"Tepeden tırnağa deriz ya hani. Bir bütün halinde olmak gibi bir anlam taşır bu söyleyiş. Bozkırdaki Çekirdek'te tam bir tepeden tırnağa ele alır anlatacağını Kemal Tahir."
Aslında külliyatıyla ele alınması gereken bir yazar olan Kemal Tahir, bu metninde, bu metine has olarak, taşra ve şehir arasında sağlam bir köprü kurar. Bu köprünün tam ortasında duran birisi her iki tarafını da aynı görür. Aslında bu bir yanılsama değil, Türkiye özelinde makasın sanıldığı kadar açık olmadığını kanıtlar bize.
Köprü'yü, 1940'ların Köy enstitüleri ile inşa eder yazarımız. Yarattığı her karakterde bize bir olayın başka yüzünü ifşa eder. Metinde ana kahraman yoktur. Metnin kendisi bizzat başroldedir. Kemal Tahir, Ankara'da CHP genel sekreterinin odasında başlattığı yolculuğunu, yarı deli esrarkeş bir rufai dervişinin değirmeninde noktalar. Metin boyunca sanki bir Türkiye panoraması yaptırır okuyucusuna. Her karakteriyle, çok zengin bir insan topluluğuna sanki herkesin görevi belliymiş gibi eleştirilerini de güzellemelerini de düşüncelerini de söyletir. Metin boyunca köy ve köyün sosyal hayatını birörnek halinde yaşatır okuyucusuna. Bir idealin, tüm bu kendinden kopuk ama birbirinden ayrı olmayan Türk insanına nasıl bir etki yapacağını tahlil eder. Çocuk tiplemelerinde başka bir dünyayı, bizim dilimizde okumamızı sağlar.
Dönemin çok tartışılan Köy Enstitülerini, gölgede kalmış bir yönüyle ele alır. Köy enstitülerini kuran öğretmen kuşağının savrulmalarını ve milli mücadele altyapısıyla yola çıkan itici gücün körelmesini yine bir kuşağa mensup öğretmen karakterden dinleriz. Bir ideal olarak köy enstitülerinin yarattığı heyecanı tartışmaya açar bu tiplemeyle yazarımız.
Anlatım biçimi olarak, bol bol metnin geçtiği mekanların dilini okuruz. Anadolu'nun kendi halindeki bir köyünün