Kâni Efendi son mektubunu yazarken,
mürekkebi değil, kalbini akıtmıştı kâğıda.
Ben de öyle yazıyorum
Ley’Lâ... kelime değil,
hâl dökülüyor parmak uçlarımdan.
Bir rahip kızına duyduğu sevdayı
imanla dengeleyen bir kalp gibi...
O, aşkına dinini feda etmedi;
ben de aşkımda Rabbimi unutmam…
“Kırk yıllık Kâni olur mu Yani?” demişlerdi,
ben diyorum ki:
“Aşkın her hali Kâni’dir;
yeter ki sevdası hakikat olsun.”
Ben bu zıkkımı son yudumuna kadar içtim.
Zehri tatlı, ateşi serin geldi bana.
Çünkü;
Sevdiğini Allah için seviyorsan,
acı bile secdeye döner.
Ley’Lâ, seninle yandım, seninle arındım.
Kâni’nin pervanesi gibi kanadım eridi,
ama o eriyişte ateş oldum..
Her mektup bir dua,
her dua bir teslimiyet oldu...
Ve şimdi…
kadehin dibi boş, kelimem sessiz.