürdü. Çünkü o, hayalini kurduğu yere ulaştığında aslında peşinden koştuğu dünyanın sandığı gibi olmadığını fark etti. İnsanların onu başarısızken görmezden gelip ünlü olduğunda el üstünde tutmaları romanın en çarpıcı taraflarından biriydi. **“Başarıya ulaştığında, seni alkışlayanların çoğu yolun başında yanında olmayanlardır.”** Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de Martin'in yalnızlığıydı. Bilgisi arttıkça çevresinden uzaklaşması, düşünceleri derinleştikçe insanlarla arasına görünmez duvarlar örülmesi oldukça sarsıcıydı. Bazen insanın en büyük kazançlarının aynı zamanda en büyük kayıplarına dönüşebileceğini hissettim. “Hayat, insanın kendisini bulmaya çalışırken kaybettiklerinden ibarettir bazen.” Keyifli okumalar....
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Mukaddes'e aşık olacaksınız!
8/10
·128 syf.··
2026 73. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:13
Kitap hem anlatıcımız hem de baş karakterimiz olan Şerif'in, enstitü sınavlarına girmek için belgelerini getirdiği gün Mukaddes'i koridorda görüp ilk görüşte aşık olması ile başlıyor ve ondan sonra hiçbir şey Şerif için aynı olmuyor. "Mukaddes" saf ve masum bir aşk hikayesi evet ama aynı zamanda arka planda Sovyetler Birliği dönemindeki Türkistan coğrafyasının sosyo-politik yapısını sert biçimde eleştiriyor. Dönemin yozlaşmış eğitim sistemini, devlet kademelerine sızan bürokrasiyi ve torpil gerçeğini açık bir şekilde anlatıyor.
1000Kitap
MukaddesAdil Yakubov · İleri Yayınları · 2000140 okunma