Toplanın ahali, dedikodu var! New York Times'ta bir haber okudum. Eric Abramovitz, Kanadalı bir genç. Üstün yetenekli bir klarnet sanatçısı. Los Angeles'ta başvurduğu üniversiteden
Ey dünyâ-perest nefsim! Acaba ibâdetteki fütûrun ve namazdaki kusûrun meşâgil-i dünyeviyenin kesretinden midir veyahut derdi-i ma'îşetin meşgalesiyle vakit bulamadığından mıdır? Acaba sırf dünyâ için mi yaratılmışsın ki bütün vaktini ona sarf ediyorsun!
Aşk nedir ? Onu bile tam anladığımdan emin değilim..
- Aşk ne midir ?
Şimdi, suya düştüğünü ve boğulmak üzere olduğunu hayal et…
Derken, bir anlığına başını dışarı çıkardığını , ışığı gördüğünü , nefes alabildiğini ve ellerine bir şeyim dokunduğunu hayal et.
Ve onu tam hisset, onu tut, ona tutun…
Yani eğer bütün hayatın boyunca boğuldupunu düşünüyorsan ki vaziyet öyle görünüyor..
o vakit aşk, başını suyun üstünde tutmana yardımcı olan şeydir.
Seni tanımayan her kalp hasta ve perişandır.
Seni anmayan ruh çaresiz ve bedbahtır.
Seni bilmeyen akıl karışık ve karanlıktır.
Mü'minin en büyük acısı senden ayrı kalmak değil midir
Baba.
Sen toprağın altında yatarken ben toprağın üzerinde
yürüyemem ki.
Hayâ ederim bundan.
“ Yani belki de aşk, birine karşı duyulan hisler toplamından ziyade, kendi başına yetişen, sahibini arayan öksüz duyguların neticesidir. İnsan bazen kime aşık olacağını seçemez. Kalbin zamanı gelmiştir ve karşısına çıkan ilk ihtimale sarılıverir.”